YAZARA MAİL GÖNDER Kadına şiddet önlenebilir mi?

YAZARLAR

Terbiye edilmemiş güç kontrol edilemez bir beladır. Egoisttir. Ben merkezcidir. Kendinden daha güçlünün yanında pasif, zayıfın yanında ise saldırgandır.
Erkeklerin bir kısmında görülen kadın saplantısını değerlendirirken bunları göz önünde tutmak lazım. Bazı erkekler güçlerini, vicdan, din, iman, kanun, ceza gibi eleklerden geçiremezlerse kendilerini güçlü gördüklerinde karşılarındakini ezerler. Futbolda, sermaye piyasasında, sanatta ve yarışa açık tüm alanlarda bu böyle.
Üniversiteli bir genç kızın hunharca katli, şiddeti yeniden gündeme getirdi. Bir insanı öldürmenin, hayata son vermenin ne kadar çetin bir iş olduğunu bilsem de taammüden, bilinçli bir şekilde öldürülmüş birine karşı ilahi adaletin cezasının uygulanmasından yanayım.
Bu yapılamıyorsa en şiddetli karşılık neyse o yapılmalıdır. Ama birkaç günlük tepki, yürüyüş veya kızgın tweetlerle bu şiddetin önüne geçemeyiz. Gün geçer ve her şey unutulur.
Kadınların korunması kadar, kadına yönelik saldırıların öncüllerinin kurutulması gerekiyor.
İnternetin
ve TV'lerin kullanılması ile ilgili düzenlemeden tutunuz, medyanın haberleri vermesine, aile terbiyesinden aile huzuruna kadar her noktanın didik didik edilmesi lazım. Seslice düşünelim.
1- Dizi filmlerdeki ahlaksızca senaryolar saldırganlıkları tetiklemiyor mu? Sapkınlıkları da?
2- Özellikle kadınlara yönelik, kadının vücudu üzerinden tasarlanan yarışma programlarındaki berbat görüntüler bu işi tetiklemiyor mu?
3- Boşanmalar, aile içi huzursuzluklar bu işi tetiklemiyor mu?
4- Erkektir, her şeyi yapar tarzındaki çirkin bakış bu işi tetiklemiyor mu?
5- Sosyal medyadaki sınırsız küfretme, hakaret üslubu bu rezillikleri tetiklemiyor mu?
6- Dini terbiyenin eksikliği, helal-haram algısının oluşmaması, sokak dilinin terbiye edilmemesi, çirkin geleneklerin kutsal görülmesi bunu tetiklemiyor mu?
7- Kadının cinsel bir obje gibi takdimi bunu tetiklemiyor mu?
8- Karı-kocanın (özellikle yeni evlilerde ve gençlerde) huzursuzluğu bunu tetiklemiyor mu?

***

Bu tür olaylarda 'aile ve çevre' son derece kritik rol oynuyor. Yüce Allah; 'Sizin ve sevdiklerinizin aleyhinize de olsa gerçek şahitler olun' buyuruyor. 'Yalancılıktan ve yalan şahitlikten kaçının' buyuruyor. Fakat bazı babalar, amcalar, dayılar, mahalle arkadaşları böyle feci bir cinayeti örtmek için işbirliği yapıyorlar. Örtmeye yardımcı oluyorlar.
Bu ne kadar kötü! Halbuki babanın ve aklı başındaki dost ve akrabaların katilin, suçlunun elinden tutup adalete teslim etmeleri beklenmez mi? Bu katile yapılacak en büyük iyilik değil mi? Böyle bir tavır şiddet yanlılarını frenlemez mi?
***

Medyanın bu haberleri veriş tarzı da konuşulmalı. Medya işin magazinsel boyutundan sıyrılmalı, eğitim ve köklü çözüm yönüne eğilip böylece işi takip etmelidir. Ama aldatan ve aldananları günlük tefrikalar halinde yıllarca okutursak, bu çirkinliklere zemin hazırlamış oluruz.
Neticede insanın olduğu yerde maalesef şiddet olacak. Bunu azaltmak, etkisizleştirmek, caydırmak, eğitim, kontrol, ciddi cezalar ve dini hassasiyetle kısmen mümkün olur.
Özgecan kızımıza ve benzerlerine Allah rahmet etsin. Burada yitirdiklerini ahirette bulurlar inşallah. Yüce Rabbimiz ailesine de sabrı cemil nasip etsin.

HİDAYETTEN SONRA SAPTIRANLAR

Böyle diyor ayet: "Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma" (Ali İmran, 8). Demek ki iman ve İslam hidayetlerden sonra kalpleri İslam'dan ve imandan kayanlar var. İmansız ölenler var. Belki kendini tam bir mümin gibi görüyordur. Çevresine de ehl-i iman geçinir, görünür. Ama Allah (c.c.) onu çoktan imansızlar safına kovalamıştır. Ruhu duymaz. Fark etmez. Sicili çoktan bozulmuştur.
Bir insanın; gereksiz işlerle uğraştığını, fesatlık yaptığını, kin ve düşmanlık oluşturduğunu, gıybet ve suizanda bulunduğunu, başkasının aleyhine konuştuğunu, kendi günahını görmeyip başkasının günahını göstermeye çalıştığını, kolay yalan söylediğini, iftira attığını, başkalarını felakete düşmüş gibi gösterip kendini kurtuluş gemisinde saydığını, Hz. Peygamber'in övülmesinden rahatsız olduğunu, Kuran'ı kendi hevasına göre tefsir ederken Hz. Peygamber'i devreden çıkardığını, eski takva sahibi alimlere hakaret ettiğini görürseniz bir gün bu kişinin imanını kaybedeceğini bekleyebilirsiniz.
Nice kişi mümin sabahlar, kafir geceler diyor Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) "Cennet her birinize ayakkabınızın bağı kadar yakın, cehennem de..." böyle buyurmamış mı Allahın resulü. Yerinizi seçmek size ait.

DİYANET'E BİR HATIRLATMA

32 yıl fiilen Diyanet'te çalıştım! Taşrada, merkezde. Teşkilatı çok iyi biliyorum. Yaptıklarını da, yapması gerekenleri de... Diyanet teşkilatını seviyor ve önemsiyorum. Çünkü son derece hayati bir rol oynuyor. Zaman zaman vaizleri, müftüleri, imamları müezzin hocalarımızı toplayıp "ne yapıyoruz, eksiğimiz, iyi tarafınız nedir" diye kendilerini tartmaları gerektiği kanaatindeyim. Elemanlarına söz hakkı vermeliler. Onları dinlemeliler.
Hizmet içi eğitim kurumlarından veya aylık periyodik toplantılardan bahsetmiyorum. Yenilenmeden, format geliştirmeden bahsediyorum. Belki yapıyorlar da fazlaca yansımıyor.
Bu yazımda önemli bir hususu hatırlatmak istiyorum yetkililere. Türkiye'de ciddi bir misyonerlik faaliyeti başlamış durumda. Yurtdışından din adamları geliyor ve lise çağındaki gençlere eğitim veriliyor. Müslüman talebelere elbette. Bu konuda bizlere haylice şikâyet ve bilgi akıyor. Buradan, İslam dışı dinlere karşı bir reaksiyon gösterilmesini istediğimiz anlaşılmasın. Veya baskı. Buna şiddetle karşıyım. Onlar inandıklarını yapıyorlar.
Benim arzu ettiğim şu: Her müftülükte, hatta her merkezi camide 'dinler tarihi' ve 'kitabi dinler' hakkında, özel eğitime tabi tutulmuş görevliler istihdam edilmeli. Ülkemizde dinler tarihi alanında (örnek olarak Prof. Dr. Ömer Faruk Harman Hoca ve benzeri )yetkin ilahiyatçılar var. Onların kontrolünde birkaç aylık (günlük değil) ciddi dini eserler taraması yapılmalı. Özel kursiyerlerle İncil, Tevrat ve bu kitapların yorumları Kuran ışığında incelenmeli. Kitabı olan din mensuplarının İslam aleyhindeki eser ve broşürleri incelenmeli ve cevaplar hazırlanmalı. Diyanet bu hususta acil adım atmalıdır. Atmışsa medya da bunu bilmeli. Çünkü çocuklarının bazı saplantılarından rahatsız olan velileri ilgili yerlere yönlendirdiğimizde, aileler eksikler görüyorlar. Bu dostça hatırlatmayı önemserler dilerim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.