YAZARA MAİL GÖNDER Tedbir ve takat

YAZARLAR

Her zaman söylerim: zor problemleri halletmek için Ockhamlı William'ın (Occam da yazılır, 13. yüzyılda yaşamış bir düşünür) kuralından iyisi yoktur; yani fazlalıkları atıp, bilinmeyenlerin sayısını azaltmak, meseleyi bir iki unsura indirmek. Gerisi kendiliğinden gelir. Ne zaman bir konudan dolayı ortalık toz duman olsa çareyi bu bilgece yönteme sığınmakta bulurum. IŞİD ya da Kobani ya da Kürtler meselesine bakınca da başka yol yokmuş gibi geliyor bana.
O zaman işin bam teli nedir sorusunu soralım. Bence bir tektir: Türkiye, doğrudur, Kobani'ye yardım etmekte ayağını diriyor, işin üstüne büyük bir hevesle gitmiyor. Kürtler de uzak durma bu işe bulaş, Kürtler adına savaşan PYD'ye (PYG'ye) yardım et diyor. Yani, sorun, Türkiye'nin PYD'ye silah vermemesi. Her zaman dediğim gibi, bu kadar basit. Bu kadar karmaşık.
Biraz derinlemesine düşününce bu talebin öyle hevesle, heyecanla, iştahla karşılanması olanaksız. Netice itibariyle elimizi vicdanımıza koyup konuşalım. PYD/ PYG ile PKK neredeyse aynı bünye. Devlet PYD'ye verilen silahların PKK'ya verilmiş olacağını muhakeme ediyor. Bundan özenle kaçınıyor. PKK'nın silah bırakmasının konuşulduğu bir dönemde şimdi PYD üstünden yeni bir silahlanma döneminin başlamasını, değil Türkiye, aynı durumdaki hiçbir devlet kabul etmez.
Türkiye buradan hareketle o bölgede ortaya çıkmış Kürt hareketinin alacağı yeni durumu yakından görmek istiyor. Daha açık yazmak gerekirse, bölgedeki Kürt hareketinin ne kadar güç kaybedeceğini dikkatle izliyor. Daha da açık bir ifade isteyenler için belirtirsem, Türkiye, ister doğru bulun ister yanlış, bölgedeki Kürt hareketinin daha da güçlenmesini, daha da temellenmesini bir real politik olarak benimsemiyor. Bu nedenle de durumu "idare ediyor."
Ama bu bütünüyle atalet içeren, Neron'un Roma'yı yakarken lir çalmasına benzer bir yaklaşım değil. İnsani yardımı sürdürüyor. 4 milyar dolar para harcıyor. 2.5 milyon sınırına dayanmış sayıda göçmen kabul ediyor. Ayrıca Tampon Bölge öneriyor. Uygulanmazsa o öneri, kabahatinin Batı'da olacağı muhakkaktır.
Şimdi gelelim Türkiye'nin bu tercihinden sonraki duruma. Kürtler, içeride, tepki gösterip ayaklandılar. Başka gruplar ve örgütler de devreye girerek meseleyi bir devlet -iktidar karşıtı harekete dönüştürüyor. İşin o kısmına söyleyecek fazla bir sözüm yok. Ama Kürtlerle ilgili yapılacak birkaç değerlendirme var.
Birincisi, bu hareketin artık erginleşmesi gerekiyor. Bu konuda HDP üstüne düşeni yapıyor. Selahattin Demirtaş'ın dünkü açıklamaları bu yöndeydi. Her ne kadar araya bazı ikircikli cümleler sıkıştırmış olsa dahi, Demirtaş, taraftarlarına, açıkça, sükûnet telkin etti. Ayrıca kimseye şiddet çağrısı yapmadıklarını belirtti. "Şiddet kesinlikle olmamalıdır. Yakma yıkma bizim tasvip ettiğimiz, benimsediğimiz, önerdiğimiz yöntemler değildir" dedi. Bu elbette önemli bir çağrıdır. Kürt toplumunun bu anlayışı içselleştirmesi gerekiyor. Atatürk heykeliyle futbol oynamak vs herkesin kendi nefsinde kaçınması gereken bir tutumdur.
İşin öteki yanına gelince orası daha vahim. Basında birçok yerde yazıldığı gibi şimdi sokaklarda, kentlerde Hizbullah çatışmalara karışıyor. Diyarbakır'da yaşanan çatışmaların görüntüleri internette. Bu örgüt IŞİD'i destekliyor. Dolayısıyla IŞİD karşıtı Kürtlerle vuruşuyor. Bu örgüte herhangi bir biçimde göz yumulması aklın almayacağı bir şeydir. 1990'larda yapılan bu trajik hatanın değil tekrar etmesi, hayal edilmesi bile vahimdir.
Kısacası Türkiye'nin kendi hesabı var. Kürtlerin ise beklentisi. "Tedbirin takate uyması" gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.