YAZARA MAİL GÖNDER Akparti ne yapmalı?..

YAZARLAR

Dün Sabah gazetesinde çıkan iki yazı şu karmaşa günlerinde ele almayı düşündüğüm iki konuyu da mükemmel biçimde dile getiriyordu.
Hıncal Abi, HDP'nin dışlanmasını yanlış bulduğunu defalarca dile getirdiğini ve eleştirdiğini yazıyordu, Demirtaş'ın son açıklamalarını eleştirerek, oyunu HDP'ye verdiğini gene bu gazetede ilan ettiğini vurgulayarak. (Bu satırların yazarı da naçizane aynı önermelerde bulunmuştu. 'Şerik' olmak maksadıyla değil, durum tespiti açısından belirtmek ihtiyacı duydum.) Bugünkü karmaşaya çözüm önerisi bu yazıda içkindi: HDP'nin ve Kürtlerin kavranması, kuşatılması, sahiplenilmesi.
Mahmut Övür de gene bizi bugüne taşıyan süreci değerlendirerek çözümün Akparti'den gelmesi gerektiğini işaret ediyordu. 'Akparti ezber bozmalı' diyordu. Bunu nasıl yapacağını da Övür açıklamıştı: Kürt sosyolojisini kucaklamak ve DAEŞ terörüne karşı çıkmak!

***

Siyasetin temel mantığını yerli yerine oturtunca bütün çözüm yükünün gerçekten de Akparti'nin sırtına bindiğini ben kendi payıma söyleyeyim. Niye böyledir, açıklayayım.
Birincisi, Akparti iktidardır. Sorunlara çözüm bulmak daima iktidarın sorumluluğudur. Eskiden beri söylenen söz doğrudur. İktidar, şikâyet makamı değildir. Şikâyet merciidir. Yani birileri gelir şikâyetini oraya, iktidara aktarır, o da çözüm üretir. Ama iktidar şikâyet etmez.
İkincisi, Akparti bugün % 41 oyla Türkiye'deki en büyük ve en yakın rakibinden % 16 daha fazla oy almış, 13 yıldır iktidarda bulunan partidir. Güneydoğu'nun kendisine özgü şartlarıyla orayı kaybetti. Ama hâlâ Türkiye'nin her köşesindeki varlığı mevcuttur.
Üçüncüsü, iktidar, hele Türkiye'de, taşıyıcı, kuşatıcı, kavrayıcı olmak zorundadır. Türkiye çeşitli kutuplaşmaların, ayrışmaların, zıtlaşmaların hatta bölünmelerin ülkesidir. Böyle bir ülkenin yönetilmesi için gerekli şartları üretmek öncelikle iktidara düşer.
Bu üç maddeyi birleştirince, ortaya neye çözüm aradığımız sorusunun cevabı da çıkar: Kürt sorunu!
***

Çok uzun süre Kürt sorunu dediğimiz bu mesele yakın zamanda Çözüm Süreci, Kürt Barışı adıyla anılıyordu. Ne olduysa oldu, tekerlek kırıldı, araba devrildi ve yeniden çözümsüzlük aşamasına ulaşıldı. Ben gerekçesini kendi anladığım kadarıyla söyleyeyim. Bu durum bir tedirginlikten kaynaklandı. Erdoğan sonrası Akparti'nin MHP'ye oy kaybettiği varsayıldı, o hareketin nedeni olarak çözüm süreci görüldü, gösterildi. Akparti, gereksiz ölçülerde Kürt karşıtı bir siyaset üretti. Bir spekülasyon tabii, gene de, söyleyeyim, belki böyle yapmasaydı, MHP'ye de HDP'ye de giden oyları bir ölçüde azaltabilirdi.
Bunlar yaşandı, bitti. Üstelik köprülerin altından çok sular aktı. Bugün PKK'nın son hamlesiyle Türkiye yeniden çatışma ortamına sürükleniyor. Hele KCK'dan gelen 'silahlanın, silah eğitimi alın' çağrıları da göz önünde bulundurulursa...
***

Bu noktada Övür'ün, Uluç'un çağrısı gerçekten önem kazanıyor. Akparti büyük Kürt kitlesini kuşatarak, destekleyerek, onlarla rıza ilişkisi kurarak ve daha çok yakın bir tarihe kadar aralarında çok güçlü bağların bulunduğunu, bölgenin hâkim partisi olduğunu anımsayarak, yeni bir barış hamlesi başlatmalıdır.
Perşembe, çarşamba ilişkisini hep hatırlamak gerekir...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.