Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Eski yılın son, yeni yılın ilk günü için yazı yazmak zordur. Ama ben severim. Günlük rutinin dışına çıkmak bakımından bir fırsattır. Öteden beri yakındığım bir şeydir, sadece politika yiyip içip, konuşmak. Belki kendi ilgilerimin ve çalışmalarımın politikanın yanında başka alanlara da yaygın olmasından ötürü artık çok sıkılıyorum hayata sadece politikanın içinden bakanlardan.
Yıllar geçtikçe insanlarda iki şey arar oldum. Birincisi, dediğim gibi, sıradan olayları mesele edinip, ondan ötesini göremeyip, hayatın metafizik boyutunu kaybedenlerdir. Metafizik derken aklımıza gelen anlamı değil zihnimden geçen. Hayata, onu soyutlayarak bakanlardan, gündeliğin ötesine geçip, ona insani bir derinlik hazırlayanlardan bahsediyorum.
Diğeri ciddiyet ve olgunluk. Varsın bana kızsınlar, bildiğimi okuyayım, kestirmeden söyleyeyim, Türkiye'de insanlar çok geç olgunlaşır. Daha çok bireyliğin bizde gelişmemiş olmasındadır. Hâlâ cemaat halinde yaşayan bir toplum halinde kaldığımızdan 'kendimiz olmak' yıllar, yıllar alır. 40-50 yaşındaki insanların çocukluklarını, ilkelliklerini aşamadıklarını görüyorum. Bu olgunlaşamama sorunu ya düpedüz çocukça haller ya çiğlik ya da snobluk olarak tezahür ediyor.
Bu insanlarla işim yok. Ama söz ettiğim bu çok sıkıcı durumun başlıca bir nedeni daha var: kültürsüzlük.

***

Şöyle bir etrafınıza bakın, kültürle yaşayan, kültürle iç içe, okuyan, yazan, düşünen birisi var mı çevrenizde? Siz mesela onlardan birisi misiniz? Oysa çocukluğumda insanlar birbirlerini kültürleriyle tartardı. Benim de çoğu zaman hiç sevmediğim bir yazarı sırf kültürünün zenginliği, genişliği nedeniyle okuduğum çoktur.
Bütün bunlar bitti. Artık başka bir dünyada yaşıyoruz. Görsel kültür, modern olmadan geçtiğimiz post-modern kültür bizi yazılı kültürden kopardı. Siz bakmayın 'ben elektronik ortamda okurum' diyenlere. Onlar okuduklarını sanırlar. Kitap okumak başka şeydir, elektronik (kitap) okuma ayrı. Bir kitabın nesne olarak hacmi, varlığı, kütlesi bile insanın okuma edimine bambaşka boyutlar katar.
Tıpkı üstünde 7.14 yazan 'digital' bir saate bakmakla akreple yelkovanının 7.14'ü gösterdiği saat arasındaki farktır bu. Birinde saatin kaç olduğu size söylenir. Diğerinde saatin kaç olduğunu siz bulursunuz, düşünürsünüz. Az fark mıdır bu?
***

Film izlemediğimiz, kitap okumadığımız, tiyatroya gitmediğimizde dünya çoraklaşmaz. O beylik bir söz. Dünya hep aynıdır. Asıl, bunları yapmayanlar tükenir. Beni o meyanda çok etkileyen bir şey de bir ülkenin seçkinlerinin, iyi eğitimli, iyi gelirli insanlarının yaşadığı tükeniştir.
Ne yazık ki, sefahatin, yeni moda tabiriyle hedonizmin her şeyi örttüğü bir çağdayız. Bakın namlı köşe yazarları neler yazıyor, bakın neleri tavsiye ediyorlar. O içki adları, popüler kültür ürünleri arasında bir tek dişe dokunur kültür ürünü, var mı?
Size bir şey söyleyeyim, iyi bir sanat yapıtı kavurucudur. Çok güçlü bir film izlersiniz, müthiş bir oyundan çıkmışsınızdır yerinizde duramazsınız. Yanarsınız. Onu biriyle paylaşmaya can atarsınız. Stendhal sendromundan söz etmiyorum. Onun çok düşük dozları da insanı çıldırtmaya yeter. O zatı muhteremler okusalardı, bilirlerdi, bilselerdi yaza da bilirlerdi. Yazmıyorlarsa bundandır.
Hayat ancak kültürle anlam kazanır. İnsan hayatın sırrına erer mi, bilmiyorum. Ama öyle bir şey varsa, bilgelik diyelim ancak kültürledir ve suskunluktur bilgelik. Suskunluk, susmak değildir. Çünkü suskunluk haykırmaktan daha fazla şey ifade eder. Kültür insana işte onu öğretir: olgunlaşmayı, bilgeleşmeyi, susmayı!
Herkese gönlünce bir yıl dilerim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER