YAZARA MAİL GÖNDER Kur, faiz ve algı yönetimi

YAZARLAR

Ekonomi, küresel finansal krizin başladığı Ağustos 2008'den sonra ilk kez bu kadar gündemde. Yakın zamana kadar "otomatik pilotta" görülen ekonomi yönetimi, türbülans koşulları nedeni ile elle kumanda edilmesi yani tecrübenin konuşturulması gereken bir dönemde. Ekonomiyi, herkesin ilgi merkezine oturtan iki ana faktör söz konusu. "İç kurgular ve ağırlaşan dış mali koşullar."
İçeriye bakıldığında, Cumhurbaşkanı'nın özel konumuna ayrı parantez açmak zorundayız. Halk tarafından doğrudan seçilmiş olması Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı, anayasada yazılı kuralların ötesinde bir noktada konumlandırıyor. Buna siyasal karizması, mutlak seçim başarıları ve liderlik performansı da eklendiğinde, bambaşka gerçeklik karşımıza çıkıyor. Cumhurbaşkanı'nın faizle ilgili değerlendirmeleri piyasa spekülasyonuna malzeme yapılırken, -kötü niyet yoksa- abartının dozu kaçırılıyor. Erdoğan'ın, yüksek faizle ilgili görüşleri ve büyüme hassasiyeti yeni değil. Başbakanlığı sırasında da dile getirdiği samimi düşünceleri. Üstelik tezlerini, geçmişte Bakanlar Kurulu'na brifing veren Merkez Bankası başkanlarına da söyledi. Yani, durup dururken dertlenmiyor. Öteden beri canlı tuttuğu bu konuyu yeniden tartışmaya açıyor. İddia edildiği gibi -kamuoyunca yakından tanınanlar da dahil- danışmanlarınca yanlış yönlendirilmiyor. Danışmanların özgün görüşleri ile mevcut durum örtüştüğü gibi, sanıldığı ölçüde her gün Cumhurbaşkanı'na aynı hususlar da tekrarlanmıyor. Artık kabullenilmesi gereken nokta şu: "Merkez de faiz politikası da eleştirilebilir. Bankanın karar verme gerekçeleri ile sonuçlarının ekonomiye, hatta siyasete etkisi de konuşulabilir."
Eleştirinin Cumhurbaşkanı'ndan gelmesi, alışık olunmayan durum gibi sunulsa da Erdoğan'ın bilinen tarzı içinde bunun da sürpriz sayılmaması gerekiyor.

***

Burada kritik nokta "faiz atışması" gibi sunulan olaydan ziyade, Merkez Bankası'nın politika araçlarındaki bağımsızlığına ilişkin algıdır. Neticede, Merkez Bankası'nın, parasal enstrümanları kullanma bağımsızlığı askıya alınmıyor. Risk tanımlama ve fiyatlama biçimi sorgulanıyor.
Ayrıca önümüzdeki günlerde bizzat Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun keskin sert ricasının ardından "Merkez Bankası, faiz, kur" gibi hassas konularda bakanların müstakil beyanat vermekten vazgeçeceğine birlikte tanık olacağız.
***

Yine görünür gelecekte, ekonomiye ilişkin risk unsurlarından çok "güçlü yönlerin" ve "güven-istikrar ortamının" vurgulandığını da duyacağız. İçeride üretilen, dışarıdan desteklenen "faiz- kur içerikli imaj operasyonuna" karşı strateji geliştirilmesi kadar, global finansal dalgalanmanın durulmasını da beklemek gerekecek. Eşzamanlı olarak kısa vadede "ekonomiyi canlandırma önlemleri" de devreye girecek. İstihdamdan, ithalata, kredi maliyetlerine kadar bir dizi alanda ince ayar yapılacak. Ve çok daha önemlisi orta vadede sonuç verecek yapısal dönüşüm programı... Öyle iddialı reçeteler geliyor ki... Ar-ge, rekabet, katmadeğerli projelerin ticarileşmesi adına devletin gövdesini taşın altına uzatacağı sansasyonel formüller bunlar.
Neticede... Sakin olmakta, suni dalgaya kapılmamakta fayda var. Tartışmaları yeni ekonominin doğum sancıları gibi okumak gerek. Neyin ne olduğunu, ne yapılması gerektiğini Ankara'dakiler iyi biliyor. Enflasyon hafızası canlılığını koruyan Türk halkının asıl duyarlılığı "döviz kurunadır!" Kur tuzağına düşen kaybeder! Siyasetçi de işadamı da vatandaş da...
Esas olan güven ve istikrardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.