YAZARA MAİL GÖNDER Erdoğan’ı aşmak!

YAZARLAR

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın önceki gün akşam, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu görevlendirmesiyle "63'üncü Hükümeti" kurma süreci resmen başladı. Anayasa gereği, 45 gün içinde yeni hükümetin kurulması gerekli. Aksi takdirde ya "4 partili Geçici Hükümet" ya da "Azınlık Hükümeti" seçeneği söz konusu.
Bugünkü tabloda, ülkeyi yönetmeye, sorumluluk üstlenmeye en hazır parti, AK Parti. Muhalefet, 7 Haziran öncesinin aklı ile ortak akıl arasında bir tercihle karşı karşıya. Ya geçmişin muhasebesine takılıp bugüne fatura kesmekte inat edecek ya da geleceği inşa etmek üzere, siyasi-ekonomik-demokratik reformlardan oluşan geniş bir mutabakat paydası çizilmesine yardımcı olacak.
***

8 Haziran sabahından, Davutoğlu'nun hükümet yürüyüşüne çıktığı 9 Temmuz'a kadar geçen sürede muhalefetin "brüt pazarlık beyanlarına" tanık olduk. Bir tür, müzakere çerçeve belgesi diyebileceğimiz maddeler veya şartlarla dolu 32 günü geride bıraktık.
O şartlar dizisi içinde bir başlık var ki üzerinde özel olarak durulmaya değer:
"Cumhurbaşkanı!"

***

Muhalefet partileri, "Başbakan Davutoğlu ile görüşme yapacak, ancak Cumhurbaşkanı ile koalisyon kuracak gibi hareket etmekte." Burada kritik iki husus var:
1- Cumhurbaşkanı'nın anayasal sınırlara çekilmesi tezi...
Cumhurbaşkanı'nın, anayasaya aykırı iş ve işlemde bulunduğu iddia edilemez. Bu, siyasi polemik malzemesi olmaktan öte değer de taşımaz. Denilebilir ki, "Seçimde meydanlara çıktı ve taraf oldu!" O durumda olsa olsa, Erdoğan'ın, doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı kimliği ile parlamenter sisteme dayalı Anayasa'dan kaynaklanan çelişkilerden söz edilebilir. Milletin seçtiği Cumhurbaşkanı, milletin içinde olmalıdır. Erdoğan da bu noktadan geri adım atmayacaktır. Muhtemelen, muhalefetten yükselen tepkileri dikkate alarak, gönlünde yatan aslanı eskisi gibi açıklıkla veya sıklıkla söylemeyecektir. Tabii, "anayasal sınırlar" demişken, mevcut anayasanın Cumhurbaşkanı'na geniş yetkiler tanıdığı ve bir süre sonra bu yetkilerin müzmin muhalefeti rahatsız edeceği, şimdiden hesaba katılmalıdır. Örneğin, Bakanlar Kurulu'na başkanlık eden Cumhurbaşkanı'na hangi gerekçe ile "hayır" denebilecektir. Veya "devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetme" yetkisine itiraz gerekçesi üretilebilecek midir? Cumhurbaşkanı'nın, güvenlik zirvesi toplamasına, ekonomiyle ilgili birimlerden bilgi almasına nasıl karşı çıkılabilecektir? Atamalar konusundaki görüş ve uyarıları gözardı edilebilecek midir?
Demem o ki...
Muhalefet, Cumhurbaşkanı ile sürtüşmeyi göze almak yerine, Cumhurbaşkanı ile "birlikte çalışma esaslarına" kafa yormak zorunda kalacaktır.
2- Cumhurbaşkanı'nın nerede oturacağı meselesine gelince...
Saray'la ilgili kapsamlı bir algı operasyonu yürütüldüğü ve yer yer sonuç verdiği bir gerçek. Ancak, Cumhurbaşkanı'nın nerede oturacağını, yüzde 13, yüzde 16 veya yüzde 25 belirleyemez. Milletin yüzde 52'sinin desteği ile seçilen Cumhurbaşkanı'nın nerede oturacağına yine millet karar verir. Bu halde iki seçenek gündeme gelir:
a)
Ya 2019'daki Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar beklenir, b) Ya da anayasa değiştirilir. Başkanlık, yarı başkanlık veya partili cumhurbaşkanı olmuyorsa, "sembolik yetkili cumhurbaşkanı" modeline dönülür. Erdoğan, "Ne der?" diye merak edilirse bence cevabı basit:
"Hodri meydan!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.