YAZARA MAİL GÖNDER Operasyonlar, çözüm ve halkın nabzı...

YAZARLAR

Dün, Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yapıldı. Bugün, TBMM'de birleştirilmiş Suriye-Irak tezkeresi görüşülecek. Her iki oturumun ortak paydası ise "terörle mücadele!" Türkiye, 23 Temmuz'daki Güvenlik Zirvesi'nden bu yana PKK, DEAŞ ve DHKP-C ile aynı anda ve topyekûn mücadeleyi esas alan yeni bir konsept uyguluyor. Özellikle terör örgütü PKK'nın kırsaldaki çatışmaları şehirlere taşıma, sivil halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirme, olası sivil kayıpları bahane ederek halkı sokağa dökme planı uyguladığı biliniyor. Bu yolla, "sözde özerklik ilanı"na meşruiyet kazandırma çabasında olduğu da biliniyor. Veya kamu düzenini sağlama önlemlerini gerekçe göstererek seçim güvenliği ile ilgili tartışma başlatma ve sandığı boykot etme hesabı güttüğü, böylece "özerklik ilanından başka çaremiz kalmadı" iddiasına taraftar bulma niyeti taşıdığı da anlaşılıyor. Hal böyle iken, silahların konuştuğu bu ortamda, silahsız çözümle ilgili gelişmeleri değerlendirmeye pek fırsat olmuyor. Oysa "devlet aklı" çok yönlü çalışmaya, yerel ve genel ölçekte nabız tutmaya, toplumsal değişimleri ölçmeye devam ediyor. Tabii bu analizlerin anlam kazanabilmesi silahların tümüyle devreden çıktığı aşamayı beklemeyi gerektiriyor.

***

Terörle mücadelenin kararlılıkla sürdüğü güncel şartlar altında gerek Doğu ve Güneydoğu'da gerekse ülkenin genelinde vatandaşlarla yapılan birebir görüşmeler, dikkat çekici sonuçlara işaret ediyor. Örneğin,
n Silahların gömüldüğü, siyasetin sahne aldığı, demokratik entegrasyona dayalı çözüm süreci ülke çapında yüzde 75, bölgede ise yüzde 93 oranında destek buluyor.
Kamu düzeninin çözüm sürecinin alternatifi olmadığını gösteren terörle mücadele operasyonlarına destek oranı yüzde 65'te seyrediyor.
Operasyonlar öncesi bölge illerinde yüzde 65 civarında olan özerklik talebi yüzde 38'e gerilemiş görünüyor. Bölge halkı özerklikten; ana dilini konuşma, ana dilde hizmet alma, günlük ihtiyaçlarıyla ilgili kararların yerel düzeyde verilmesini anlıyor. Ayrışma veya statü istemiyor.
Barajlar başta olmak üzere bölgenin günlük hayatına dokunan ancak silahlı unsurların hedeflerine engel teşkil eden kamu yatırımları halkta yüzde 65-75 arasında değişen oranlarda karşılık buluyor.
Kürt kökenli vatandaşlar Suriye ve Irak'la ilgili aidiyet hislerinin yüzde 15, Türkiye ve Türklerle aidiyetlerinin yüzde 75 oranında olduğunu belirtiyor. Türkiye'de yaşamayı, Irak veya Suriye ile birlikteliğe tercih ediyor.
***

Aslında, üzerinde duracak epey gösterge ve mesaj var. Hepsinin ortak paydasında şu başlıklar öne çıkıyor:
Devlet içinde alternatif devlet yaratılmasın,
Devlet, müşfik olsun,
Bölgede herkese terörist gözüyle bakılmasın,
Silahsız kesin çözüm için yine gayret gösterilsin,
Kürtlerin ayrılıkçılık arayışında olmadığı artık kabul edilsin,
Dağdan inişin yolu, hayata karışmanın yöntemi bulunsun,
Kürt kimliği ile yaşamanın, yerel tercihlerle yönetimin çaresi üretilsin.
Netice olarak...

Kansız günlere dönülmesi için "mutlak başarıya" ihtiyaç var. Şehitlerin acısının taze olduğu, yüreğimizi dağladığı bu dönemde, öncelikle Kan'dil'inin kesilmesi gerekiyor. O zaman, çözüm isteyen samimi HDP'lilere de İmralı'nın inisiyatifine de fırsat doğması, barış umudunun yeşermesi mümkün.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.