Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Şu sıralarda koalisyon ihtimalleri kadar Çözüm Süreci de konuşuluyor. Daha çok da HDP konuşuyor.
HDP'nin işi kolay değil çünkü seçim sürecinde muhatap seçtiği CHP ve MHP umut vermediği gibi AK Parti'yi de kendileri düşmanlaştırdı.
Şimdi, sanki seçim sürecinde çözüm iradesini ortaya koyan başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AK Parti'ye karşı bir "düşmanlaştırma" siyaseti izlememiş gibi davranmaları inandırıcı değil.
Bu noktaya da -bazı hatalarına rağmençözüm sürecini başlatarak siyasetin önünü açmak isteyen AK Parti değil tam aksine "pozisyon değiştiren" HDP getirdi.
HDP, bunu da silahlı güçlerin devreden çıkmasını İzleme Komitesi seviyesine indirip, Kobani üzerinden AK Parti'yi "yalanlarla düşmanlaştırma" kampanyası yürüterek yaptı.
O kampanyayı da, üçüncü göz olmak isteyen ABD'den ulusalcılara, Paralel Yapı'dan Doğan medyasına AK Parti karşıtlarıyla aynı safta durarak ve onlardan büyük destek alarak gerçekleştirdi.
Daha da ilginç olanı, seçim sonrasında da bu siyasetinden vazgeçmedi. HDP'li aktörler her fırsatta, CHP'nin ısrarla istediği CHPMHP- HDP koalisyonuna tam destek verdi.
Yani seçim tablosuna rağmen, HDP'liler kendilerini dışlayan, Meclis'te flu gören, çözüm sürecini "ihanet süreci" olarak niteleyen MHP ile bile bir araya gelmeyi içlerine sindirdi ama çözüm sürecini başlatan, hükümet kararına dönüştüren AK Parti'ye karşı "düşman" siyaseti izlemekten vazgeçmedi.
Şimdi aynı HDP Çözüm sürecinin devam etmesini istiyor. Bunu da AK Parti'yi düşmanlaştırdıkları için kimi muhatap alacağını bilmeden yapıyor. İşte siyaset mühendisliğinin sonucu bu... Bazen oy almak, konjonktürel başarıyı yakalamak yetmiyor önemli olan siyaset üretmek ve geleceği görmek.
HDP tam da bu nedenle deyim yerindeyse derin bir paradoks içinde. Bir yanda bölgedeki konjonktürel gelişmeler ve kimlik siyasetinin sunduğu fırsat var, öte yanda ise oy aldığı Kürt sosyolojisinin çözüm beklentisi ve Türkiyelileşme sözü var.
Kaos olmasın, çözüm süreci sürsün ve siyasetin önü açılsın diyerek HDP'ye oy veren milyonlar seçim sonrası HDP'den daha "ılımlı" ve sorun çözücü yeni bir siyaset bekliyor. Ama buna yönelik bir ipucu olmadığı gibi HDP hala, iktidara en yakın duran AK Parti'ye karşı sert ve düşmanlaştırma siyaseti izliyor. Sonra da kalkıp muhatap arıyor. .
HDP ve Kandil'in seçimlerde izlediği bu çelişkili siyaset, ilginç bir şekilde çözüm sürecinde öne çıkan ve "meşrulaşan" Öcalan'ı da devre dışı bıraktı.
Bir anlamda Öcalan'ın muhataplığı da boşa çıktı.
Artık, şu tablo sorgulanır oldu. Bugüne kadar Öcalan ne önerdi ve ne kadarı gerçekleşti? Şimdi Öcalan'ın 2013 Newroz'unda söylediği şu sözlerin bir hükmü var mı?
"Artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir."

Aynı şeyleri 2014 ve 2015'te de söyledi. Ne oldu?
Kandil, her defasında bir gerekçe bularak bu talepleri yerine getirmedi. Dahası seçim sonrası Kandil'den daha net bir tavır geldi:
"Silahları bırakma kararını sadece biz veririz"

Bu Öcalan'ın inandırıcılığına son darbeydi. HDP ve Kandil, siyaset mühendislikleriyle süreci kilitleyerek, içinden çıkılmaz bir noktaya getirdi. Suriye'deki gelişmeler bu projenin daha da derinleşeceğini gösteriyor. Peki, buradan çıkılacak?
Öcalan'ın yeniden devreye girmesi mümkün mü ve bir anlamı var mı? Ve bunu kim sağlayacak? Devlet mi HDP mi? Yarın devam edeceğiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER