YAZARA MAİL GÖNDER Yemek ya da kendini yemek

YAZARLAR

Yemek kanallarını, yemek programlarını izlemenin hazzına kapılmış gidiyorum. Hayır iştahımın çokluğundan değil, kalplere midelerden varmaya çalıştığımdan hiç değil.
Peki ne? Tuhaf bir huzur, umut, hayal dünyasına geçiş veriyor yemek kanalları bana.
Gülümsetiyor, ısıtıyor, merak ettirtiyor (ki merak kaybettiğimiz bir özellik, neyi niye merak edeceksin ki artık) 'bir gün ben de yapar mutlu olurum' sözü verdirtiyor. Bir gün... zaten ruhumuza güzel gelecek ne varsa daima 'bir gün'...
Şehrimizin dört bir yanını saran, açıl açıl tükenmeyen restoranlar, kafeler, pastaneler, büfeler de bundan sebep mi acaba?
Ofis işinden mutfağa kaçanların sayısı az mı yani?
Ya da yemek pişirme kurslarına katılanların artması da yine aynı yerden mi?
Yani; yalnızlık, derin açlık, en kısa yoldan mutluluğu yakalama çabası, ağız tadıyla dağılma, unutmak isteme mi telaşı mı?
Yemek, güzel yemek, farklı yemek, mutfakta vakit geçirmek en kolayından kaçış planı mı modern insanın?
Üstelik beden imgemiz böylesine bozukken. Üstelik bir gram alacağız diye ödümüz patlarken.
Geçen gün bir kahvecinin sipariş sırasında önümde iki teyze vardı. Abla değil dolu dolu, hakkıyla teyze. "Yarım yağlı süt, bir fıs sos, iki doz bilmemne" diyerek öyle bir karamel macchiato ısmarladılar ki ben sıradan müsaademi isteyip çıkacaktım.
Evet! İştahımız yüksek, hayatın kendisine değil, hazza. Anlık bile olsa, kalsa da kalmasa da. Öyle donuklaştık, robota bağladık ki duygu arıyoruz vesselam.
Modamız şu; öğrendiğin, keşfettiğin, uydurup da tutturduğun tarifleri gururla anlatmak. Eşe, dosta, düşmana hatta on dakika önce tanıştıklarına.
Eskiden altın, dolar, kısır günlerinde anneannelerimiz konuşurlarmış.
Şimdi onlara burun kıvıranlar, mavrasını yapanlar, onları başı boş sayanlar ve üstelik diyelim şirketleri yönetenler, beyaz yakalılar, CEO'lar, havalı adamlar, sert iş kadınları, özgür kızlar bile tarifleşmeye doyamıyorlar. Demek ki her zamanki gibi eskilerin bir bildiği var değil mi efendim.
O değil de modern insan altın günü muhabbetine hasret, kederinden ölüyor dostlar.
Ah o tatlılar, makarnalar, balıklar, çorbalar... yepyeni tarifler, yepyeni dünyalar.
Uçsuz bucaksız gibi. Gittiçe gidecekmişsin ve kimse seni bulamayacakmış gibi.
Dünyanın tüm yükünden kurtulduk kurtulacakmışız gibi.
Yapamazsan ye, yiyemezsen yap, olmadı geç ekranın karşısına izle. "Ah bir kafem olsa", "keşke şahane yemekler yapsam", "yemek okuluna mı yazılsam", "şu işi bırakıp mutfağa mı bulaşsam" diyeceksin bir gün sen de.
Harika yemek pişiren sevgili sevgililerin en güzeli şu günlerde. İyisi mi kendimizi yemeyelim, yemek yiyelim.
Afiyetli pazarlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.