TÜRKİYE'NİN SAGAN'I
"Babam paşa torunu; Fransız mektebinde, Mekteb-i Sultani'de, bir-iki yıl da Fransa'da okumuş ama subay. Askerliği seçmekten çok, zorunlu olarak subay olmuş. Trablusgarp maceraları, İngilizlere esir düşmesi, esaretten dilsiz Bedevi kılığında kaçması, çocukluğumdan kulağımda kalmış hikayeler. Levent'e geldiğimizde 11 yaşındaydım. Taşınmamızdan iki gün sonra da yeni okuluma, Dame de Sion'a başladım... O sıralar Françoise Sagan
Merhaba Hüzün diye bir roman yazmış ve kıyamet kopuyor.Ben de 17 yaşında ona özendim ve bir roman yazdım.
Hürriyet gazetesinde tefrika edildi. ...Bizim bu hareketin içine girdiğimiz günlerde (ki ben Melek'ten yaş olarak büyük olduğum için daha önce girdim), hele Maocu kanat dediğimiz Meleklerin hareketinde öyle orta sınıf falan da değil, burjuva ailelerin çocukları yer alıyordu. Ama sonrasında hareket Anadolu'dan gelen gençlerle kalabalıklaşınca nitelik de değiştirdi."
TİP DENEYİMİ
"TİP'in 15 milletvekili ve bir senatörle (Fatma Hikmet İşmen) Meclis'e girdiği 1965 seçimleri, Türkiye solu için bir dönüm noktasıdır. Seçimlerin öncesindeki propaganda konuşmalarında özellikle Mehmet Ali Aybar'ın davudi bir sesle 'Irgatlar, marabalar, işçiler,' seslenişi sadece bizlere değil, kitlelere ulaştı, etkili oldu, bugünkü deyişle 'ezberi bozdu'. CHP'de Ecevit muhalefetinin şekillenmesi ve İnönü'nün kerhen de olsa 'ortanın solu' sloganını benimsemesi TİP'in siyasi ve ideolojik etkisiyledir. Rüzgar soldan esiyordu ve emekçi kitlelere, işçiye, köylüye kadar da ulaşıyordu."
MARKSİZM-LENİNİZM ENSTİTÜSÜ
"Marksizm-Leninizm Enstitüsü dünyanın her yanından, komünist partilerinden gelenlerin ders gördükleri, birbirine bağlı birkaç büyük binadan oluşan geniş bir kompleksti... En matrağı illegalite dersiydi. Çok yaşlı, derste zaman zaman uyuklayan tonton bir Rus geliyordu o derse. Stalin hayranıydı, aklı gençliğinde 2. Dünya Savaşı sırasında Yugoslavya'da katıldığı antifaşist direnişte kalmıştı. Bildiği gizli çalışma yöntemleri de o günlerden kalmaydı. Bir BATA marka ayakkabı hikayesi vardı, her derste tekrarlanırdı. Ödev de verirdi. Mesela yakındaki bir parkta gizli bir buluşma veya belge alışverişi tatbikatı gibi. Stalin'i eleştirdik mi kıpkırmızı olur, 'Ah, ah; bütün suç o Beria'da, Stalin çok iyi bir yoldaştı ama o Beria var ya, sokakta güzel bir kadın gördü mü hemen getirtir, sorulursa Stalin Yoldaş istedi derdi,' diye anlatmaya başlardı."
'DEVRİMCİ' MAHALLE BASKISI
Aydın'la (Aydın Engin) birlikte olmaya başlamışız. O günlerde Aydın ve ben oraya buraya davet ediliyoruz, özellikle de Sovyet Konsolosluğu'ndaki, Bulgar bilmemnesindeki Ekim Devrimi kutlamalarına falan. Hep ikimizin adına tek davetiye geliyor... Komünizmin zorlaması, partinin iteklemesiyle evlendik. Bu da bizim mahallenin baskısı işte. Özel yaşamlara dava ve devrim adına müdahale sık görülen olaylardandı."
HÂLÂ KOŞTURUYORUM
"Siyasi, felsefi, ahlaki amacımız açısından ben de hep aynı yerde duruyorum, yüzüm hep aynı yöne dönük. Ama dünyanın döndüğünün, değiştiğinin de farkındayım. Bu yaşımda, çağı anlamaya çalışıyorum. Değişimi anlayamazsam; eskiyi unutmadan, eskinin deneyimlerini sorgulayarak yeni düşünceler peşinde koşmazsam; 40 yıl öncesinde durur, aynı lafları, aynı sloganları tekrarlamakla yetinip donup kalırsam o zaman dönekliği hak etmiş olurum asıl, diye düşünüyorum. Bazen, 'Artık yaşlandım, yoruluyorum,' diyorum ama sonra bir işe çağırdıklarında ya da durumdan vazife çıkarıp kendi kendimi görevlendirdiğimde yine koşturmaya başlıyorum... Ne yaptımsa kendim için, kendi hayatıma bir anlam kazandırabilmek için yaptım. Böyle hissedince de pişman olmak, bırakmak, 'dönmek' kendimi inkar olur; yaşamıma yüklediğim, kazandırdığım anlamın inkarı olur ki, bu kişinin kendini inkarı demektir. Nerede Kürt sorunuyla ilgili bir toplantı, nerede yeni anayasa tartışması, nerede insan hakları ihlallerini protesto varsa, oralarda buluşuyoruz çoğunlukla. Nasıl içi ısınıyor insanın!"