Türkiye'nin en iyi haber sitesi
M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU

Kendine özgü toplum "dar alanda siyaset"i nasıl aştı?

Darbeyle sağlanacak ve "Müslüman Kardeşler'i dışlayan dar alanda demokrasi"nin toplumsal ideal haline getirildiği Mısır, Türkiye'nin siyasetin kapsayıcılığı yolunda gerçekleştirdiği dönüşümün önemini ortaya koymaktadır

Türkiye ile ilgili demokratikleşme talepleri dile getirildiğinde genellikle, arzu edilen değişimlerin son derece anlamlı olduğu; "ama" "Türkiye'nin kendine özgü koşulları" nedeniyle bunların uygulanmalarının imkânsızlığı vurgulanır. Buna karşılık Türkiye'nin "İran," "Malezya" ya da "Mısır" olacağı yolunda endişeler (Mısır örneğinde beklentiler) dile getirilir.
Türkiye'nin bir yandan bütünüyle kendine özgü, öte yandan pek çok toplumla karşılaştırılması mümkün bir yapı olarak kavramsallaştırılması bir çelişki gibi gözükebilir. Ancak böylesi bir yaklaşım gerçekte kendi içinde tutarlı bir tezi yansıtır.

Dar alanda demokrasi
Bu yaklaşım, Türkiye benzeri toplumların gerçek demokrasiye dönüşme arzusuyla yola çıkmaları durumunda "kendine özgü koşullar" nedeniyle eldeki sınırlı demokrasiden de olacağını varsayar. Başka bir ifadeyle, İsveç olma hedefiyle hareket edilirse 1979 sonrası İran'ına dönüşülebilir.
Bu varsayımın temel dayanağının "kendine özgü koşullar" ifadesinde saklı olduğu şüphesizdir. Tabulaştırılan bu kavram temelde geleneğe bağlı, modernliği onun üzerinden tanımlayan kesimlerin demokrasi ile bağdaşmasının imkânsızlığını vurgular. Bu nedenle, Türkiye benzeri toplumlarda "genel oy"a dayalı gerçek demokrasiyi hedeflemek intihar etmeye benzer bir girişimdir.
Bu, ancak "cahil yığınlar" eğitim ve aydınlanma süreçleri sonrasında kendilerini geleneğin kıskaçlarından kurtararak "gerçek" modernliği anladıklarında mümkün olabilir. Söz konusu süreçlerin başarıyla gerçekleştirilebilmesi ise "genel oy"un elden geldiğince denetlenmesi, "aydınlanmış" kurumlar tarafından dengelenmesi, bunlar yetersiz kalırsa "aydınlanmamış" toplum kesimlerinin siyaset dışı bırakılmaları ile sağlanabilir.
Dahilî bir Oryantalizmin ürünü olan bu yaklaşım Türkiye'ye özgü değildir. Beyaz Mısırlıların darbe sürecinde takındıkları tavır, benzer tezlerin bilhassa Müslüman coğrafyasında ne denli etkili olduğunu ortaya koymuştur. Oryantalizmin yaratıcısı "Batı" da "gelenek"in dışlandığı "dar alanda siyaset"in "Doğu" için fazlasıyla yeterli olduğunu düşünmektedir.
Türkiye'de de gerçek "darbe"nin Arap Baharı olduğunu savunan tezlerle desteklenen bu yaklaşımın söz konusu coğrafya için gösterdiği ideal düzen, zencileri dışlayan demokratik düzenin Civil Rights Movement öncesinde mükemmel biçimde işlediği ABD benzeri bir yapıdır. Üstelik bu ideal, ırkçı vurgular ve değiştirilemez konumlar da içermez. Aydınlananların, ikna edildikten sonra başörtüsünü çıkartan genç kadınlar gibi, siyasete katılmaları ve demokrasinin işlediği, hakların kullanılabildiği alana dahil olmaları mümkündür.

Fark nerede?
Türkiye'nin de dahil olduğu coğrafyanın temel sorunu kimsenin siyasetten dışlanmadığı bir düzenin yaratılmasıdır. Beyaz Türklerin, Mısırlıların, Suriyelilerin, Tunusluların savunduğunun aksine çare, siyasetin belirli grupları reddetmesi ve "dar alanda demokrasi" yaratarak bunu onların saldırılarından koruması değil, kapsayıcı olmasıdır.
Genellikle savunulduğunun tersine Türkiye'nin "kendine özgülüğü," örtülü ifadelerle dile getirilmeye çalışıldığı gibi, onun çoğunluğu Müslüman bir toplum olmasından kaynaklanmaz. Tarihî süreç içinde yaşadığı tecrübe onu coğrafyasının farklılık taşıyan bir örneği haline getirir.
Coğrafyasındaki pek çok ülkenin aksine sömürgeleştirilmemiş bir geçmişe sahip olan Türkiye, geleneğin, daraltılmış siyasete eleştirilerini oldukça uzun bir süredir, çok daha barışçı yollarla ve entelektüel faaliyet ile ortaya koymuş olduğu bir toplumdur.
Bu alanda sıklıkla düşülen bir hata bunun tarihî süreçten koparılarak Millî Nizam Partisi ile başlatılan "siyasal İslâm"a indirgenmesi ve onun "darbelerle adam edilerek demokratlaştırıldığının" varsayılmasıdır. Bu yaklaşıma göre Türk siyasal İslâmı "dayak yiye yiye adam olmuş" ve tam anlamıyla yeterli olmasa bile demokratik bir çizgiye çekilebilmiştir.
Bu yaklaşımın tersine toplumumuzda "dar alanda demokrasi" ve dışlayıcı siyaset eleştirileri yukarıdan aşağıya bürokratik modernleşme çabalarıyla eş zamanlı olarak başlamıştır.
Yeni Osmanlıların dile getirdiği dışlayıcı siyaset, tekil modernlik ve dar alanda hak ve özgürlük eleştirileri, İkinci Meşrutiyet İslâmcılığı ile devam etmiştir. İki dönem arasında ise otuz seneyi aşkın bir gelenek ile modernliği bağdaştırma çabası yer almıştır. Bunun neticesinde yakın coğrafyada Batı sömürgesi haline gelen toplumlardan farklı olarak "bağdaştırıcı bir modernlik" yaratılabilmiş, bu da topluma ciddî anlamda nüfûz edebilmiştir. Mütareke sonrası dönem değerlendirildiğinde ise Türkiye'nin, kapsayıcı siyasetin ürettiği "millî" (milliyetçi değil) karakterli bir savaş neticesinde oluştuğu unutulmamalıdır.
Bu nedenle Türkiye, Erken Cumhuriyet toplum mühendisliği parantezine karşın dar alanda demokrasi, dışlayıcı siyaset ve tekil modernlik yaklaşımını aşabilme yolunda, göreceli anlamda, daha az çatışarak daha hızlı yol alabilmiştir. Bu ivme ise Türkiye'nin demokratikleşme alanında farklı bir noktada olması neticesini doğurmuştur.
Türkiye'de "badem bıyıklılar ve başörtülülerin dışlanmasıyla steril hale getirilecek dar alanda demokrasi," artık sadece marjinal gruplara cazip gelmektedir. Bu ise Beyaz Türklerin zannettiği gibi "Türklerin kendine has ve komşularında olmayan hasletlerinden" kaynaklanmamaktadır.
Mübarek sonrasında Tahrir Meydanı ile genelkurmayda ulaşılabilen idealin, darbeyle sağlanacak ve "Müslüman Kardeşler'i dışlayan dar alanda demokrasi" olduğu Mısır, aradaki farkın derinliğini ortaya koymuştur.

Olumsuz değil olumlu farklılık
Türkiye'nin "kendine özgü koşulları" türünden "olumsuz" tabularla ikinci sınıf demokrasiye katlanmasının "evdeki bulguru muhafaza"yı sağladığını savunan tez anlamlı değildir. Bu tür, kıyaslanamayan, sui generis toplum düşüncesinin fazlasıyla sorunlu olduğu ortadadır.
Buna karşılık Türkiye kendi coğrafyasında "olumlu" farklılıklara sahip bir örnek olarak sivrilmektedir. Bu farklılığı ırkçı vurguları kuvvetli, coğrafyanın diğer toplumlarını "Doğu" olarak kavramsallaştıran bir yaklaşımla açıklamak anlamlı değildir. Bu zannedilenin tersine uzun süreli bir sürecin ürünüdür.
Bu farklılık, Türkiye'nin "dar alanda demokrasi"yi aşan, her görüşün siyasete katılabildiği, tekil bir modernliğin değil, "modernlikler"in varolabildiği bir tasavvura yelken açmasını mümkün kılmaktadır. "Kendine özgü koşullar" savunucularının lisanını kullanacak olursak, bu koşullar Türkiye'nin İran, Malezya, Mısır değil, siyasetin "dar alana" sıkışmadığı gelişmiş demokratik toplumlara benzemesini mümkün kılmaktadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA