YAZARA MAİL GÖNDER Papa'nın dil oyunu

YAZARLAR

Katoliklerin ruhani lideri Papa'nın, "Anneme küfredersen yumruğu yersin" sözü hakkında yazmıştım dün. Söyleyeceklerim bitmedi. Değişik bir üslupla anlatmaya çalışayım...
"Anne-küfür-yumruk" örneğini niye veriyorsun? Yani demek istiyorsun ki "Değerlerime hakaret edilirse yumruğu çakarım".
Sokaktaki insanın kulağına gayet tanıdık geliyor bu örnek... Çünkü her gün karşılaştığı bir olay: Biri geçişi engeller... Ötekinin acelesi vardır; küfreder... Beriki yumruk çakar; falan filan.
Ama bir dakika! Neden yumrukla yetiniyorsun da, "Anneme küfredeni makineli tüfekle tararım... Onunla da yetinmem, çevredeki masum insanlardan yedisini, sekizini de delik deşik ederim" demiyorsun?
Çünkü bal gibi biliyorsun ki aşiret düzeninde bile bir denklik bulunur. Kalem ile Kalaşnikof, kelimeler ile kurşunlar arasında o kadar büyük fark var ki dilin varmıyor "öldürürüm" demeye, "yumruğu çakarım" demekle yetiniyorsun...

Alemin merkezi değilsin

Madem konuyu açtın... Gel biraz da senin şu annenden konuşalım. Daha doğrusu, senin, bize onu anlatış şeklinden söz edelim.
Bir kere yalan söyleme! Kimse senin annene küfretmiyor... Olay öyle değil:
Uysa da uymasa da, yerli yersiz, annenden söz edip duruyorsun. "Benim annem dünyalar güzeli" diyorsun. "Şahane gözleri var" diyorsun. "Kalbi iyiliklerle dolu" diyorsun.
Kusura bakma ama senin annen dünyalar güzeli olamayacak kadar şişman ve kısa boylu... Gözleri şaşı... Ayrıca geçen gün anneni komşunun kedisini tekmelerken görmüşler; hem de ucu sivri çizmeleriyle...
Sen, bıktırıncaya kadar annenden söz edip, onu göklere çıkarırsan... Biz de kendimizce onun kusurlarından bahsetmeye başlarız yani.
Aslında o kadarla kalsan, hadi neyse, "Anasına âşık bu şaşkın" der, geçebiliriz. Bir de kalkıp bizim analarımızı diline doluyorsun. Şöyleymişler de, böyleymişler de...
Bizim de sabrımızın bir sınırı var tabii. Ama bak şu nokta önemli: Sen böyle haddini aştığında, biz yine de sana yumruk atmıyoruz...
Şaka yapıyoruz, maytap geçiyoruz.
Çünkü küfretmenin bir işe yaramayacağını düşünüyoruz. Onun yerine mizaha başvuruyoruz. Belki kendini ve annen hanımefendiyi düşürdüğün halleri anlarsın da, vazgeçersin diye. Durum böyleyken uydurma! "Kutsal anneme dil uzattınız" deme! Oyunun kuralları belli: Senin övme hakkın varsa, bizim de yerme hakkımız var. Senin yerme hakkın varsa, bizim de övme hakkımız var.

Kabile refleksi

Buradan itibaren normal üslubumuza dönelim... Papa'nınki havada bir model... Öncesi ve sonrası olmayan, olağan insan ilişkilerinden soyutlanmış bir örnek bu: "Anneme küfredersen, yumruğu yersin."
Halbuki gerçek hayat öyle işlemiyor. Olaylar birbirini takip ediyor. Her olayın bir nedeni ve nasılı var.
Papa'nınki ifade özgürlüğünü daraltma amacıyla yapılmış bir dil oyunu...
Kanunlarla zaten kısıtlanmış olan ifade özgürlüğüne, bir de kendini-sansür engeli koymaya... Dini, eleştiri-dışı bir alan haline getirmeye çalışıyor. Çoğunluğun bunu makul karşılaması için de, "anne-küfür" modelini kullanıyor.
Evrensel hukukun yerine kabile refleksini, yasanın yerine töreyi, yargıcın aklı yerine fanatiğin nefretini koyması ise vahim bir durum.
Komiklik yaparak bitirelim: "Kabaramazsın kel Fatma, annen güzel sen çirkin." (Aman Fatmalar alınmasın.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.