YAZARA MAİL GÖNDER Vasatlık Sarayı

YAZARLAR

Çiğnene çiğnene uzamış sakızlar evirilip çevirilip gene suratımıza yapıştırılıyor. Bunlardan biri "Ayasofya'nın yeniden cami yapılması", öteki de "AKM tabir edilen İstanbul Operası'nın yıkılıp yeniden yapılması"...
Necip Türk matbuatı, kurumaya yüz tutunca hemen ıslatıp çiğnemekte gecikmiyor bu sakızları. Amaç gene ve elbette hükümete uyuzluk etmek. Bu konuda "postalcı" ile "mızmız liberal" domuz topu gibi birleşiveriyorlar.
Bir imam bulup konuşturuyorsun, adam kendi meşrebince elbette "cami yapılsın" diyor, hemen dayıyorsun müşterilerine... Böylece "suşi" seven yüksek sosyetenin "bulgurla beslenen kıllı ve kısa bacaklı adamlar ırzımıza geçecekler" korkusu, "bunlar Ayasofya'yı da cami yapacaklar" endişesiyle desteklenip körükleniyor. Hemen arkasından "ay vallahi Çamlıca'ya da cami yapacaklar şekerim" korkusu bastırıyor.
Ayasofya cami olamaz. Çünkü yeniden cami yapılması "argümanına" karşı "yeniden kilise yapalım" argümanı da onun kadar geçerlidir, her ikisi birden olamayacağına göre müze olarak kalması en akıllı tercihtir.
Kaldı ki Sultanahmet ve çevresinde bir "ibadet yeri sıkıntısı" da yoktur, namazını kılmak isteyene Sultanahmet Camii açıktır. (Bizim entellerin "mavi cami" olarak tanıdıkları hani...)
"Cami istemeyen" hatta ezan sesi bile istemeyen, bunlardan rahatsız olan Türk seçkinleri seçim sandığında döne döne yenileceklerdir, bu konuyu fazla tartışmaya da gerek yoktur. Fakat AKM meselesinde yeniden taşla sopayla, sapanla kıyamet koparmayı deneyeceklerdir.
Adında Atatürk geçtiği için midir nedir, o binayı bir tür "kutsal mekân" olarak görüyorlar.
Topçu kışlası konusunda olduğu gibi, bunu yeni bir ayaklanma fırsatı yapacaklardır.
Oysa adam "yıkıp daha güzelini yapacağım" diyor, inanmıyorlar.
Ne gerek varmış Taksim'de "barok" bir operaya? (Bunu söyleyecek bir mimar elbette bulursun ve iktidara kamış atmak için konuşturur yayınlarsın, sakızı yeniden tükürüklemiş olursun.)
Evet, yeni binanın "barok mimari" tarzında olması gerekmez, hatta bu çağda gülünç olur. (İçlerinden bir Bernini çıkaramamış olmak da Türk mimarlarının tasası olsun.)
Ama modern bir bina şarttır.
Herşeyden önce "akustik" sorununu çözmek için: AKM'nin akustiği berbattır. "Sağır sıralar" bile vardır salonda, bileti oraya düşen bilir. Akustik olmayınca da, yenilginin nedenini soran Napoleon'un "barut bitti" açıklamasına "yeter, daha fazla anlatmana gerek yok" demesi gibi, gerisi teferruattır.
Bu sıradan bina bize "Ata'mızdan yadigâr" kalmış falan da değildir üstelik. (12 Mart darbesinden önce "Kültür Sarayı" denirdi, darbeciler ille Atatürk'ü de işin içine kattılar.)
Hani içinde ahım şahım bir müzik yapılsa canım yanmaz... Çünkü yalnız akustiği berbat değil, içindeki "prodüksiyonlar" da kötüdür: Dekorlar, kostümler, yönetim ve icra "on dokuzuncu yüzyıl" anlayışında kalmıştır. Ne yazık ki dünyada bir "Türk operası" da yoktur bir AKM gerçeği de.
Bakalım, "vasatlığı" savunmak uğruna gene kaç kişinin canı yanacak, kaç kişi dayak yiyecek?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.