Türkiye'nin en iyi haber sitesi

On üç yıllık tek başına AK Parti iktidarının muhalefete sağladığı en büyük kolaylık iktidarın yakıcılığından uzak olmaktı. İktidar sadece hizmet etme, karar verme ve güç kullanma yeri değil. Ekonomiden dış politikaya siyasi gerçekliklerle toplumsal talepler arasında bir denge üretebilme sorumluluğu gerektiriyor. Hükümet etmek aynı zamanda tercihlerinin ve yaptıklarının sonuçları ile yüzleşebilmek demek. Bu yüzleşme farklı toplumsal kesimlerin rızasını alabilmenin olmazsa olmaz koşulu. Söz konusu rızayı almak ya da devam ettirmek bizi her iktidarın aslında bir koalisyona dayandığı sonucuna götürür.
Bugün AK Parti'nin koalisyon kurmaya en hazır parti olması tam da bununla ilgili. 2010 referandumu ile muktedir olan AK Parti Türkiye siyasal sisteminde hedeflediği dönüşümü tümüyle gerçekleştiremedi. Suriye iç savaşının dış politikada getirdiği sıkışma bir yandan AK Parti'nin dayandığı toplumsal koalisyonu daraltırken diğer yandan muhalefeti keskinleştirdi.
İç ve dış politika bir biriyle etkileşme açısından aslında bir bütündür. Bu yüzden son iki yıldaki siyasi krizler (Gezi protestoları, 17-25 Aralık girişimi ve Kobani gösterileri) Türkiye'nin dış politika tercihlerinde yaşadığı mücadelenin iç yansımaları olarak görülmeli.
Bu dış-iç politika sarmalı AK Parti'yi aşamadığı bir kutuplaşma ve elit mücadelesine hapsetti.
İşte 7 Haziran seçimleri AK Parti'yi tek başına iktidardan etse de bu hapisten çıkabileceği bir fırsat veriyor. Ancak muhalefet partileri iktidarın yakıcılığını hissetmedikleri kutuplaşma ortamından çıkmaya hazırlar mı?
Muhalefetin eli zorda... Mevcut durum, AK Parti'nin taşıdığı iktidar sorumluluğunun bir muhalefet partisi tarafından paylaşılmasını gerektiriyor. Hatırlayalım, 1991'de DYP-SHP koalisyonunu kuran partilerin şansı ANAP'ın iktidar denklemlerinde yerinin kalmamasıydı.
Ancak şimdi yüzde 41 oya sahip olan AK Parti çalışabilecek iki koalisyon seçeneğinin de vazgeçilmezi: AK Parti- MHP ya da AK Parti-CHP. AK Parti koalisyona daha hazır görünürken, CHP ve MHP zorlanıyor. Her ikisinin de uzun süredir en sert şekilde eleştirdiği AK Parti ile koalisyon yapmaları bu partiye bakışlarını normalleştirmelerini gerektiriyor. Halbuki olası erken seçimde AK Parti karşıtlığı malzemesine ihtiyaçları var.

***

CHP'nin erken seçimi en az, iktidarı en çok isteyen parti olduğu söyleniyor. İş dünyasının ve aydınların tercihi AK Parti- CHP koalisyonundan yana görünüyor.
"Yolsuzlukların" üzerine gidilmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "anayasal yetki sınırlarına uyması" gibi konuların da bir şekilde uzlaşı ile sonuçlanabileceği konuşuluyor. AK Parti-CHP seçeneğinin zorluğu mikro konularda değil. 20 yıldır iktidardan uzak olan CHP'nin muhalefetten hükümet olmaya geçmek için yeni bir dönüşüme daha ihtiyacı var.
Kanaatimce, aşılması gereken üç makro zorluk bulunuyor. İlki, muhalefette AK Parti karşıtlığının en yoğun olduğu kesim CHP tabanı ve teşkilatı. İkincisi, Kemalist sistemi dönüştüren AK Parti'nin "merkez ülke" ve "restorasyon" kavramına yüklediği anlamlar CHP'nin kastettikleri ile tamamen zıt.
Daha net sorarsam, CHP, reformculuğunu kaybetmek ve statükocu olmakla eleştirilen AK Parti ile hangi zeminde bir ortaklık kuracaktır? Restore edilmiş statüko mu reform mu? Reformu tercih ederse AK Parti ile el ele yeni bir anayasa yazarak daha fazla demokratikleşmeye yönelecektir. Çözüm sürecini de tamamlayacak olan bu yol, AK Parti'nin kutuplaşma yüzünden tamamlayamadığı dönüşümcü hedefe de katkı sunmaktır.
Ne dersiniz, CHP iktidarın yakıcılığını yakından hissedecek gibi görünüyor?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER