YAZARA MAİL GÖNDER Suruç katliamı ve düşündürdükleri

YAZARLAR

Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde gerçekleşen büyük terör saldırısı, toplumun her kesimini derinden etkiledi. Çoğu çok genç otuz iki kişinin bir terör saldırısında hayatını kaybetmesinin, duyarlı bir toplumda çok derin etkiler bırakması anlaşılır ve beklenen bir durum. Ancak daha patlamanın dumanı dağılmadan bir anda korkunç bir karşılıklı suçlama kampanyası başladı. Hedef olarak Cumhurbaşkanı ve hükümet seçilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın KKTC ziyaretinde son derece sert biçimde terörü ve faillerini lanetlemesi muhalefet tarafından kulak arkası edilmeye çalışıldı.
Tartışmalar bir anda öyle alevlendi ki, bu terör saldırısının muhtemel failleri, yani IŞİD neredeyse unutuldu, herkes birbirine suç atmaya, sorumluluk yüklemeye başladı. Oysa terör saldırısının açtığı derin yara, Türkiye'de var olan önemli gelişmeleri unutturabiliyor.
Her şeyden önce, Türkiye son on yılda adım adım, "Kürt sorunu" olarak adlandırılan ve kangren olmaya yüz tutmuş yaranın üstüne giderek, toplumun iç barışında önemli bir düzeye geldi. Kendini "Kürt" olarak tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarıyla, devletin barışması ve üniter cumhuriyette beraber yaşama kültürünün geliştirilmesi, hiçbir zaman olmadığı noktalara ulaştı. Kültürel özgürlüklerin yaygınlaşması, özellikle de medyada Kürtçe kullanımının olağanlaşması, Kürt kimliği üzerinden siyaset yapan kesimin radikal kanatlarını zor durumda bıraktı.
Kürtçenin yasaklandığı, konuşturulmadığı, hakaret gördüğü bir ortamdan, gündelik yaşamda rahatça kullanılır bir dil hale gelmesi AK Parti döneminde gerçekleşti. Bazı yasaklar kalkıp, yaşam olağan akışına bırakıldığında, kâzip şöhretlerin de etkileri hızla hafifliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürtler için cehennemi bir yer olmadığı perspektifi, PKK'yı o denli ürküttü ki silahların sustuğu dönemin bittiğini açıkladılar. Gerekçe olarak da PKK ölçülerinde dahi son derece saçma ve içi boş görüşler öne sürdüler. Seçimlerde barajı rahat biçimde aşmış bir HDP, barış ve çözüm sürecinden söz ederken Türkiye'de silahlı mücadele neden başlatılmak istenir? Yıllardır, bu ülkede silahlı mücadeleyi haklı ya da kaçınılmaz kılacak hiçbir koşul mevcut değil. Giderek, bütün sınırlarımız yangın yerine dönmüşken, Türkiye'de bir diyalog geleneği, sivil siyaset, işleyen demokratik bir altyapı oluşuyor. Son seçimlerde, bu demokratik sistemin iyi işlemediği yegâne bölge ve yerler Güneydoğu illeri oldu. Güneydoğu'nun normalleşmesini, Türkiye'nin herhangi bir bölgesi durumuna gelmesini istemeyen güçler var. Bunların hiçbirinin demokratik rejimde yeri yok. Demokratik bir rejimde PKK gibi bir örgüte yer olmaz. Demokrasi IŞİD gibi bir cinayet şebekesini reddeder, varlığını tehlike olarak görür.
Türkiye Cumhuriyeti, ne Suriye'deki Baas rejimi gibi, ne de terör örgütleri gibi davranabilir, çünkü bir hukuk devletidir ve tüm vatandaşlarının yaşam hakkından sorumludur
. Türkiye'yi şu veya bu terör örgütüne yakınmış gibi göstermek, aynı kefeye koymaya çalışmak, iç gerilimi artırır, düşmanlıkları körükler, hiçbir olumlu etkisi de olamaz.
Suriye'deki Esed rejimi, kendi ülkesindeki Kürt nüfusu büyük ölçüde Kuzey bölgesine yönlendirdi, onlarla hemen hemen hiç savaşmadı. IŞİD ile de son derece az sayıda çatışma yaşadı. Rejim Özgür Suriye Ordusu ile çarpışıyor. Geri kalan güçleri birbirine ve Türkiye'ye karşı kullanıyor. Bu durumda Türkiye'nin gerçek gücü, toplumun demokrasiye sahip çıkması, iki milyona yakın mültecinin hayatını kurtaran ülkenin ayakları üzerinde sağlam ve barışık durmasının sağlanması olacak. Yoksa Suruç'ta yitirilen 32 canın, Adıyaman'da şehit düşen gencecik Jandarma uzman erbaşın kaybından hiçbir şey anlamamış olacağız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.