Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NİHAT HATİPOĞLU

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) insanlara yönelik siyaseti

İlkeleri tesis: Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine-i Münevvere'de Hz. Bilal'e ezan okumasını emrettiği anda devletinin, vahyinin dünyaya yansıyacak rengini ilan etmiş oluyordu.
Bu dünyada Mescid, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) temelini attığı Medine devletinin odak noktasıydı.
Ezan ise bir anlamda toplumun ve devletin temel dinamiklerine işaret ediyordu.
Ezanı Hz. Bilal'e okutması da bunun tarihe kayıt koyması ve devletin ilanı anlamında son derece manidardır.
Yeni oluşumda 'tevhid' devletin temel esasıydı.
Hz. Muhammed (s.a.v.) devletin, vahyin, oluşumun sonsuz lideriydi.
Onun için ezanın ilk iki cümlesi çok dikkat çekicidir.
'Allahu Ekber - Allahu Ekber' = En Yüce ve Büyük olan sadece Allah'tır.'
'Eşhedu en la ilahe illallah = Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur.'
'Eşhedu enne Muhammeden Resulullah = Şehadet ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah'ın Resulüdür.'
Allah'ın birliği, devletin, dinin, vahyin temel tartışılmaz ilkesiydi;
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Resul oluşu da liderin ve değişmez önderin O olduğunu ilan etmek içindi. Ezan sadece namaza çağrı değil, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) gelen vahyin, dinin, geniş anlamıyla devletin vasıflarını konuşlandırmak manasını taşıyordu.
Ebu Süfyan'ın evine giren güvendedir: Hz. Peygamber'in (s.a.v.) siyasetinde şaşırtıcı anlamda sabır ve tahammül öne çıkar. Sevgi ve affedicilik üslubuyla cemaatini dış etkenlere karşı koruyor ve karşısındakilerin tahmin edemeyeceği kadar şaşırtıcı kararlar alıyordu. Hiç beklenmeyen zamanda, beklenmedik hamleler yapıyordu. Bu hamleleriyle karşısındaki güçleri hamlesiz bırakıyordu. Zaten liderlik bu değil mi? Beklenmedik hamlelerle, çıkarımlarla sonuç almak.
Mekke'ye girdiğinde Mekke'nin lideri sayılan ve henüz Müslüman olup olmadığı tartışılan Ebu Süfyan'ı işaret ederek şaşırtıcı bir adım atar ve ilan eder 'Ebu Süfyan'ın evine giren güvencededir.' Bu adım, Ebu Süfyan'ın yüreğindeki Muhammed (s.a.v.) nefretini hayranlığa bıraktı. Ebu Süfyan, Mekke'yi Hz. Peygamber'e (s.a.v.) karşı korumayı düşünürken, Hz. Peygamber en büyük düşmanın, en zinde gücün süngülerini devre dışı bırakıyor ve ordu toplayabilecek bir lideri bir anda etkisiz bırakıyordu.
Gidin serbestsiniz: Aynı şaşırtıcı tavrı Mekke'nin fethi sonucunda, Kâbe'nin avlusunda toplanan putperestlere karşı gösterdi.
Mekkeli putperestlere şöyle buyurdu: 'Kureyş! Allah babalarınızla övünmenizi ve onları takip etmenizi kabul etmemektedir. İnsanlar Adem'den, Adem de topraktandır. Ey insanlar! Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık. Sonra sizleri gruplara, kabile ve halklara ayırdık. Bilişesiniz diye. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız Allah'tan en çok korkanınızdır.' Şimdi söyleyin ne yapayım size.
Dediler ki: Sen şerefli bir kardeş ve hayırlı bir kardeşin oğlusun.
Şöyle cevap verdi: "Gidin! Hepiniz özgürsünüz."
Aslında serbest kalmayı değil, hesaba çekilmeyi hak eden o kadar zalim ve kire bulaşmış adam vardı ki! Ama o onları affediyor ve putperest Mekke halkının yüreğini bir anda kazanıyordu.
Siz benimle dönün, onlar develerle...: Hz. Peygamber (s.a.v.) Cirane'de ganimetleri paylaştırıyor. Mekkeli Arap kabilelerine siyaset gereği, onları kazanmak niyetiyle ganimetten büyük paylar ayırıyor. Medinelilere ise az pay ayırıyor. Medineliler ise; bu ince siyaseti bir an için fark edemiyor ve kalpleri inciniyor. Medineliler şöyle bir laf yayıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) Mekkeli hemşehrilerini görünce bizi terk etti, gözden çıkardı. Böyle konuşulmaya başlanıyor. Medinelilerin liderlerinden Sa'd bin Ubade (r.a.) de, bu manzarayı -bir Medineli olarak- Efendimize iletiyor. Medineliler Peygamberimiz'in (s.a.v.) Mekke'ye yerleşeceğini ve bir daha Medine'ye dönmeyeceğini zannediyorlar ve bunu konuşmaya başlıyorlar.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Sa'd bin Ubade'ye soruyor: Sen bu meselede nerede duruyorsun? Hz. Sa'd: Ben de kavmimin bir parçasıyım buyuruyor. Yani bende de korku var, bir daha gelmezsiniz diye. Veya ganimetten Mekkelilere çok vererek, onları bize tercih ettiğinize dair.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu yakınmalara karşı son derece anlayışla hareket ediyor ve Medinelileri topluyor. Sonra özetle şöyle konuşuyor:
"Ey Medineliler. Ey Ensar. Sizin sözleriniz bana ulaştı. Size geldiğimde siz dalalette değil miydiniz? Allah size hidayet verdi. Siz düşkündünüz. Allah sizi kalkındırdı. Allah sizin kalplerinizi birleştirdi.
Medineliler; Evet. Ey Allah'ın Elçisi Allah ve Resulü daha şerefli ve daha güvenlidir, cevabını verdiler.
Hz. Peygamber (s.a.v.) devam etti: Hadi bana cevap versenize? Dediler ki: Ey Allah'ın elçisi ne cevap verelim. Minnet ve şeref Allah'a ve Resulünedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Vallahi şöyle diyebilirdiniz. Sen bize geldiğinde kavmin seni yalanlamıştı. Biz seni doğruladık. Sen boynu bükükken biz sana yardım ettik.
Memleketinden çıkarılmışken biz seni barındırdık. Kimsesizken biz seni sahiplendik. (Bunları yüzüme karşı söyleyebilirdiniz). (Medineliler başlarını öne eğip sustular.)
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle devam etti: Ey Medineliler! Ne dersiniz! Mekkeliler memleketlerine deve ve koyunlarla dönerken; siz benimle Medine'ye dönseniz yetmez mi? Develeri tercih eden bir kavim ve imanı tercih eden bir kavim! Hangini istersiniz.
Medineliler ağlamaya başladılar. Vallahi seni tercih ederiz. Vallahi seni tercih ederiz. Vallahi seni tercih ederiz.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.), bütün menfi gelişmeleri; ince bir siyaset, hikmetli bir bakış, toplumu kucaklayıcı ve dışlamayan müthiş bir merhametle birdenbire müspete dönüştürdüğünü görebiliyoruz.
Sahabeye merhametli davranırdı: Hz. Peygamber'in (s.a.v.) içe dönük siyasetinde halka -sahabeye- karşı, yer yer duygusal ve ama daima toleranslı ve merhametli davrandığını görüyoruz. Sert davranmıyor. Affediyor. Sahabenin bazı hatalarını görmüyor. Mescit konuşmalarında çok yumuşaktır. Günahkârlara karşı yumuşak yüzlüdür. Günahtan sakındırırken kucaklayıcıdır. İncedir. Naziktir. Tolere edicidir. Affetme imkânı varsa o yolu tercih eder. Küstürmez. Dışlamaz. Başkalaştırmaz. Himaye eder. Sözleri hekimânedir. İstismara müsaade etmez.
Kuran'a göre mi Tevrat'a göre mi davranayım: Hz. Peygamber'e (s.a.v.) gelen Müslümanlar Kuran'la karşılanır ve problemlerinde tek kaynak olan Kuran'a müracaat edilirdi. Ama Yahudiler kendisine geldiklerinde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) son derece farklı davrandığını görüyoruz.
Nitekim kendisine gelen ve Zımmi olan bir Yahudi'ye şöyle sorar: Sana Kuran'a göre mi, Tevrat'a göre mi davranayım. Zımminin hakkında karar verilirken bir anlamda 'hâkim' olmak yerine 'hakem' olmak istedi. Elbette bu çağların çok ötesindeki bir toleransa, affediciliğe, vicdana ve büyüklüğe işaret etmektedir. Çağımızda konuşulan çok hukukluluğun bir üst aşamasıdır bu. Mümine mümin hukuku, kendisine güvence verilmiş gayrimüslime ise hukukunu seçme hakkı.
Netice
; Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde nüfus sayımı yaptırdığını biliyoruz. Nüfus sayımındaki rakamlar şöyledir:
Müslüman sayısı: 1500 kişi
Yahudilerin sayısı: 4000 kişi
Müşriklerin sayısı: 4500 kişi.
Medine'nin toplam nüfusu 10.000 kişiydi. Hz. Peygamber (s.a.v.) meşhur 'Medine Vesikası'nı bu arada hazırlıyor. Medine vesikası Medine'de yaşayan bütün organlarla tesis ediliyor (önümüzdeki hafta detaylandırırım).
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ufkunun büyüklüğü Medine vesikasında rahatça okunabiliyor. Bugünlerde bunları yeniden hatırlamalı ve okumalıyız bunu. Dünyanın Efendimizin dokunuşlarına ihtiyacı var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA