YAZARA MAİL GÖNDER Eskimiş yeni moda; televizyonda dini tartışılır kılmak

YAZARLAR

Eski bir huy bu. Hatırlarsınız, tavuk ve kurban meselesinin tartışıldığı günleri. Çok gereksiz, absürt, faydasız konular konuşuldu. Dinden, paralel ve aykırı dinler çıkarılmaya çalışıldı. İki zıt kutup çıkarılıp tek Kuran'dan yüzlerce Kuran çıkarılmaya çabalandı. Sonucunda dine saygısız, dini tartışan ve sosyal medyada dini, dine saldırıda referans kılan sağlıksız anlayışlar çoğaldı. Bugünkü hastalıklı yapı o günlerden tevarüs etti. Miras kaldı.
Son zamanlarda da bu hastalık yeniden nüksetti. Çok gereksiz, bizleri motive etmeyen, bizleri birleştirmeyen, ahlaki savrulmaya bir gram faydası olmayan felsefi konuları Kuran-ı Kerim'i malzeme yaparak tartışmaya başladık. Konuşulmayacak mı? Elbette konuşulur da, tahrip ve tahrif olmaz. İman ehli bir yapımcı veya sorumlu kişi Müslüman ise, İslam'ın tüm ulemanın kabul ettiği ekser anlayışı yok edecek fuzuliliğe ve curcunaya yol açarsa bu yaptığı başka bir şey olur.
Dini programlar son derece hayati. Hele de, İslam'ın yanlış anlaşıldığı, cinayet ve şiddetin bizi sarmaladığı bu zamanlarda, çoktan insanların hayatından sökülüp atılmış 'evrim' ve benzeri konulardan başka konuşulacak konu mu yok? Yaradılışı, Peygamberlerle gelmiş olan ve ehli sünnetin kabul ettiği sağlam kabulleri sudan iddialarla ve sadece akıl ile felsefeye mahkûm edip konuşmanın yarınlara ne faydası olacak? Lütfen iyi niyetlerinden şüphemizin olmadığı bu dostlarımız tartıştıkları program bitince; insanın ahlakına, komşuluk ilişkisine, kul hakkına, ibadetine, tevhid anlayışına, sevgiye, dostluğa, savrulmuş gençliğe, marksizme mahkûm edilmeye çalışılan üniversite gençliğine ne verdiğini bir düşünsünler. Ekran başındaki geline, damada, yaşlı amcamıza, hacı teyzemize ne verdiklerini düşünsünler.
Elbette bu konular üniversitelerde, panellerde, özel dinleyicisi olan platformlarda, bilimsel mahfillerde -illaki gerekiyorsa- konuşulabilir. Ama bu kadar hassas konuların TV'lerde arzı endam emesi de ne? Ölüyü diriltmeye, tükenmiş konuları din üzerinden tartışmaya açmak kime fayda sağlar?
Yoksa derdimiz; 'Halif Tu'raf' = aykırıyı oluştur, muhalefet et konuşulur ol ise, bu anlayış unutmayın ki ahirette de konuşulacak. Orada, hasmınız bizzat rabbiniz ve Hz. Peygamber olacaktır. Sünneti reddederek, vahyi kendi heva ve heveslerine mahkûm edip konuşan bidat ehline, dall ve mudilsapan ve saptıran- kişilere, nereden nemalandıkları belli olmayan piyonlara zemin açmış olanlar iki âlemde bu vebalden kurtulamazlar. Her nefis yaptığıyla rehin olacaktır.
Bu ithal, hasta ve hurafe dolu anlayış, büyümek için televizyonları kendilerine yeni zemin olarak seçmiş durumdalar. Trollerle de her tarafta etkinliklerini yürütmeye çalışmaktalar.
Dikkat edilmeli; sünnet düşmanı, Hz. Peygambersiz bir din tasarlayanlar, birkaç yıl sonra "Hz. Muhammed diye biri zaten yaşamadı, Kuran-ı Kerim'de adı geçen Hz. Muhammed zaten hiç olmadı, sembolik bir isimdir" diyecek olan bu hurafe ehli, her tarafa sızmaya ve yeni bir felaketin kapısını açmaya gayret etmekteler. Bu konuda, yeni oluşumlarla sıkıntı yaşayabiliriz. Yağmur ve dolu meselesi. Bu yerli ve sinsi oryantalizme karşı vebal hepimizindir. Ben en azından uyarma görevimi yaptım.

EŞLERİN ORTAK HAKLARI NELERDİR?

1- Eşler, imkânlar el verdiği nisbette ocağına neşe ile sevinç getirmek ve kötülüğü, üzüntüyü defetmek için yardımlaşmalılar.
Ashab-ı Kiram'dan Ebu Derda'nın (r.a.) eşine: "Beni kızgın gördüğün zaman sen beni razı et vaziyeti idare et. Seni kızgın gördüğümde de ben seni razı edeyim. Böyle davranmazsak, dostça beraberliğimizi devam ettiremeyiz" anlamındaki sözleri, bize de ışık tutan ne güzel bir nasihattir.

2- Allah'ı anmak ve O'na itaat etmek için yardımlaşmaları gerekir.
İslam, müminlerin iyi şeyleri işlemek ve kötülüklerden kaçınmak hususunda yardımlaşmalarını emir ve tavsiye eder. Bu emir ve tavsiye işinin, aynı çatı altında yaşayan aile fertleri ve özellikle aile ocağının kurucusu durumundaki eşler için daha önem kazandığı bir gerçektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) Allah'a itaat ve ibadet etmek hususunda birbirine yardımcı olan şeylere dua ederek mealen; "Allah geceleyin (uykudan) kalkıp (nafile) namaz kılan, eşini de uyandırıp (nafile) namaz kılmasına vesile olan adama rahmet eder (veya rahmet eylesin). Eğer eşi (tembellik - uykunun ağır basmasından) kalkmamazlık ederse yüzüne su serper. Allah, gece (uykudan) kalkıp namaz kılan ve eşini uyandırıp namaz kılmasına vesile olan kadına (da) rahmet eder (veya rahmet eylesin). Eğer eşi kalkmamazlık ederse yüzüne su serper" buyurur. Diğer bir hadiste de gece namazı için uykudan kalkan ve eşini de uyandırıp iki rekat (nafile) namaz kılan eşlerin Allah'ı çok anan erkeklerden ve kadınlardan sayılıp onlar arasında yazılacakları müjdesi verilmektedir. Bu hadiste Ahzab suresinin 35. Ayetine işaret ve atıf yapılıyor. O ayette övgüye layık müminlerin vasıfları ve mükafatları anlatılıyor. İslamiyet'in ilk devirlerinde dindar hanım, sabahleyin beyini işine uğurlarken; "Allah'ın azabından korun, haram yoldan para kazanmaya çalışma. Çünkü biz açlığa sabrederiz. Fakat cehennem ateşine dayanamayız," derlerdi ve böylece gösterdikleri kanaatkâr tavırları ile beylerini meşru kazanç yollarına teşvik ederlerdi.

3- Çocuklarının iyi yetiştirilmesi ve aile düzeni konusunda eşlerin ortak sorumluluğu yüklenmeleri gerekir.
Bu hak ve görev, tarafların ortak sorumluluğundadır. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.v.) mealen;
"...Adam kendi ev halkının güvenilir korucusudur ve onlardan sorumludur. Kadın da eşinin evi ve çocuğu başında güvenilir korucudur, o anlardan sorumludur" buyurur. Diğer bir hadiste de:
"Allah Teala, her koruyucuya, himayesine aldıklarından muhakkak sorguya çekerek koruyup korumadığını sorar."
Gayet tabii, bir baba ve anne çocuğunun bakımını, iyi yetişmesini ve eğitimini ihmal ederlerse çocuk güzel terbiyeden ve arzulanan himayeden yoksun kalır. Hatta babasını ve annesini kaybetmiş olan bir yetimden daha olumsuz bir ortama itilmiş olur.

4- Eşlerin birbirlerinin sırlarını ve kusurlarını saklamaları gerekir.
Bu hak da çok önemlidir. Aslında yüce dinimiz, yalnız eşin değil, herhangi bir Müslüman'ın gizli halini ve kusurunu ifşa etmeyi doğru görmemiş, bilakis müminin, din kardeşinin ayıp ve kusurunu gizlemesini emretmiştir. Bunun aksine hareket etmek, günahtır, vebaldir, dinin emrettiği birlik, beraberlik, sevgi ve saygı bağlarının zedelenmesine hatta kopmasına sebep olabilir. Özellikle kişinin hayat arkadaşının kusurunu, eksikliğini, hatalarını, bilhassa sırlarını şuna buna anlatması, üzüntüye, kırılmaya, soğukluğa, hatta huzursuzluğa ve nefrete yol açabilir. İfşa edilmesi çok sakıncalı sırlardan biri de eşlerin yatak hayatı ile ilgili olanlarıdır. Bir hadiste bu tip sırlar emanet sayılıp onu ifşa etmenin de emanete hıyanet olduğu bildirilir: "Kıyamet günü Allah katında emanete hıyanetin en büyüklerinde biri de o adamın hıyanetidir ki, eşi ile yakınlaşır ve o esnada aralarında geçen sırları sonra gidip yayar."
Yukarıda özetlenen haklara ve ödevlere riayet eden eşler arasında samimiyet, sevgi, saygı, şefkat, kadirşinaslık, vefakârlık gibi meziyetler gerçekleşir ve: "Kendileri ile huzura kavuşasınız diye sizin için kendinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhameti var etmesi O'nun varlığının delillerindendir. Düşünen bir kavim için bunlarda muhakkak ibretler vardır" (Rum suresi, 21) ayetindeki hakikatler müşahede edilir.

ASOSYAL MEDYA

Edebi, ilkesi, ahlakı, ölçüsü, iz'anı, vicdanı, çapı, saygınlığı, dengesi olmayan birtakım sosyal medya kullanıcısının oluşturduğu platforma 'sosyal medya' mı dersiniz yoksa "asosyal medya" mı dersiniz!
Türkiye, bu çapta teaffun etmiş = kokuşmuş, bir sosyal medyayı hak etmiyor. Başarılı olan, sivrilen, iş yapan, hamle yapan, üreten, yük olmayan herkese karşı müthiş bir kıskançlık, kin ve nefretle saldırmanın birçok sebebi olabilir. Ama en bariz sebebi iman ve ahlak yoksunluğudur. İnsandan önce Yüce Yaratıcı'yı hazmedememektir.
Başkasının iffet ve namusuna bile küfretmeyi bir eleştiri gören bir insana ne diyebilirsiniz. Saldırılan, kirletilen bu kişi kim ve ne olursa olsun veya kirleten ve saldıran kim ve ne olursa olsun. Biz hiç bu kadar kirlenmemiştik. Bu insanları bir değil, inanın bin gusül abdesti bile temizleyemez. Akdeniz, Karadeniz veya Marmara deniziyle yıkasanız bile bu insanları necasetlerinden arındıramazsınız. Sadece, samimi bir tevbeyle tevbe edip helallik dileyenler hariç. İyi de aleyhlerine küfür ve hakaret ettikleri herkesi nasıl bulup da helallik isteyecekler. En azından, eline, ağzına sahip olacak ki ileride pişmanlık yaşamasın. Allah düzeltsin. Vesselam.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.