YAZARA MAİL GÖNDER Bir Fasit Daire: IŞİD ve İslamofobi

YAZARLAR

Müslümanlar, IŞİD'in faturasının İslam'a çıkartılmasına itiraz ettikleri zaman, genellikle, özeleştiriden ve eleştirel düşünceden kaçmakla suçlanıyorlar. Elbette Müslümanların eleştirel düşünceye ve kendilerine çeki düzen vermeye ihtiyacı var fakat IŞİD ve benzeri yapıların İslamofobik söylemleri yaygınlaştırıp, kuvvetlendirdiği de bir hakikat. Bu yapıların dünyadaki 1,5 milyar Müslüman nezdinde herhangi bir cazibesi varsa bu, neye inandıklarından ziyade, neyi reddettiklerinden kaynaklanıyor. Açıklayalım. Tehlikeli bir fasit daire ile karşı karşıyayız: IŞİD'i ortaya çıkaranlar ve savaşçıları, Müslümanların maruz kaldığı adaletsizlikleri büyük bir hak ihlali olarak görüyorlar. Adaleti tesis etmek adına korkunç barbarlıklara imza atıyorlar ve böylece adalet değil intikam peşinde koşmaya başlıyorlar. Dünyadaki Müslümanların kahir ekseriyeti, onların yaptıkları vahşeti meşrulaştırmak için dini bir araç olarak kullanmalarına karşı çıksa da IŞİD, eylemlerini "din kisvesi" altında yapmaya devam ediyor. Bu durum, en basitinden Batı'da İslam'ın aşırılık ve terörizmle özdeşleştirilmesine yol açıyor. Hâlbuki böyle düşünenlerin unuttukları önemli bir nokta var: Terörizm, ırkı, dini veya kültürü ne olursa olsun farklı birey, grup ve devletler tarafından kullanılan küresel bir olgu.
İslamofobikler; IŞİD'i, İslam'ı terörizmle eşitlemek ve bütün Müslümanları da şüpheli durumuna düşürmek için kullanıyorlar. Bulundukları ülkelerin hükümetlerini bu ülkelerdeki Müslüman vatandaşlara ve göçmen topluluklarına karşı sert tedbirler almaya hatta adeta savaş açmaya çağırıyorlar. Ülkelerindeki radikal unsurları kökünden temizlemek bahanesi ile IŞİD gibi yapıları kullanıyorlar. Böylece bir aşırılık, diğer aşırılığı besliyor.
Bu karşılıklı aşırılıklar ve korkular döngüsü daha derinlerde başka tür ayrımcılıkların doğmasına neden oluyor. Dünyada başka hiçbir inanç mensubu Müslümanlar gibi IŞİD ile ilgili sorulara muhatap edilmiyor. Daha kötüsü, dünyanın pek çok yerinde Müslüman liderler, akademisyenler, âlimler, uzmanlar, sanatçılar yahut edebiyatçılar bir konuşmaya davet edildiğinde genellikle "aşırı uçlar, radikalleşme, terör" gibi hararetli konuları konuşmaları bekleniyor… Bunun arkasında sanki Müslüman bireyler kendi birikimleriyle iklim değişikliği, yoksullukla mücadele, şiir, uzay çalışmaları veya Ebola ile mücadele hakkında konuşamazlarmış gibi bir ön kabul yatıyor. Bu arada 'İslamofobi endüstrisi', IŞİD'in gayrimüslimden çok Müslüman öldürdüğünü, batılı hedeflerden çok İslam şehirlerini yok ettiğini ve dünyada Müslümanlar arasında korku ve ayrımcılık havası estirdiğini işlerine gelecek şekilde kolaylıkla göz ardı ediyor.
Bu arka planı akılda tutunca Müslüman bir İngiliz olan ödüllü gazeteci-yazar ve şair Tasnim Nazeer'in İngiltere'nin Glasgow şehrinde sokaktaki bir kişinin tacizine maruz kalması bizi maalesef şaşırtıyor. Nazeer, daha evvel Glasgow'da yürürken Müslüman olduğu için böyle bir hadisenin başına gelmediğini anlatıyor ve o gün yaşadıklarını şöyle hatırlıyor: "Şehrin en işlek caddesinde ansızın yanıma bir adam yaklaştı ve IŞİD'in yaptıkları için herkesin içinde özür dilemem gerektiğini söyledi." Bu talep karşısında şok olan ve o güne kadar IŞİD'i yüksek sesle eleştiren Nazeer, birden IŞİD'in yaptıklarının sorumlusu olmuştu. Benzer bir şekilde Fransa'daki Müslümanlar da aynı anda hem İslamofobyanın hem de IŞİD'in mağduru olduklarını söylüyorlar. Zira El-kaide, IŞİD ve benzeri yapılara karşı Fransa'da yükselttikleri ses, cehalet, önyargı ve bağnazlık duvarına çarpıp geri geliyor.


***

Tarihe dönüp baktığımızda insanlık olarak Antisemitizmden öğrenecek derslerimiz olmalı. Antisemitizmin geride bıraktığı karanlık tarih bizlerin Yahudi kollektif kimliği ile bireysel hareketlerin ayırdına varacak bir muhakeme yeteneğine kavuşmamızı sağladı. Yani, "İsrail devletinin politikaları dünyada Yahudi bireylere veya cemaatlere mal edilmemelidir.", felsefesi zihinlerimize yerleşti.
New York Times gazetesi, son Gazze savaşından sonra Avrupa'da yükselen Antisemitizm dalgası hakkında detaylı bir haber yayınladı. Haberin özünde; "Siz, Yahudilerden İsrail devletinin yaptıkları yüzünden nefret edemezsiniz" fikri yer alıyor. Haberde ayrıca "…. Avrupa'da oldukça yumuşak ve sinsi bir Yahudi karşıtlığının geliştiğinden, bunun ana akıma sıçramasından ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Antisemitizme karşı alınan mesafeye zarar vermesinden" duyulan endişeler dile getiriliyor.
Buna kimsenin itirazı yok. Peki, Müslümanlar kendileri için aynı muhakemenin yapılmasını ve inançları ile IŞİD arasında net bir ayrım yapılmasını talep ettiklerinde ne oluyor? Maalesef çoğu zaman bu tarz aklıselim bir muhakeme talebi, basmakalıp önyargıların ve genellemelerin kurbanı oluyor. Diğer inanç ve gelenekler için talep edilen sağduyu muhakemesi, İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda bir anda ortadan kalkıyor.
Norveç'te 2011 Temmuz'unda 78 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik'in yaptığı tahribattan tutun da 2012 yılında dünya çapında gösterilere ve ölümlere neden olan ucuz ve zevksiz "Müslümanların Masumiyeti" (Innocence of Muslims) filmine kadar İslamofobik gruplar ve bireyler öncelikle İslam inancını itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Buna karşılık IŞİD gibi aşırı uçlar da bu durumu "sanki bütün Batı dünyası İslam karşıtıymış" gibi gösteriyor. Müslümanlarsa bu iki durum arasında iki defa mağdur edilmiş oluyorlar. Yani hem İslam dünyasındaki aşırı uçlardan zarar görüyorlar, hem de İslamofobik ve ırkçı genellemelerin kurbanı oluyorlar.
Müslümanların bu "çifte mağduriyetini" kabul ederek yüz milyonlarca Müslümanın inancı ile IŞİD benzeri barbarlıkları birbirinden net bir şekilde ayrıştırmak gerekiyor. Birbirimizi kınamak yerine bu tehlikeli kısır döngüyü aşmanın yollarını aramak daha basiretli bir adım olacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.