YAZARA MAİL GÖNDER Yüce Divan meselesi

YAZARLAR

Şu gerçek artık çok net anlaşıldı: Son dönemde hangi operasyona, hangi davaya bakarsanız bakın, altından Gülen Cemaati'yle ilişkili "paralel yapı" çıkıyor.En haklı davalarda bile akıl almaz bir kumpas var. Ergenekon ve Balyoz'da, Hanefi Avcı, Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmalarında, Askeri Casusluk davalarında, KCK'de veya Tahşiye operasyonunda akla hayale gelmeyen sahte belgelerle onlarca insanın hayatı karartıldı.
Yasadışı dinlemeler ve teknik takiplerle sıradan insandan işadamına, bürokratından siyasetin tepe noktasına kadar herkes izlemeye alınarak korku yaratıldı. Karşımızda böylesine pervasız kirli bir yapı var. Bütün bunları yaparken de "Darbeleri engelleme sosu" kullanıldı.
Bu kirli yapının son eseri 17-25 Aralık operasyonu. Bunun siyasete darbe olduğunu yapanlar da yaptıranlar da iyi biliyor. Geçmişte eski vesayet odakları gibi "darbe mi şeriat mı?" ikilemi yaratıp, uydurdukları şeriat korkusuyla toplumu darbeye razı ediyorlardı. Şimdi o numarayı "yolsuzluk sosu"yla sunuyorlar. Bunu yapan da son dönemdeki bütün hukuksuzluklara imza atan bir yapı. Böyle bir yapının yolsuzluk derdi olabilir mi? Olmadığını görmek için sadece Halk Bankası operasyonunun arka planına bakmak bile yeterli.
O plan için Nisan 2013'te ABD'de düğmeye basıldı. Kongre üyesi 47 milletvekilinin Halk Bankası hakkında iddialarda bulunması, ABD Hazine Müsteşar Yardımcısı David Cohen'in Türkiye'ye gelip tehditler savurması boşuna değildi. Ve tesadüfe bakın, çok geçmeden, paralel yapı harekete geçti, 17-25 Aralık operasyonuyla Halk Bankası hedefe konuldu. Yanına da 4 bakan, bir belediye başkanı ve bir vakıf eklendi.
Tabii, Paralel yapı şu gerçeği biliyordu: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hükümeti aleyhine atılacak her adıma gözü kapalı destek verecek siyasetçiler, aydınlar ve siyasete ayar vermek için alesta bekleyen yüksek yargı mensupları vardı.
Şimdi arkalarına aldıkları bu güçlerle son hamleye hazırlanıyorlar. O hamlenin adı Yüce Divan... 17-25 Aralık darbesinin içine sakladıkları yolsuzluk sosuyla suçladıkları 4 bakanın "Yüce Divan"a gönderilmesi için canhıraş uğraşıyorlar. Bunda ısrar etmelerinin nedeni, şeffaf bir devlet ve yolsuzlukların son bulması değil, öyle bir dertleri yok. Asıl dertleri 17-25 Aralık darbe tezini çökertmek ve AK Parti'yi dize getirmek. Bu siyasi bir hedeftir. Anayasa Mahkemesi'nin bugünkü yapısı da bu siyasi hedefi gerçekleştirmeye uygun. Sadece Başkan Haşim Kılıç'ın siyasete müdahale ettiği o çirkin, "gömlek değiştirme" sözleri bile oradan nasıl bir karar çıkacağını anlatmaya yetiyor.
Tıpkı Hanefi Avcı'nın öngörüsü gibi... Avcı, ne diyordu: "Yargıtay'ın böyle bir karar vermesini bekliyordum. Aslında bu kararın bu şekilde çıkması belki kötü gibi gözükse de toplumun bu cemaat denen yapıyı anlaması için iyi bile oldu."
Yüce Divan'dan çıkacak sonuç da farklı olmayacak. Ayrıca ona ihtiyaç da yok. Ortada yargının verdiği çok önemli ve anlamlı bir karar var. Savcı Ekrem Aydıner "kovuşturmaya yer yok" dediği kararını çok temel bir hukuk ilkesine dayandırıyordu: "Bu soruşturmaya esas teşkil eden deliller yasadışı yöntemlerle, yasaların zorlanması ve etrafından dolanılması yoluyla elde edilmiştir; mahkemede kullanılamaz."
Bu temel ilkeyle yaklaşılsaydı Ergenekon ve Balyoz'da da, Hanefi Avcı davasında da adaletsizlik yaşanmazdı. Bu yüzden Yüce Divan kararı tam anlamıyla siyasidir ve tuzaktır. Siyasilerin darbecilerin tuzağına düşmemesi gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.