YAZARA MAİL GÖNDER Özgecan...

YAZARLAR

20 yaşında, gencecik, hayat dolu, umut dolu, hayalleri var, Üniversite birinci sınıf öğrencisi, psikolog olmak istiyor, fotoğraflarında nasıl da güzel bakıyor... Özgecan...
Kim bilir nasıl acılar içinde olan anneciği "Sabah sütünü verdim, harçlığını verdim okula gitti" diyor. Süt nasıl da acı kokuyor, keder kokuyor, isyan kokuyor şimdi.
Okul çıkışı kız arkadaşıyla bir alışveriş merkezine gidiyor Özgecan, yemek yiyorlar. Kız kıza kim bilir neler konuşuyorlar? Okuldan, evden, gelecekten, kalplerindeki heyecanlardan, kıyafetlerden... Genç kız onlar. Gencecik, pırıl pırıl.
AVM çıkışı evlerine gitmek üzere minibüse biniyorlar. Arkadaşı yolda iniyor, Özgecan minibüste tek başına kalıyor. Evli ve bir çocuk babası olacak minibüs şoförü Suphi A. yolu değiştiriyor. Durumdan şüphelenen Özgecan tartışma çıkarıyor. Çantasındaki biber gazını şoföre sıkıyor.
Düşünün 20 yaşındaki kızın çantasında biber gazı ile gezme ihtiyacı duyduğu bir ülkedeyiz biz. Silah taşısa haksız mı?
Hangi kadın eminiyette ki buralarda. Hangi kadının canı can. Hangi kadın korunuyor. Hangi kadının hakkı var. Hangi kadının çektiği acıların, dört bir yanındaki kapanmayan yaraların, işkencelerin hesabı soruluyor ki?
Kadın hep saklanıyor, susuyor, yanıyor, itiliyor, aşağılanıyor, kullanılıyor.
Tabii Özgecan'ın da canı ne ki. Biber gazı fayda etmiyor.
Cani, kitapsız, Allahsız, vicdansız, insafsız adam Özgecan'ye tecavüz etmek istiyor. Bıçaklıyor, minibüsündeki demir çubukla dövüyor, öldürüyor.
Sonra gidip babacığına sığınıyor. Babası ve bir erkek arkadaşı ile ormanlık alanda yakıyorlar Özgecan'ın bedenini. Atıyorlar dere yatağına...
Bu kadar. İşte bu kadar. Gözün gibi baktığın evladının ömrü, sonu, yaşadığı yaşayacağı, gördüğü göreceği işte bu kadar. Dünyalar güzeli bir genç kızın hikayesi işte bu kadar.
Ne doğum günleri, ne yılbaşıları, ne bayramları, ne özlemle bekleyeceği yazları, ne aşkları, ne kavuşmaları, ne üniversite mezuniyeti, ne kız kıza kahkahaları, ne görmek istediği yerler, ne hayalleri, ne mutluluğu, ne gelinliği, ne bebeği, ne ailesi, ne işi, ne başarıları... hiçbir şeyi olmayacak onun artık. Hiçbir şeyi.
Aşkın gününde, 14. Şubat'ta aldık hepimiz haberi. Aşkmış, kalpmiş, sevgiymiş kaç yazar. Buyuz biz. Bu gerçeğimiz.
Kızlarımız, kadınlarımız dövülüyorlar, öldürülüyorlar, malmış gibi kenara atılıyorlar, kullanılıyorlar.
Ve bunları onlara yapanlar hak ettikleri cezayı almıyorlar. Allah'a havale et dur. Başka çaremiz mi var. Sokaklara çık, isyan et, öfkelen, çekip gitmek iste ne fayda.
Hep aynı. Bugün Özgecan yarın sizin kızınız, ablanız, kardeşiniz, en yakın arkadaşınız belki de siz olacaksınız. Olmayacağınızın bir garantisi var mı?
Bir hayat, bir can şaka mı?
Tabii "Kadın kuyruğunu sallamasa olmaz" değil mi?
"Etek giymiş, dar jean giymiş, dekoltesi varmış" değil mi?
"Adamcağızcıklar tahrik oluvermişler, ne yapsınlar" değil mi?
"Zaten kız değildi, ona da verse ne olur yani, hak etmiş zilli" değil mi?
Kadın ikinci sınıf vatandaş değil mi?
Onlar hep yırtacak, paçayı kurtaracak, kötü kalpleriyle iyi hallerden yararlanacaklar değil mi?
Yıl 2015 kadının hala adı yok değil mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.