YAZARA MAİL GÖNDER Miro'nun kadınları.. Kuşları.. Yıldızları..

YAZARLAR

"Hem de New York, Londra, Paris gibi kültür merkezlerinde açılanları geride bırakan.. Üstelik, açıldığından bu yana gördüğü ilgi ve katılımla, aslında bu halkın neleri hak ettiğini belgeleyen.. Sadece bayramın son günü, iki bin beş yüz kişi gezmiş.." diyor, bizim ailenin asıl sanat yazarı, dünyada görmedik müze bırakmayan Serpil, Miro Sergisi'ni, bir sanat mucizesini anlatan yazısının başlangıcında.. Gerisini buyrun!..

***

Sabancı Müzesi'ndeki Miro, daha önce ayni yerde açılan Picasso ve Dali sergileriyle birlikte tamamlanan "Katalan Üçlemesi"nin son halkası... Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer ve ekibinin üç yıl süren inanılmaz uğraşlarıyla, Barcelona'da Miro Vakfı'nda başlayıp, Mallorca'daki müzeye ve aileyle tanışıp, onların koleksiyonlarındaki, bugüne dek hiç sergilenmemiş eserlerine kadar uzanan, sanatçının özel eşyalarını da kapsamına alan sergi.. Sergi değil de, bir yaşam öyküsü..
Picasso, Dali ve Miro "Üçleme" diye anılıyorlar ama aslında hiç benzemiyorlar. Joan Miro, ne Dali gibi çılgın, ne de Picasso gibi bohem, kadınlara ve gösterişe düşkün..
Sergiyi birlikte gezdiğimiz Nazan Ölçer'in deyimiyle, gördüğümüz fotoğraflarında bir de kollukları olsa, adeta "kalem efendisi.."
Resim yaparken bile önlüğünün altında bembeyaz gömleğiyle kravatı eksik değil.. Ailesine düşkün, sade bir insan, iyi bir baba.. Yıllar sonra Picasso'nun onu eşiyle gördüğünde, "Hala bu kadınla mısın?" diye sorduğu söylenir.
1920 yılında, hayalini kurduğu Paris'e gidinceye kadar eserleri İspanyol folklorunun etkisi altında.. Basit resimler yapar. Hatta, en ünlülerinden birini, "Çiftlik"i, tanınmış yazar Ernest Hemingway, eşine hediye olarak alır ve sonraları sanatçıdan söz ettiği bir yazısında, o yıllarda Paris'te nasıl bir yokluk içinde olduğunu, dokuz ay boyunca o koca tabloyla nasıl uğraştığını anlatır.
Miro, Paris'e gidince, o güne kadar hiç tanışmadığı ama iki ailenin geçmişteki dostluğuna güvenerek, Picasso'yu arar. Yardım elini hemen uzatan Picasso, bir de tablosunu satın alır.
Sonra onu, yıllar önce rahmetli Avni Arbaş'tan keyifle dinlediğim, Tzara, Aragon, Eluard, Prêvert, Breton gibi isimlerden oluşan dönemin ünlü edebiyat çevresiyle tanıştırır. Böylece Miro, asıl istediği, "şiirleri resimleştiren, resimleri şiirleştiren" çizgisi belirlenmiş olur. Semboller, efsaneler, mizah devreye girer.
Birçok kitabı resimler. Değişik teknikleri ve her türlü malzemeyi cesaretle dener. Resim, heykel, baskı, dokuma, önüne ne çıkarsa.. Doğayı, aşkı, yaşam ve ölümü yansıtan sembol motifler eserlerine yansır. Gerisinde ise, gerçeğin yanısıra hayalleriyle kurduğu dünyası vardır.
***

İşte Sabancı Müzesi'nde, dört bölüm olarak sunulan 125 eser, böyle bir yaşam öyküsü.. "Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar"a odaklanıyor. Kuş özgürlüğü, kadın evreni, yıldız ise geceyi, karanlıktan aydınlığa dönüşü simgeliyor.
Her salon, her görüntü insanı büyülüyor. Enfes bir düzen ve sunum var. Bademden bronza geçişin tüm aşamalarıyla, iki kabuklu badem ve küçük bir çakıl taşının verdiği ilhamla sonradan E.T.ye dönüşen en tanınmış heykeli "Kişi"den, duvarı kaplayan o çok temiz ve düzenli atölye fotoğrafının önünde sergilenen masası, koltuğu, fırçalarıyla özel eşyalarına kadar getirilip canlandırılmış stüdyosuna dek.. Sergiye ayrıca film ve konferanslar eşlik ediyor.
Sonra... Müze mağazasında yine Gözde Oral'ın tasarladığı nefis katalog ve hatıra eşyalar, yukarıda Changa'da ise, sergiden ilhamla hazırlanan yiyecekler var. Enfes...
***

Sonsuz teşekkürler Nazan Hanım!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.