YAZARA MAİL GÖNDER Umudun bittiği yerde Mucize başlar!..

YAZARLAR

Yani olmaz ya.. Benimkisi bir hayal.. Ama zamanı için mucize denen pek çok şeyin bir hayalle başladığı da gerçek..
Filmi izlerken hayal ettim..
Sabahtan akşama kadar birbirlerine öfke kusan, bana sorarsanız, toplumumuzdaki yaygın öfke salgınına, pire için yorgan yakmalar, bir bakış için adam öldürmelere sebep olan çıldırmışlığa yol açan siyasal liderler yan yana oturup bu filmi birlikte izleseler ne olurdu?.
Söyleyeyim.. Mucize olurdu..
Somutlaştırayım..
PKK ile devlet, yıllarca, Düşük Yoğunluklu Savaş içinde oldu. Hepsi bu ülkenin evladı 30 binden fazla genç öldü.. 30 binden fazla annenin yüreği yandı.
Sonra çözüm sürecine girildi.. "Süreç var.. Süreç devam ediyor.. Süreç başarıyla sona erecek.." Bunları hep duyuyoruz..
Peki sonuç.. Elle tutulur tek sonuç, ölümcül terör eylemlerinin şimdilik durması.. Süreç var, ölümler durdu.. Güzel.. Ama bir de dehşet var..
Ya yeniden başlarsa..
Bu dehşetin bitmesi, sürecin olumlu sonuca bağlanmasıyla mümkün.. Nasıl olacak bu?.
Anlaşma denen şey, ödünle olur.. Bir tarafın öbür tarafa tüm isteklerini kabul ettirmesi, ancak bir savaşın kazanılması, öbür tarafın ezilmesiyle olur. O zaman anlaşmayı dikte ettirir, silahı beynine dayar, imzayı attırırsın.
Bunu yapamıyorsa tarafların biri.. İş masada bitecekse eğer, iki taraf da belirli isteklerinden vazgeçecek, yani ödün verecek demektir. Başka türlü olmaz..
Ne var ki, masaya oturanlar, siyasi liderler.
Yani oraya arkalarındaki toplumun seçimleriyle gelmişler. O toplumlar, o ödünleri nasıl karşılar?.
Kıbrıs sorunu niye çözülmüyor?. Çünkü ödünleri ne Türk, ne Rum halkı kabul eder. Masaya oturanlar bunu bile bile geliyorlar. O zaman geldikleri gibi de gidiyorlar.
En büyük ödülün "Barış" olduğunu toplumlara kabul ettirmek güç.. Hele siyasi ortamda.. Savaşı kazananlar bile, barışı yaptıklarında "Niye daha fazlasını almadın" diye yerden yere vurulmuyorlar mı?. Seçim kaybetmiyorlar mı?.
İkinci Dünya Savaşı'nın muzaffer galibi Churchill niye ilk seçimde iktidardan düştü?.
Lozan'ı imzalayan, ülkeyi tüm Avrupa'yı yıkan İkinci Dünya Savaşı'na sokmayan İsmet Paşa, hala ve hala, Musul yüzünden, 12 Adalar yüzünden ağır eleştirilere uğramıyor mu?.
Kıbrıs'ta bir askeri zafer kazanan Ecevit ve Erbakan'ın güçleri niye barışı sağlamaya yetmedi?. Harekatın adını "Barış" koydukları halde..
Süreç var.. Ama Türkiye'de seçimler var.. PKK'da da, fark ediliyor, bir liderlik savaşı var..
Sürecin kalıcı barışla sona ermesi, karşılıklı ödünlere bağlı.. Bu ödünleri hangi taraf verebilir, bu ortamda..
Ve biz nasıl umutlu olabiliriz?.
"Umudun bittiği yerde Mucize başlar" diyor, Mahsun Kırmızıgül'ün Mucize filmi..
Filmde bir değil, bir çok mucizenin gerçekleştiğini görüyorsunuz, ortada tek bir mucize yokken.. Yani ne sihirbazlar, ne lambadan çıkan cinler, ne şıhlar, ne şunlar, ne bunlar..
Senin benim gibi sıradan insanların, son tahlilde "Ne var ki bunda.. Ben de yapabilirim" diyebilecekleri kadar basit eylem ve söylemleri sonucu gerçekleşiyor mucizeler..
Filmin en güzel yanı da bu zaten.. Sonuç Mucize.. Ama mucizeyi yaratan her şey olağan..
"Böyle şeyler filmlerde olur, ancak" da değil.. Mahsun'un filmde anlattıkları gerçek.. Yaşanmış.. Baş Mucize.. Köyün delisi.. Sakat.. Konuşamayan, yürüyemeyen, elini kolunu hareket ettiremeyen Aziz şu anda ailesi, çocukları ve torunlarıyla İstanbul'da yaşıyor.. Sağlam ve mutlu..
Beni hayale daldıran da bu oldu, zaten..
"Durum umutları yok edecek kadar olumsuz görünürken, çok basit şeylerle Mucize nasıl gerçekleşir," dedim filmin final sahnelerini izlerken, kendi kendime.. Ve hayal kurdum..
AKP Lideri ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, yanlarına Sırrı Süreyya Önder'i de alıp, İstinye Park'a gelseler.. Sinema katına inseler ve 2 nolu salonda bu filmi, salonu dolduran seyircinin arasında yan yana izleseler..
İddiaya giriyorum.. Final sahnesinde üçünün de gözlerinden yaşlar boşanacaktır.. Işıklar yandığında, yanlarında, önlerinde, arkalarında oturan herkesin de gözlerinin yaşlı olduğunu göreceklerdir. Neden yaşlı gözler?.
İnsan oldukları için.. Bu vatanın, bu cennet vatanın çocukları oldukları için.. Damarlarında çok farklı kanlar da aksa, yüzlerce yılın kardeşi oldukları için..
Ve o yanaklarına süzülen gözyaşı damlacıkları, Mucize'nin başlangıcı olacaktır.
Sırrı Sakık'la konuşurken bir gün, telefonda bana "Bizi birleştiren kan olmasın" demişti.
Haklıydı. Bizi birleştiren o kadar çok şey vardı ki?. En başta bu cennet vatan.. Yüzyıllardır paylaştığımız, iç içe, kucak kucağa paylaştığımız, uğruna omuz omuza savaşıp, can verdiğimiz vatan.. Ama eksikti Sırrı'nın söylediği..
Bizi birleştiren şey kan olmamalı.. Tamam!.. Ama "Bizi ayıran da kan olmamalı" değil mi Sırrı?.
Senin damarlarında Kürt kanı dolaşıyor.. Bende Çerkez.. Kanlarımız o kadar ayrı ki.. Ama ayni dili konuşuyor, daha önemlisi ayni dili düşünüyoruz.. Kan farkı "Biz"i öldürmemiş. Parçalamamış. "Sen.. Ben" olmamışız. Özünde, tüm olup bitenlere, tüm menfaati olanların, bölme, parçalama gayretlerine, taktiklerine, diplomasilerine rağmen, hala "Biz" olmaya, "Biz" kalmaya savaşıyoruz. Çözüm süreci de bundan değil mi?. Davutoğlu ve Demirtaş, bu filmi, bu ülkenin insanları ile bir arada, bir sinema salonunda izleseler, bu ülkede çok şey değişir, hayalim bu..
Bu teklifi götürseniz, her iki lider de "Olmaz" derler.. Dışardan "Olmaz" desinler.. Ama içlerinden kendilerine sorsunlar..
"Neden olmasın?. Ne kaybederiz ki?."
Ya kazanırlarsa..
Türkiye kazanır.. Onlar da tarihe geçerler..
Bu cennet vatanın tarihine..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.