Çiçek, 3. Yasama Yılı'nı değerlendirdi

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, gelecek yasama yılında daha yapıcı bir üslubun Genel Kuru'la hakim olmasını temenni ederek, bu konuda herkesi göreve ve sorumluluğa çağırdı.

Giriş Tarihi: 16.7.2013 14:48 Güncelleme Tarihi: 16.7.2013 14:51
Meclis'in, kaba sözlerin kullanıldığı mekanlar olamayacağına işaret eden Çiçek, "Meclis, eylemlerin yeri de değil" dedi. Çiçek, düzenlediği basın toplantısında 24. Dönem 3. Yasama Yılı'nı değerlendirdi.

Cemil Çiçek, geçen dönemlerle karşılaştırıldığında bu yasama döneminin çok daha gergin ve üslup bakımından kırıcı geçtiğini belirtti.

2011 seçimlerinden sonra, TBMM Genel Kurulu'nda yapılan konuşmalarda, kaba ve yaralayıcı sözlere yönelik bir tarama yaptıklarını anımsatan Çiçek, bu çalışmayı da 27 Şubat 2013'te liderlere gönderdiğini anımsattı.

Ancak, aradan geçen süre zarfında Genel Kurul'da kullanılan ifadelere bakıldığında, maalesef olumlu bir gelişme olmadığı, asla tasvip edilmeyecek ifadelerin hala kullanıldığını kaydeden Çiçek, "Milli mücadeleyi yürüten gazi Meclis'e ve aziz Türk Milletinin temsilcilerine yakışmayan bu ifadelerin Meclis'in, milletvekillerinin ve genel olarak siyaset kurumunun halk nezdindeki itibarını zedelediğini üzüntüyle müşahede ediyorum" dedi.

Bu beyanların sadece Meclis kürsüsünde kalmadığını, internet üzerinde de yapıldığını dile getiren Çiçek, bunların milletvekili sıfatıyla bağdaşmadığını kaydetti..

Gelecek yasama yılında daha yapıcı bir üslubun Genel Kurul'a hakim olmasını temenni eden Çiçek, bu konuda herkesi göreve ve sorumluluğa çağırdı.

Çiçek, Meclis'in, kaba sözlerin kullanıldığı mekanlar olamayacağına işaret ederek, "Meclis, eylemlerin yeri de değil" diye konuştu.

TBMM Başkanı Çiçek, yeni anayasa çalışmalarını da değerlendirdi. Çiçek, "İnsan onurunu esas alan, hak ve özgürlüklerin standardını yükselterek onları teminat altına alacak olan, etkin ve verimli bir devlet hizmetini temin için, dengeleri iyi kurulmuş yeni bir anayasa hazırlamak milletimize taahhüdümüzdür. Bunun sorumluluğu omuzlarımızdadır, taahhüdümüzü yerine getirinceye kadar da omuzlarımızda durmaya devam edecektir. Anayasa toplumsal talep olmanın ötesinde zaruret haline gelmiştir" diye konuştu.

Yasama ve denetim faaliyetlerini, millet adına yaptıklarını belirten Çiçek, bu nedenle bir yıl içerisinde Meclis çatısı altında hangi faaliyetler gerçekleştirildiği, ne gibi çalışmalar yapıldığını kamuoyunun bilgisine sunmak istediklerini söyledi. Çiçek, bunun, hem görevleri hem de millete saygılarının gereği olduğunu söyledi.

Çiçek, 1 Ekim 2012 - 13 Temmuz 2013 dönemini kapsayan 24. Dönem 3. Yasama Yılı'nın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en temel kurumu olan TBMM'nin millet adına yürüttüğü yasama, denetim ve temsil görevleri açısından yoğun çalışmalarla dolu bir yıl olduğunu kaydetti.

İnsan onurunu esas alan, hak ve özgürlüklerin standardını yükselterek, teminat altına alacak olan, etkin ve verimli bir devlet hizmetini temin için dengeleri iyi kurulmuş yeni bir anayasa hazırlamanın, millete taahhütleri olduğunu belirten Çiçek, "Bunun sorumluluğu omuzlarımızdadır, taahhüdümüzü yerine getirinceye kadar da omuzlarımızda durmaya devam edecektir. Anayasa toplumsal talep olmanın ötesinde, zaruret haline gelmiştir" dedi.

Çiçek, Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmalarına işaret ederek, 17 Mayıs 2012'de fiilen başlayan yazım aşamasının halen devam ettiğini anımsattı.177 maddelik ham metin ortaya çıktığını, bu ham metinden bir anayasa taslağı ortaya çıkarabilmek amacıyla ikinci, bazı maddelerde üçüncü müzakerelere başlandığını belirten Çiçek, 48 maddede tam mutabakat sağlandığını, 129 maddede ise siyasi partilerin çeşitli şerhleri bulunduğunu söyledi. Çiçek, 9 ve 10 Temmuz 2013 tarihlerinde siyasi parti genel başkanlarını ziyaret ettiğine işaret etti.

Millete, geldikleri nokta itibariyle, tümüyle sunabilecekleri bir metin ortaya koyamadıklarını kaydeden Çiçek, bunun için daha yoğun bir çabaya ihtiyaç olduğunu ifade etti. Milletin, anayasa konusuna başlangıçta yeteri ilgi göstermediğini ifade eden Çiçek, anayasa konusunun, en önemli konuların başında geldiğini belirtti. Çiçek, Türkiye'nin başkaca sorunlarının yanında anayasa sorunu bulunduğunu dile getirerek, bunu görmeleri, tutum, davranış ve politikalarını ona göre ayarlamaları gerektiğini kaydetti.

Çiçek, "Artık komisyonumuzun sorumluluğu, milletimizin ümidinin boşa çıkarılmaması ve beklediği anayasanın ortaya konması noktasında daha da artmıştır. Bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmaların heba edilmemesi gerekmektedir. Ümit ediyorum ki komisyonumuz ve partilerimiz, tutumlarını bir kez daha gözden geçirerek, yeni bir anayasayı milletimize ortaya koymak mecburiyetimiz var" dedi.

İçtüzük çalışmaları

Çiçek, kurulan TBMM İçtüzük Uzlaşma Komisyonu'nun faaliyetlerini de değerlendirdi. Çiçek, komisyonun, İçtüzük'ün 86 maddesini aynen, 65 maddesini değiştirerek kabul ettiğini, 10 maddesini kaldırdığını, 1 yeni madde ihdas ettiğini 20 veya 22 madde üzerinde mutabakat sağlayamadığını, esas olanın da bu kısım olduğunu kaydetti. Çiçek, 3 Temmuz 2013 tarihli son toplantının ardından hazırlanan ve çalışmaları ayrıntılı olarak belgeleyen metnin, siyasi parti genel başkanlarının bilgi ve değerlendirmesine sunulduğunu belirterek, "Bunu da sonuçlandıramadık" dedi.

TBMM Siyasi Etik Uzlaşma Komisyonu'nun, 3. Yasama Yılı'nda da çalışmalarını sürdürdüğüne işaret eden Çiçek, komisyonun, TBMM bünyesinde Siyasi Etik Kurulu kurulmasının uygun olacağını değerlendirdiğini söyledi. Çiçek, komisyonca, kurulun çalışma usul ve esaslarının tespit edilmesi, milletvekilliği ile bağdaşmayan işlerin düzenlenmesi ve siyasi etik ilkelerinin belirlenmesi amacıyla bir kanun teklifi taslağı hazırlandığını anlattı.

"Kanunu ilk ihlal edenler bizler olmamalıyız"

Geçen dönemlerle karşılaştırıldığında bu yasama döneminin çok daha gergin ve üslup bakımından kırıcı geçtiğini ifade eden Çiçek, 2011 seçimlerinden sonra TBMM Genel Kurulu'ndaki konuşmalarda, kaba ve yaralayıcı sözlere yönelik bir derleme yaptıklarını, bu çalışmayı da 27 Şubat 2013'de liderlere gönderdiğini anlattı. Çiçek, ancak aradan geçen süre zarfında Genel Kurul'da kullanılan ifadelere bakıldığında, olumlu bir gelişme olmadığının, asla tasvip edilmeyecek ifadelerin hala kullanıldığının görüldüğünü kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Milii mücadeleyi yürüten gazi Meclis'e ve aziz Türk milletinin temsilcilerine yakışmayan bu ifadelerin Meclis'in, milletvekillerinin ve genel olarak siyaset kurumunun halk nezdindeki itibarını zedelediğini üzüntüyle müşahede ediyorum. Yaralayıcı, kaba, hakaret içeren sözler, temiz bir dil içermeyen bu beyanlar, sadece Meclis kürsüsüyle kalmadı, internet üzerinden insanların aile hayatlarına, çocuklarına kadar uzanmaya başladı. Bu son derece yakışıksızdır. Bu asla milletvekilliği sıfatıyla bağdaşacak bir durum olmadığı gibi sorumluluktan da uzak beyanlardır. Söz uçuyor ama yazı kalıyor. Yıllar sonra tutanakları inceleyecek olanlar geçmiş dönemlerle aradaki üslup farkını göreceklerdir. Umarım önümüzdeki yasama yılında daha yapıcı bir üslup, Genel Kurul'a hakim olur. Bu konuda herkesi göreve ve sorumluluğa davet ediyorum.

TBMM, ülkenin her meselesinin konuşulduğu en meşru, en anayasal platformdur. Orada herkes konuşacaktır ama içtüzükteki ifadeyle kaba, yaralayıcı olmayacak, temiz bir dil kullanılacaktır. Bize yakışan budur, siyaset kurumunu yüceltecek de bu dildir. Dolasıyla Meclis, kaba sözlerin kullanıldığı mekanlar olamaz. Kaldı ki Meclis, aynı zamanda eylemlerin yeri de değildir. Maalesef geçtimiğiz yasama yılında arzu etmediğimiz, bu hal devam ederse ilerde hepimizi üzecek, başka türlü eylerimin de odağı hale gelirse, bundan en önce siyaset kurumu yara alacaktır. Onun için Meclis eylem yeri değildir. Kamu düzenini tesisi eden en önemli enstrüman yasalardır. Kamu düzeniyle ilgili kuralları biz koyarız, koyduğumuz kuralları en önce milletvekillerimizin kendileri uymaları gerekiyor. Kuralı koyup, gece yarılarına kadar çalışıp, kanun çıkarıp, ertesi gün yürürlüğe giren o konunu ilk ihlal edenler bizler olmamalıyız. Bu aynı zamanda siyaset açısından önemli bir sorun olarak, önümüzdeki günlerde dikkat etmemiz gereken bir husus gibi geliyor."

149 tasarı, 947 teklif sunuldu

Çiçek, Meclis Başkanlığı'na, bu yasama yılında 149 kanun tasarısı, 947 kanun teklifi sunulduğunu, bu kanun tasarılarından 142'sinin, kanun tekliflerinden ise 55'inin kanunlaştığını bildirdi. Çiçek, 208 tasarı, 9 teklifin Genel Kurul gündeminde bulunduğunu, 347 tasarı, bin 577 teklifin ilgili komisyonlarda olduğunu belirtti.

23. Yasama Döneminden intikal edenlerle birlikte 24. Yasama Dönemi'nde gelen 270 KHK'nın 2'sinin kanunlaştığını, 268 KHK'nın ilgili komisyonlarda olduğunu ifade eden Çiçek, "24. Dönem 3. Yasama Yılı'nda Başkanlığımıza 225 yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık Tezkeresi geldi. 15 tezkere Başbakanlığa iade edildi, halen 965 tezkere komisyonda bulunuyor" dedi.

Çiçek, Genel Kurul'da kabul edilen 143 kanunun, bin 662 madde olduğunu kaydederek, kabul edilen önemli kanuların bazılarından örnekler verdi. Çiçek, bu dönemde ayrıca 22 Meclis kararı alındığını vurguladı.

Soru, Meclis araştırması ve gensoru önergelerinde artış

Bu yasama yılındaki denetim faaliyetlerinde önceki dönemlere göre, özellikle soru, Meclis araştırması ve gensoru önergesi sayısında çok ciddi bir artış olduğunu belirten Çiçek, henüz ikinci yılını doldurdukları 24. Yasama Dönemi'nde, yazılı soru önergelerinin, bir önceki yasama dönemine göre yüzde 39,2 oranında arttığını belirtti. Çiçek, sözlü soru önergelerinin ise 23. Yasama Dönemi'ne göre yüzde 90 oranında artış gösterdiğini ifade etti.

Çiçek, denetim faaliyetleri hakkında şu bilgileri verdi:

"Meclis araştırması önergelerindeki artış, yüzde 81, gensoru önergesi sayısındaki artış ise bir önceki döneme oranla yüzde 115'tir. Mevcut yasama yılında Başkanlığımıza 2 bin 306 sözlü soru önergesi verildi. Bunlardan 360'ı Genel Kurul'da cevaplandırıldı, 5'i geri alındı. 164 önerge Genel Kurul gündemine girecek olup, bin 777'si Genel Kurul gündeminde bulunmaktadır. Başkanlığa sunulan yazılı soru önergesi sayısı 18 bin 578 olup bunlardan 5'i geri alınmıştır. 2 bin 792 yazılı soru önergesi süresi içerisinde ve 6 bin 206'sı süresi geçtikten sonra cevaplandırılmıştır. Süresi geçtikten sonra cevaplandırılanlar hariç olmak üzere 6 bin 128 soru önergesi gelen kağıtlarda yayınlanmış olup, 3 bin 447 yazılı soru önergesinin işlemleri devam etmektedir. 3. Yasama Yılı'na başladığımızdan bu yana Başkanlığımıza yöneltilen 141 yazılı, 3 sözlü soru önergesi verildi. Yazılı soru önergelerinin 131'i cevaplandırılmış, 2'si geri alınmış, 8'i bilgileri derlenmek üzere ilgili birimlere gönderilmiş olup işlemde bulunmaktadır. Sözlü sorular ise gündemde cevaplanmayı beklemektedir. Başkanlığa verilen 16 genel görüşme önergesi gündeme alınmayı beklemektedir. Başkanlığa verilen 16 gensoru önergesinden 5'i geri alınmış, 11'inin gündeme alınması Genel Kurul tarafından reddedilmiştir. Bu yasama yılında verilen 876 Meclis araştırması önergesinden 868'i gündeme alınmayı beklemektedir. 8 önerge kabul edilmiştir. 2 Meclis soruşturması önergesinin de gündeme alınması Genel Kurul tarafından reddedilmiştir."

Dilekçe Komisyonu'na 15 bin 610 dilekçe geldi

Çiçek, ihtisas komisyonları 3. Yasama Yılı'nda toplam 279 toplantı yaptığını, 223 kanun tasarısı ve teklifini, görüşüp karara bağladığını kaydetti.

24. Yasama Dönemi 3. Yasama Yılı'nda Dilekçe Komisyonu'na 15 bin 610 dilekçeyle başvuruda bulunulduğunu bildiren Çiçek, Dilekçe Komisyonu'na yurt dışından 137 dilekçe gönderildiğini, başvuruların çoğunun Almanya'dan yapıldığını kaydetti. Çiçek, başvuruların 12 bin 437'sinin erkekler, bin 850'sinin kadınlar tarafından yapıldığını ifade ederek, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve girişimler tarafından toplu imza atılarak verilen dilekçe sayısının ise bin 52 olduğunu, bu dilekçelerde 1 milyon 180 bin 275 imza bulunduğunu belirtti.

Çiçek, başvuruların illere göre dağılımına göre en fazla dilekçe gelen illerin sırasıyla İstanbul, Tunceli, Ankara, İzmir ve Elazığ olduğunu bildirdi.

"Kadına yönelik şiddetin engellenmesi için Meclisimize önemli görevler düşüyor"

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na, 1. ve 2. Yasama Yılı'nda 3 bin 330, 3. Yasama Yılı'nda bin 546 olmak üzere 24. Yasama Dönemi'nde toplam 4 bin 876 başvuru yapıldığını ifade eden Çiçek, alt komisyonlar hakkında bilgi verdi.

Çiçek, "Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, geçtiğimiz dönem yoğun bir çaba ve gayret içinde oldu. Kadın ve erkek arasındaki fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmak için ciddi bir zihniyet değişimine ihtiyaç bulunduğu açıktır. Yasal düzenleme yapmak işin en kolay kısmıdır ancak mevzuat düzenlemesi sorunları tek başına çözmeye yeterli değildir. Özellikle kültürümüz ve inancımızla hiçbir suretle bağdaşmayan kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin engellenmesi bakımından sadece komisyonumuza değil Meclisimize ve toplumun her kesimine önemli görevler düşüyor" diye konuştu.

Görüşülen heyetler

TBMM Başkanı olarak görev yaptığı süre içerisinde parlamentoda temsil edilen ve edilmeyen siyasi partiler, yargı ve yürütmenin temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve toplumun her kesiminden temsilcilerle görüştüğünü anlatan Çiçek, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve iş çevrelerinden 667 heyetin Başkanlığı ziyaret ettiğini, davet edildiği 111 sosyal ve kültürel programa katıldığını söyledi.

Çiçek, Ankara'da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 4. Genel Kurulu ve İstanbul'da düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİTPA) 22. Genel Kurulu hakkında da değerlendirmelerde bulundu.

"Meclis kütüphanesinden yeterince yararlanmıyoruz"

TBMM internet sayfasının, Türkçe'nin yanı sıra 8 dile çevrildiğini anımsatan Çiçek, Meclis'in tanıtımını daha da güçlendirmek amacıyla bu yasama yılında İngilizce, Fransızca, Rusça, Almanca, İspanyolca, Kazakça, Çince ve Arapça tanıtım kitapları hazırlanarak yayınlandığını belirtti.

Çiçek, Araştırma Hizmetleri Başkanlığı'nca, milletvekillerine yasama faaliyetlerinde destek sağlamak üzere 20 rapor, 101 bilgi notu, 139 doküman derlemesi, 145 bilgi derleme, 42 gösterge, 31 sözlü bilgi türünde çalışma yapıldığını kaydetti.

Meclis çalışmalarında kaliteyi artırmanın yolunun, bilgiye dayalı çalışma yapmak olduğunu dile getiren Çiçek, milletvekillerinden bu bölümden daha fazla yararlanmasını istedi.

Çiçek, kütüphanede 70 bin 644 okuyucuya hizmet sunulduğunu, 9 bin 209 kitap ödünç verildiğini, kütüphane koleksiyonuna 4 bin 950 yeni yayın eklendiğini, 694 yayının elektronik ortama aktarıldığını belirtti. Çiçek, "Bu rakamlar yeterli değil. Bu rakamlar gösteriyor ki Meclis kütüphanesi, arşivleri ve raporlarından siyaset kurumu olarak yeterince yararlanmıyoruz" dedi.

Meclis'i 458 bin kişi ziyaret etti

Meclis'i bu yasama yılında 458 bin 770 kişinin ziyaret ettiğini bildiren Çiçek, "16 Mart 2013 tarihinde başlatılan Halk Günü kapsamında da 2 bin 948 kişi TBMM'yi ziyaret etmiştir. Ülkemizin dört bir yanından gelen 236 bin 495 öğrenci ve konuğumuza rehberlerimiz aracılığı ile yerleşke gezdirilmiştir. Ayrıca I. Büyük Millet Meclisi Binasını (Kurtuluş Savaşı Müzesi) ise 210 bin105 kişi ziyaret etti" diye konuştu.

Çiçek, Meclis'in halkın meclisi olduğunu ve halkın kaynaklarını kullandığını dile getirdi. Çiçek, bu nedenle kaynakların yeniden kullanımına yönelik sosyal sorumluluk projelerini önemsediklerini ifade ederek, bu konudaki çalışmalardan örnekler verdi.

Engelli vatandaşlara yönelik hassasiyetlerinin her alanda devam ettiğini kaydeden Çiçek, bu konuda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Çiçek, Meclis'in yönetiminde bulunan saray, müze, köşk ve kasırları bu yasama yılında 1 milyon 181 bin 930 kişinin ziyaret ettiğini bildirdi.

Bir gazetecinin, "Sizin bir titriniz de Anayasa Uzlaşma Komisyonu Başkanlığı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir teklif vardı. '4 partinin uzlaştığı 48 maddeyi ayrı bir teklif olarak getirelim ve Meclis'i erken açalım, kabul edelim' şeklinde. Buna nasıl yaklaşıyorsunuz?" sorusu üzerine Çiçek, partilerin verdiği bir görev gereği, Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun başkanlığını yaptığını söyledi.

Çiçek, esas itibariyle bu çalışmaları 4 siyasi partinin yürüttüğüne dikkati çekerek, "Meclis Başkanı olarak da fırsat buldukça, imkan ve ihtiyaç oldukça bu komisyona başkanlık yapıyoruz. Karar almalarını kolaylaştırıcı ve ihtiyaç duyulan sair hususların gereğini yerine getirmeye gayret ediyoruz" dedi.

"Mevcut anayasanın dengeleri bozuldu"

Yola çıkarken herkesin hedefinin yeni bir anayasa yapılması olduğunu dile getiren Çiçek, şunları kaydetti:

"Toplumun beklentisi de budur. Çünkü bu anayasa yürürlüğe girdiği tarihten bu yana, 17 defa değişikliğe uğramıştır. Bütünlüğü kalmadı, dengeleri bozuldu. Felsefesi ve öncelikleri ise zaten günümüzün ihtiyaçlarını cevap vermediği konusunda herkes ittifak halinde. Dolayısıyla böylesine bir anayasa ile Türkiye yoluna daha fazla devam edemeyeceği için... Türkiye'nin bir çok sorunu var. Başka ülkelerin de var. Ama onlara ilaveten Türkiye'nin bir de Anayasa sorunu vardır. Tartışdığımız konular, siyasetin gündeminde olan konular, siyatte gerginliğe sebebiyet veren, toplumda gerginliklere sebebiyet veren, birçok konunun menşeinde bu anayasanın olduğunu artık hepimiz görüyoruz ve daha fazla görmemiz lazınm. O nedenle 19 Ekim 2011'de yola çıkarken, yapmak istediğimiz yeni bir anayasaydı. Öncelikleri, felsefesi, dengeleri, hak ve özgürlükler açısından, çağdaş standartları yakalayacak bir anayasa. Bunun için epey çaba sarf edildi. Bunu gözardı etmemek lazım. 25 bin sayfayı aşan bir döküman da oluştu. Bu da Meclisimiz açısından ve Türkiye'nin yakın tarihi bakımından önemli bir gayrettir.

Ama bu kadar çabaya, bu kadar gayrete rağmen geldiğimiz nokta tatminkar değildir. Bunu hepimizin kabul etmesi lazım. Komisyon olarak biz de, zaten tutanaklarda var, kabul ettik. 48 madde yerine keşke 98 maddede, 128 maddede anlaşsaydık. Mümkünse tamamında anlaşabilseydik. Ama bu işin içerisine girdikçe ne kadar zor olduğunu hep beraber daha fazla görüyoruz. Yapılan açıklamalar, değerlendirmeler, işimizi çok da kolaylaştırmıyor. Onu da söyleyeyim. Bize düşen, dışarıda bu tartışmaların dışında kalarak ki bunu başlangıçta kabul ettik, ülkedeki tartışılan konuları, partilerin birbirine bakışlarını, demeçlerini Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda öncelikli olarak kabul etmeksizin, bize verilen özel bir görev var, bu görevi yapalım diye halen uğraşıyoruz"

"Çalışmalar yaz tatilinde de devam edecek"

TBMM Başkanı Çiçek, yaz tatilinde de arkadaşlarının çalıştığını ve çalışmaya devam edeceğini ifade ederek, "Şu an danışman arkadaşlara görev verildi. Temel hak ve özgürlüklerde anlaşamadığımız maddeler ve yargı bölümünü, bu ayın 29'una kadar danışman arkadaşlar olabildiğince uzlaşılabilecek bir noktaya getirecek. 29'undan itibaren de çalışmalara başlayacağız" dedi.

Bu konuyu tümünü ele alarak bir değerlendirme yapmasının kendileri açısından daha doğru olacağını vurgulayan Çiçek, şöyle devam etti:

"Bu çalışmaları belli bir noktaya getirelim. Biz bu bilgileri siyasi partilere sunuyoruz. Siyasi partiler bunları nasıl yapar, nasıl değerlendirir, kısım kısım mı, tümünü mü bekler, bu onların bileceği bir iş. Biz ürün ortaya koymaya çalışıyoruz. Bizim şu safhadaki görevimiz budur. Mevcut tartışmalara taraf olduğumuz taktirde bu çalışmalar, zaten yeteri kadar netice alamadık madde sayısı itibariyle, biraz daha işimiz zora girer. Onun için bir kişisel görüşüm var ama müsaade ederseniz bunu burada söylemeyeyim."

Tutuklu milletvekilleri sorunu

Çiçek, tutuklu milletvekillerinin durumuyla ilgili bir soru üzerine, geçen sene adli kontrolle ilgili düzenlemenin yapıldığını ve özel yetkili mahkemelerin kaldırıldığını anımsattı.

Meclis'in neden böyle bir düzenleme yaptığını çok açık ifade etmeye çalıştığını aktaran Çiçek, çünkü bu yasanın muhatabının büyük ölçüde yargı olduğunu kaydetti. Çiçek, şunları söyledi:

"Bir mahkeme kaldırılıyorsa, adı değiştiriliyorsa, görev alanı değiştiriliyorsa, bu bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Yasama organı olarak biz o tip uygulamalardan rahatsız olduk, o mahkemeler kaldırıldı. Yerine kurulanın aynı hataları tekrar etmemesi gerekir. Neticede aynı yol ve yöntemle uygulamalar sürecekse o zaman bir öncekini kaldırmanın anlamı yok. 'Yasama organı olarak bizim muradımız budur, biz sizin bu yöndeki çalışmalarınızdan memnun değiliz' diye. İkincisi adli kontrolün üst sınırını kaldırdık. Bununla da 'yasama organı olarak biz tutuklamalardan yana değiliz, tutuklama istisnadır. Mağduriyetlere ve hak ihlallerine sebebiyet verir. Her açılan yüz davadan üçte biri beraatle sonuçlanıyor. Üçte birin içerisinde olup tutuklu kalanlar berat etmiş olsa bile yine de giden hayatı getirmek, çektiği ıstırapları dindirmek mümkün olmayacaktır. Yasama organı olarak size önemli bir imkanı getirdik, bu da adli kontroldür. Gelin hemen tutuklayıp ileride mağduriyetlere sebebiyet vermek yerine, mecbur değilseniz bunun şartlarını iyi değerlendirin, adli kontrol sistemini çalıştırın. Eğer tutuklamak gerekecekse hükümle beraber tutuklayın.' Yasama organı olarak neden bu tedbiri aldığımızın gerekçesi olarak bunu ifade etmeye çalıştık. Maalesef o günden bu güne, bu soruna yargı ya davayı bitirerek veya ceza muhakemesindeki bu ve benzeri imkanlardan istifadeyle bir çözüm getirmedi. Bu halen bir eksiklik olarak duruyor. Bunları devamlı söylememizin de bir anlamı yok. Çünkü yasama organları, yargının yerine geçerek karar yazamaz. Biz ancak kuralı koyarız. Kuralın gerekçesini söyleriz. Benim söylediğimde, çıkardığımız yasanın gerekçesi, beklentimizdir. Ama bunu yerine geçip filanca falanca davanın kararını biz yazamayız. Onu yazacak olan yargıdır."

"Sıkıntı anayasadan kaynaklanıyor"

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, parça parça, her sorunla karşılaştıkça belli bir konu üzerinden fikir yürütmeye çalışıldığını vurgulayarak, "Bundan sonra her geçen gün bu sıkıntı artacaktır. Bu da anayasadan kaynaklanıyor. Anayasada yanlış kurallar duracak, siz o kuralların varlığını, yürürlüğünü sürdürmeye devam edeceksiniz ama öbür taraftan da karşılaştınız olayda doğru bir sonuç bekleyeceksiniz. Kural yanlış bundan doğru sonuç beklemek çok mantıklı gelmiyor" dedi.

Tutuklu milletvekilleri meselesinin seçim öncesinde de gündeme geldiğinde, bir kısım hukukçuların "Anayasa'nın 83 ve 14'üncü maddeleri değiştirilmeden siz bir kısım yasal düzenlemelerle bu sorunu çözemezsiniz' dediklerini hatırlatan Çiçek, şu ifadeleri kullandı:

"Anayasadaki kural yanlış. Biz buradan doğru sonuç çıksın da şu üzüntülü durum ortadan kalksın diyoruz. Üstelik bunu yaparken kişisel ilişkilere, becerilere dayalı kişisel çözümler beklemeye çalışıyoruz. Maalesef bu da olmadı. Bence işte bu anayasanın en evvel değişmesi gereken noktalarından bir tanesi, 83 ve 14. maddedir. 4 siyasi partimizin verdiği tekliflere bakarsanız birbirine yakın bir teklif var. Anayasada uzlaşılan 48 maddeyi 98'e, 150'ye çıkarsak da bu sıkıntıları kökten çözüversek. Çünkü bizim çıkardığımız yasalara uygun beklentiler dışarıda her zaman gerçekleşmiyor. Maalesef bu 83 ve 14. madde, parlamenter sistem, demokrasi açısından bir çok eksikliği, ayıbı olan maddeler. Bunlar da varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu konuda da bir mutabakat sağlanamadı."

"Bayramlar bile bir araya gelmemize imkan vermiyor"

Bir gazetecinin, "48 maddelik paketin içerisine 83 ve 14. madde dahil edilebilir mi?" sorusu üzerine, Çiçek, "(48 madde olmasın) diye açıklama var. Bu benim yetkimde olan bir şey değil. Ben ihtiyaçları koyuyorum. Çözüm için daha fazla çaba sarf etmemiz gerektiğini söylüyorum. Daha fazla uzlaşacağımız maddenin olabileceğini söylüyorum. Biz bu ürünleri, ihtiyaçları, imkanları ortaya koyarız, geri kalanı siyasi partilerimizin kendi aralarındaki ilişkiler meselesidir" dedi.

"Ama siz de görüyorsunuz ki partilerimizin arasında bu manada çok yakın işbirliği, diyalog yok" ifadesini kullanan Çiçek, şöyle devam etti:

"Diyalog eksik olunca sizin aracılığınızla herkes birbirine bir şey söylemeye çalışıyor. Bir işi yüz yüze konuşmak başka bir odada birlikte konuşmak başka, sizin aracılığınızla konuşmak başkadır. Keşke yeni diyaloglar başlasa, başlatılabilse her konuda ve bu konuda, emin olun bugün sorduğunu bazı sorular geride bırakırız. Maalesef diyalog yok. Bayramlar bile bizim bir araya gelmemize imkan vermiyor. Bir kısım sıkıntılar bir araya gelip ülke sorunlarını birlikte konuşmamıza imkan vermiyor. Hatırlarsanız, Gaziantep'teki şehitlerin olduğu törende, vatandaşlar 'hepiniz burada bir araya geliyorsunuz Ankara'da niye bir araya gelmiyorsunuz' diye hem şikayetini hem beklentisini söyledi. Bir araya gelebilsek, bir çok sorunu çözebileceğiz ama böyle bir imkan siz de görüyorsunuz ki yok."

Çözüm sürecine ilişkin bir soru üzerine Çiçek, terör sorunun çözülmesini istemeyenlerin sayısının, isteyenlerden fazla olduğunu söyledi. Türkiye'nin terör meselesinde en fazla göz ardı ettiği konunun terörün dış bağlıntıları olduğuna işaret eden Çiçek, meselenin genellikle iç politika kapsamında tartışıldığını vurguladı.

Terörün iç politika konusu olmadığını anlatan Çiçek, hiçbir terör örgütünün dış destek olmadan varlığını sürdüremeyeceğini ifade etti. Çiçek, en fazla dış destek gören terör örgütlerinin de Türkiye'deki örgütler olduğunu dile getirdi.

Çözüm sürecine katkı verdiğini söyleyenlerin sorumlu davranması gerektiğine dikkati çeken Çiçek, "Çözüm süreci isteyip, 'demokrasi, hak ve özgürlük' diyenlerin, bunlarla bağdaşmayacak sorumsuzluklardan kaçınması gerekir. Kanunsuz eylemler varsa devletin ilgili birimleri bunun gereğini yapar. Bu konuda biraz daha hassas davranılması gerekiyor" dedi.

Terör konusunda uluslararası işbirliklerinin samimi olmadığını belirten Çiçek, "(Sizinle işbirliği içindeyiz) diyenler bile, yapmaları gereken 10 iş varsa birini bile yarım ağız yapıyordur. Acımasız bir dünyada yaşıyoruz. Uluslararası alanda en önemli iş birliği, üzücü bir olaydan sonra, kısa sürede taziye mesajları gelmesidir. Bunun ötesinde hiçbir anlam ifade etmez. Bana hiçbir ülke, 'Sizinle işbirliği yaptık şu üç tedbiri aldık' diye arka arkaya üç tedbir sayamaz. Bu sorun bizim sorunumuz. Başkalarından gelecek bir katkı yok. Biz kendi içimizde bu sorunu çözmeye mecburuz" diye konuştu.

"En çok şikayet ettiğim husus"

Cemil Çiçek, başka bir soru üzerine, Meclis'te milletvekillerinin konuşma üslubuna ilişkin eleştirileri de değerlendirdi.

Çiçek, şunları kaydetti:

"Benim en çok şikayet ettiğim husus. Çünkü TBMM'nin dünya parlamentolarından farklı yanı var. Biz önce Meclis'i oluşturduk sonra devleti kurduk. Gazi Meclis, bununla iftihar ediyoruz. Kürsüye çıktığımızda 'Yüce Meclis'i saygıyla selamlıyorum" diyoruz. Konuşmalarımız da o nisbette 'yüce' tanımına uygun olması lazım.

'Parlamentolar, demokrasinin mabedidir' denir. Ben dünyanın hiçbir mabedinde küfredildiğini görmedim. Eğer demokrasinin mabediyse burası, bu küfürleri ben bir yere koyamam.

Göreve geldiğim günden bu tarafa hava raporu yayınlar gibi, yakışıksız bir takım sözleri kınamaktan emin olun bıkkınlık geldi. Bu, milletvekilinin saygınlığına da siyasetin saygınlığına da gölge düşürüyor. Kaldı ki Türkçe zengin bir dil. En ağır eleştirileri bile kimseyi kırıp dökmeden söyleme imkanı var.

Bir önceki sene 23 Nisan'da, Meclis Başkanı olarak görevlendirilen bir kız çocuğumuz vardı. Ben görevimi sembolik olarak devrettim ve bu kızımız, "Sayın milletvekilleri kürsüye çıktıklarında kız kardeşlerinin, kız çocuklarının ve eşlerinin kendilerini dinlediklerinin farkında mıdırlar?' dedi. Bundan daha ağır bir müeyyide ne olabilir?

İçtüzük yapılabilirse, bir müeyyide koymak ki bu bile bana ağır gelir. Yani milletin vekillerine uygun konuşmadı, uygun davranmadı diye para cezası filan... Varsa başka ülkelerde biz de yaparız, yapmalıyız. Ama 'müeyyide' lafı ile 'milletvekili'ni yan yana getirdiğimizde, ben bu noktada farklı bir duygu içindeyim."

"Kuralı biz koyuyoruz sonra biz kendimiz uymuyoruz"

Çiçek, BDP'nin, çözüm süreci kapsamında Meclis'in çalışmalarını yürütmesi için olağanüstü toplanması gerektiği düşüncesinde olduğunun belirtilmesi üzerine, "Meclis olağanüstü toplanabilir ama şu an bu konuda bize gelmiş bir paket ya da tasarı, teklif söz konusu değil, Şu an gündemde olanlar içinde olağanüstü toplanmayı gerektirecek kanun tasarı ya da teklifi yok. Biz çalışmaktan kaçınmayız. Türkiye'nin en çok çalışan kurumlarının başında parlamento gelir. Gece yarılarına kadar çalışıyoruz" dedi.

Cemil Çiçek, odalarında sigara içen milletvekilleri ile ilgili soruya ise "Sigara yasağını biz getirdik. Kuralı biz koyuyoruz sonra biz kendimiz uymuyuruz. Bana da bir iki şikayet geldi. Bu çok doğru değil. Kaldı ki diğer milletvekilleri şikayet etti. Türkiye, sigara yasağı nedeniyle önemli bir mesafe aldı. Hepimiz biraz daha sağlığımıza kavuştuk. Meclis örnek oluşturmalı" diye konuştu.

"Arzu etmediğimiz provokasyonlara, sıkıntılara maruz kalırız"

Çiçek, siyasi partilerin gurup toplantılarının bu kompozisyonda devam etmesi halinde de arzu edilmeyen sıkıntıların yaşanabileceğine dikkati çekti. Çiçek, şu ifadeleri kullandı:

"Siyasi partilerin grup toplantıları, grup iç yönetmeliklerine uygun değil. Çünkü grup toplantıların asli unsuru milletvekilleridir. Ama giderek çok katılımlı basın toplantılarına dönüşüyor. Hele hele son toplantılarda atılan sloganlar, yuh çekmeler, halaylar... Neredeyse Meclis gazinoya dönüşür hale geldi. Bu gerçekten üzücü ve düşündürücüdür.

Grup toplantısına milletvekili geliyor, oturacak yer bulamıyor. Bu, beraberinde bir çok sıkıntıyı getiriyor. Yarın ümit etmediğimiz, arzu etmediğimiz, 'nasıl olur da Meclis çatısı altında bu sloganlar atılır?' diye bir kısım provokasyonlara, sıkıntılara maruz kalırız. Ben bunu Danışma Kurulu toplantılarında da söyledim. Bir defa daha söylüyorum: 1 Ekim'den itibaren, ne olur sayın genel başkanlar, sayın parti yöneticileri, bu kompozisyonda grup toplantıları yaptıkları takdirde yarın kendilerinin de üzüleceği görüntülere, sıkıntılara, eylemlere şahit olabiliriz. Bunu önleme imkanımız da yok. Meclis'in ayrı bir güvenlik gücü de yok."

Torba tasarı uygulaması

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yeni Meclis binasının inşasında işçilerin parasını ödenmediğine yönelik şikayetler bulunduğunun belirtilmesi üzerine, Meclis'te inşaat yapıldığını ancak sorumluluğun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nda olduğunu anımsattı.

Çiçek, para sıkıntısı olmadığını, parayı geciktirmeden ilgili bakanlığa aktardıklarını dile getirerek, bu konun kendisine gelmediğini kaydetti. Çiçek, "Bizimle ilgili değil. Var mıdır yok mudur, ilgili bakanlıkla ya da mütehhitle, taşeron firma arasındadır. Bu sorun, onların sorunu. Ama inşaat bizim işimiz. Eğer inşaat ihalesini biz yapmış olsaydık, belki bu sorun daha yakından bizim tarafımızdan takip edilebilirdi. Bakayım, sorayıp, soruşturayım. Zaman zaman kendi aralarında taşeron firmayla ihtilafları oluyor, olabilir" dedi.

Çiçek, "torba yasa" uygulamalarına yönelik bir soruyu yanıtlarken, TBMM İçtüzüğü'nün 1973'de kabul edildiğini, o günün ihtiyaçlarına ve iki Meclis'e göre düzenlendiğini belirtti. O günden bu yana İçtüzüğün155 maddesinin değiştiğini dile getiren Çiçek, İçtüzük'teki bir kısım hükümlerin sıkıntıları da beraberinde getirdiğini söyledi. Çiçek, bu nedenle, "Bir an önce İçtüzük sorununu çözelim" dediğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"165 maddede anlaştılar ama esas 20 ya da 22 maddede bir anlaşma olmadı. Esas karara varılması gereken de bu 20-22 madde. Söylediğiniz konular İçtüzüğün bu maddeleriyle ilgili. Ümit ederiz bu değerlendirmeyi yaparlar, bunları daha derli, toplu noktaya getiririz. İçtüzüğün bugün bir çok maddesi fiilen uygulanamaz hale geldi. Arkadaşlarımızın da ifadeleriyle, herkes kendisine göre İçtüzük uygulaması yapıyor. Herkesin talebi İçtüzüğe göre deniliyor ama, İçtüzük ismi kullanılırken bile bu manada farklı şeyler var. Torba yasa uygulaması, Türkiye, AB'ye aday ülke olarak gösterildikten sonra Türkiye'nin mevzuatını AB yasalarına uydurabilmek bakımından yoğun çaba harcandı. Uyum paketleri dediğiniz, paketler çıkarıldı. İşi kolaylaştırma yönünde, bir ihtiyaçtan kaynaklandı. Her bir kanun için ayrı bir tasarı sevk etmek yerine, kestirme yol bulunmaya çalışıldı. İçtüzüğün değişip, bu söylediğiniz hususların yeni baştan ele alınıp, dengeye oturtulması gerekiyor."

Çiçek, KHK'larla ilgili bir soruya, "Bunların önemli kısmı, geçmişten gelen, 1980'lerden itibaren her dönemde gelen KHK'lar var. KHK, istisnai bir yoldur. Ümit ederiz bundan sonra KHK değil, kanun yoluyla bu işleri götürme imkanı olur" karşılığını verdi.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Çiçek, 3. Yasama Yılı'nı değerlendirdi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN