Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Heba olmamak elde değil!

İnsanın özünün peşine düşen bir hâli var Heba'nın ve yazar Hasan Ali Toptaş'ın çektiği fotoğrafta, bu özün idealize edilenin aksine, daha gerçeğe yakın olduğunu görüyorsunuz. OLKAN ÖZYURT

Giriş Tarihi: 18.5.2013
1990'larda yazar Hasan Ali Toptas bir edebiyatçı olarak kitaplarıyla varlık gösterirken, Yıdız Ecevit, Fethi Naci gibi birkaç isim dısında, edebiyat çevrelerinde ona karsı genelde mesafeli bir durus vardı. Istanbul dısından bir yazar oldugu için mi, yoksa 'yazarlık rolünü' oynamayı reddettiginden mi, bu mesafeli durusa pek de anlam veremiyordum. Oysa o yıllarda öykülerini ya da ilk yayımlanan romanı Gölgesizleri okuyanların, edebiyatımızda 'kalıcı' bir yazarın geldiginin farkında olmamaları için hiçbir sebep yoktu. Çünkü dili kullanmadaki ustalıgı, kurguyu bir anlatım aracına dönüstürme basarısı dikkat çekmeyecek gibi degildi. Neyi anlatacagı kadar nasıl anlatacagına da kafa yordugu belliydi Toptas'ın. Ama 2000'lerde rüzgar tersine döndü. Hasan Ali Toptas 'kesfedildi'. Aslında bu bir kesfedilis degildi. Ona karsı olan mesafe ortadan kalkmıs, yıllarca görmezden gelme hâli birden bire yok olmustu. Artık övgü zamanıydı!

ASKERLİK NEDİR DERSENİZ?
Ama bu sürecin öznesi yazar Hasan Ali Toptas cephesinde degisen bir sey yoktu. O, sadece yazıyordu. Öyledir ya zaten, bazı yazarlar kendini yazarak var eder, gerisiyle pek ilgilenmezler. Yani edebiyatın gösteris kısmı degil, kurdukları cümlelerdir onların ilgi alanları. Toptas da bu kesfedilisin sürecinde çok da öne çıkmadı. Kitapları elden ele dolasırken, Türk edebiyatının Kafka'sı ilan edilirken, Gölgesizler sinemaya uyarlanırken hep mütevazı tavrını korudu. Bunun için de 'içe kapanık', 'gizemli' bir yazar portresi çizdigi düsünüldü. Oysa 90'lardan beri onu takip edenler için ortada bir gizem yoktu. Olup biten suydu: Oguz Atay'ın "Ben buradayım sevgili okurum, peki sen neredesin?" sözünü yıllarca kendine siar edinen yazar, okuruna kavusmustu. 'Gizemli yazar' algısına da bir anlamda 2007'de yayımlanan Harfler ve Notalar kitabıyla cevap verdi. Edebiyatla, yazıyla kurdugu iliskinin bir özeti niteligindeki deneme kitabında, dünyayı nasıl algıladıgının izleri vardı. Bu kitaptan da anlasıldıgı üzere edebiyatın aceleyle yapılmayacagı asikardı. Bunun için yeni romanı Heba ile son romanı Uykuların Dogusu arasında sekiz yıl var. Uzun bir süre belki ama kitabı okudugunuzda neden bu kadar süre biz okurları beklettigini anlıyorsunuz. Yedi bölümden olusan Heba, kabaca bir özetle, heba olmus hayatlar üzerine bir roman. Kitabın bas karakteri Ziya'nın tasraya, giderek dogaya göçünü anlatıyor. Hem anlatım hem kurgu konusunda diger romanlarına göre farklı bir yapısı var Heba'nın. Kurgusal anlatımı biraz daha geri planda tutuyor Toptas. Dogal olarak da öykü daha ön plana çıkıyor hissi veriyor. Oysa iyi bir biçim ve içerik dengesi var romanın. Pek tabii dili kullanma yetkiligini yine çok iyi ortaya koyuyor Toptas. Ama Heba'da yaptıgı bir sey daha var yazarın. Roman ile öykünün belirsizlesen sınırından çok iyi besleniyor. Yapısal olarak da yedi bölümünün her birinin kendi içindeki öz aslında bir büyük özü olusturan parçalar gibi tasarlanmıs. Lakin bu bölümler arasındaki en dikkat çekeni Sınır. Edebiyatımızın çok az olarak ilgilendigi askerlik olgusuna ayrılmıs bu bölüm. Ziya'nın askerde yasadıkları anlatılıyor. Aslında Ziya'nın askerligi, bu 'görevi' yapmıslar için son derece tanıdık bir tablo. Kısladan içeri girince yasanan ilk saskınlık, acemili sırasında yasananlar ve usta birligi deneyimleri... Ziya'nın haksız yere komutanlarından dayak yemesi, hakkını aramak istediginde basına gelecekleri bilmesi ve kıslada adalete olan inancını yitirmesi ise bu hikayedeki önemli vurgulardan biri. Çünkü erkeklerin adalet ve vicdan konusunda daha 20'li yaslarında hadım edilmesinin, yasamlarının sonraki dönemlerinde de etkili oldugunu bilinen ama pek de altı çizilmeyen bir gerçektir. Toptas bu gerçegin altını çiziyor iste. Ama onun dısında kasaba ya da tasra hayatındaki dinginligin arkasındaki karmasaya da Toptas incelikli bir bakıs atıyor. Daha dogrusu karmasayı anlamak için bu dinginligin bir anahtar oldugunu görüyoruz. Bu anlamda insanın özünün pesine düsen bir hali var Heba'nın ve Toptas'in çektigi fotografta bu özün idealize edilenin aksine, daha gerçege yakın oldugunu söylemek gerek. Hasan Ali Toptas'ı takip eden okurların bildigi gibi yazar Heba'da edebiyat üzerinden insanı anlama, kavrama çabasına devam ediyor. Her kitabının sürprizli bir yanı olmasına ragmen bu yaklasımından taviz vermedigini görmek insanı sevindiriyor. Belki edebiyat dünyasında 'has edebiyatçılardan' biri olarak anılmasının sebebi de biraz budur. Ne dersiniz?

HEBA
Hasan Ali Toptaş İletişim Yayınları, Roman 309 s., 19.50 TL

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Heba olmamak elde değil!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN