Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'Hz. Mevlana’nın bizden beklediği, kitap ve sünnete uymaktır'

Giriş Tarihi: 14.4.2016 14:18
'Hz. Mevlana’nın bizden beklediği, kitap ve sünnete uymaktır'

'nin başkenti Washington'da verdiği konserle tasavvuf müziği seven geniş bir kitlenin karşısına çıkan tasavvuf müziği sanatçısı Özhan, soruları cevapladı.

Tasavvuf müziği sanatçısı Ahmet Özhan, konserlerinde okuduğu eserleri bir iş gibi görmediğini vurgulayarak "Bilmediğimi öğrenmek, unuttuğumu hatırlamak ve bildiğimin daha da zevkine varabilmek şeklinde ondan istifade ederim" dedi.

Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği ve Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun katkılarıyla düzenlenen konsere, başkentin yanı sıra farklı eyaletlerden de çok sayıda Türk ve Amerikalı katıldı. Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç'ın, öncesinde bir konuşma yaptığı konserin ardından Mevlevi sema gösterisi icra edildi.

"Mevlana 21. yüzyıl insanına ne söylüyor?" sorusuna Özhan, "Aslında bu noktadan itibaren sorulabilecek tüm soruların cevapları, Hz. Mevlana'nın söz ve tavsiyelerinin içinde var olan hususlardır." cevabını vererek mülakata başladı.

Mevlana'nın, "Ben yaşadığım müddetçe Kur'an'ın kölesi, Ahmed-i Muhtar'ın ayağının tozunun zerresiyim. Bunun haricinde kim, bana neyi atfederse ondan bu dünyada da ahirette de hesap soracağım." sözlerini aktaran Özhan, "Yani Hz. Mevlana'nın bizden beklediği, kitap ve sünnete uymaktır." diye konuştu.

Özhan, tasavvufu "Allah'ın Halik, Bari ve Musavvir isimleri çizgisinde tüm yaratılmışlardaki incelik ve estetiği görebilmek ve bunun karşılığını verebilmek için oluşturulmuş bir disiplin" olarak tanımladı.

"Bizim burada oluşumuz da dünyanın herhangi bir yerinde bulunuşumuz da ancak bu prensipler içinde davranabilmek ve kendi estetik anlayışımızı insanlara aktarabilmek ile anlam kazanır." diyen Özhan, bunun haricinde bir yaşam amacı ve biçiminin olmadığını kaydetti.

Özhan, 'deki ilk konserini 1980 yılında verdiğini söyleyerek o tarihten bu yana ABD'nin farklı eyaletlerinde birçok kez klasik Türk müziği ve Türk tasavvuf müziği konserleri verdiğini ifade etti.

"Yurt dışındaki konserlerimizi İsm-i Celal'i öğretmek adına veriyoruz"

Türkiye ile yurt dışında konser vermek arasında nasıl bir fark olduğu sorusuna cevap verirken tasavvufi bir örneğe atıf yapan Özhan, "Bizim çokça okuduğumuz bir salavat vardır: Salat-ı Meşişiye. Onun bir yerinde üç kez peş peşe Allah ismi zikredilir. Bunun şerhinde İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri şöyle yazıyor: Buradaki amaç, birincisinde bilmeyenlere öğretmek, ikincisi bilip de unutanlara hatırlatmak ve üçüncüsü ise her an aklında olanlara biraz daha zevk vermektir." ifadesini kullandı.

Türkiye'deki konserlerini genellikle hatırlatmak ve zevkiyab için verdiğini belirten Özhan, "Ancak yurt dışında, Muhammedi duruşun yeterince farkında olmayan dünya kardeşlerimize İsm-i Celal'i öğretmek adına konserlerimizi veriyoruz dersem sanıyorum doğru anlatmış olurum. Bu bakımdan yurt dışında verilen bu tür konserlerin her zaman çok faydalı olduğu kanaatini taşımışımdır." dedi.

İcra ettiği müziğin herhangi bir müzik olmadığını, ardında tasavvufi anlamların yattığını anlatan Özhan, "Bir konserde okuduğum eseri iş olarak görmem, daha ziyade ondan zevk alırım. Bilmediğimi öğrenmek, unuttuğumu hatırlamak ve bildiğimin daha da zevkine varabilmek şeklinde ondan istifade ederim." ifadesini kullandı.

"İnsanlar farklı kültürlerden bile olsalar senin frekansınla bir yerde buluşuyorlar"

Tasavvuf müziğinde insana ait ortak birçok cevherin açığa çıktığına işaret eden ve yıllar önce Fransa'da bir şapelde verdiği konseri hatırlatan Özhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gözlerimi kapayıp bir süre okudum, gözlerimi açınca şunu fark ettim: Karşımda Türkçe bilmeyen bir kitle var ve ben de Fransızca okumuyorum ama dinleyicilerin hemen hepsi gözlerini kapamış ve çoğunun gözlerinden yaşlar akıyor. İşte orada bir sır var. İnsanlar farklı kültürlerden bile olsalar o kültürlerinden yola çıkıp senin frekansınla bir yerde buluşuyorlar ve bir tesir alanı oluşuyor."

"Allah, estetiksiz hiçbir şey yaratmamıştır; o estetik de hikmetten kaynaklanır"

"Allah, estetiksiz hiçbir şey yaratmamıştır; o estetik de hikmetten kaynaklanır." diyen Özhan, insanlara kötü görünen bir şeyin, hikmet projeksiyonundan bakıldığında ne kadar adil ve olması gerektiği gibi olduğunun anlaşılacağını belirtti.

Modern hayat koşullarına "Muhammedi bir duruş" ile karşılık verilmesi gerektiğini vurgulayan Özhan, "Hepimiz Kitap ve Sünnet çerçevesinde yaşamak ve yaşatmak için varız." diye konuştu.

Her yıl aralık ayında 'da düzenlenen Şeb-i Arus törenlerinde tasavvuf müziğinin seçkin eserlerini okuyan Özhan, o merasime ilişkin duygularının sorulması üzerine sözü, tasavvuf düşünürü ve avukat Ömer Tuğrul İnançer'e bıraktı.

Sözlerine, "Taklit, tefekkürü yok eder. Fakat kimi taklit ettiğimiz de çok önemlidir. Bunlar öyle yüce kurumlar ki taklidi bile adamı adam eder." diye başlayan İnançer, Konya'daki merasimlere on binlerce kişinin bilinçli olarak geldiğini vurguladı.

"Şeb-i Arus merasimlerine insanlar, o lezzeti yeniden yaşamak için geliyor"

"Bu insanların yarısı mükerrer gelen insanlar. Yani Şeb-i Arus merasimlerine insanlar, o lezzeti yeniden yaşamak için geliyor." diyen İnançer, Konya'nın soğuğuna ve birkaç yıl öncesine kadarki konaklama imkanlarının sınırlılığına rağmen neden bu kadar çok kişinin merasimlere katıldığı üzerine düşünmek gerektiğini dile getirdi.

İnançer, "Demek ki insanların bedenlerinin rahatsızlığı gönül rahatlığının bedeli olarak ödenebiliyor. Konya'daki Şeb-i Arus merasimlerinde bir gönül rahatlığı var." şeklinde konuştu.

Biz farkında olmasak da vücudumuzun her zerresinin Allah'ı zikrettiğini kaydeden İnançer, "Ahmet Bey ilahi okurken insanlar gayriihtiyari olarak sallanacaklar. Bunun sebebi, burada bir ahenk ve bu ahenge bağlı bir beraberliğin olmasıdır. Bu, her insanın içinde var olan 'Tanrı cevherinden' kaynaklanır. Konya bu bakımdan çok önemlidir." ifadelerini kullandı.

"Konya'daki Şeb-i Arus merasimi dünyanın en estetik dini merasimlerin biri, hatta bana sorarsanız birincisi ama yegane değil. O lezzette başka ayin şekilleri de var. Ancak bunları bilmediğimiz, görmediğimiz ve tatmadığımız için bunu yeganeleştirmeye meylediyoruz." diye konuşan İnançer, Mevlana'nın, hem kendi orijinal eserleri hem de hakkında çok sayıda eser olmasına rağmen hala yanlış tanındığını sözlerine ekledi.

İlk profesyonel sahne deneyimine 1968 yılında başlayan Özhan, 1970'li ve 80'li yılların popüler Türk müziği yorumcusu olarak tanındı. 1980'li yılların başından itibaren tasavvuf müziği çalışmalarına ağırlık veren Özhan, 1998 Yılında "Devlet Sanatçısı" unvanı aldı.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
'Hz. Mevlana’nın bizden beklediği, kitap ve sünnete uymaktır'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN