Celalzade Mustafa Çelebi kimdir?

"Koca Nişancı" lakabı ile şöhret bulmuştur. Meslek hayatı Rumeli'nin çeşitli kazalarında geçen Tosyalı Kadı Celâleddin'in (ö. 935/1528) üç oğlunun en büyüğüdür. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber kendisi Selimnâme adlı eserinde, 964'te (1557) nişancılıktan emekli olduğunda yaşının yetmişe yaklaştığını belirttiğine göre 895-896 (1490-1491) yıllarında doğduğu kabul edilebilir. Medrese tahsilini Sahn-ı Semân dânişmendliğine kadar sürdüren Celâlzâde Mustafa, 922'de (1516) Vezir Pîrî Mehmed Paşa ile nişancı Seydi Bey'in himayesiyle Dîvân-ı Hümâyun kâtipliğine tayin edilerek devlet hizmetine girdi. Yavuz Sultan Selim'in vezirlerden gizli tutmak istediği işlere ait yazıları kaleme aldırdığı Mustafa Çelebi, padişahın bizzat yazdırdığı fermanlarda usule aykırı gördüğü ifadelerin düzeltilmesini arzetmekten çekinmezdi. Aynı zamanda Pîrî Paşa'nın altı yıl süreyle tezkireciliğini de yaptı. Pîrî Paşa'nın 1523'te emekliye ayrılmasıyla vezîriâzamlığa devlet işlerinde hiç tecrübesi olmaksızın doğrudan doğruya saraydan terfi ettirilen İbrâhim Paşa, Celâlzâde'yi geniş bilgi ve becerisi sebebiyle aynı hizmette kullandı. 1524'te İbrâhim Paşa, Hâin Ahmed Paşa'nın isyanından sonra incelemeler ve yeni düzenlemeler yapmak üzere Mısır'a gönderildiğinde Celâlzâde Mustafa'yı da beraberinde götürdü. Bu çalışmaların sonucunda çıkarılan yeni Mısır kanunnâmesinin düzenlenmesinde Mustafa Çelebi önemli bir rol oynamış olmalıdır.

Celâlzâde Mısır'dan döndükten hemen sonra reîsülküttâb oldu (931/1525) ve on yıl bu görevi sürdürdü. Reîsülküttâb olarak Kanûnî Sultan Süleyman'ın Irakeyn Seferi'ne katılan Celâlzâde Mustafa Çelebi, Bağdat'a girildikten üç gün sonra toplanan divanın kararıyla, yolda ölmüş olan Seydi Bey'in yerine nişancılığa tayin edildi (Aralık 1534).

XVI. yüzyılda bir nişancıda aranan başlıca iki özellik, resmî yazışmaların "inşâ"sında ustalık ve devlet kanunlarında uzmanlıktı. Yirmi üç yıl aralıksız olarak nişancılık hizmetinde bulunan Mustafa Çelebi bu niteliklerin ikisine de tam olarak sahipti. Ferman, menşur, nâme gibi padişah adına çıkarılan yazılarda Celâlzâde'nin kullandığı hitaplar ve ifade biçimleri, en az XVII. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Osmanlı bürokrasisinde örnek tutulmuştur. Kendisinden sonra düzenlenen birçok kanunnâmede kanunların geçerliliği için Celâlzâde'nin yetkili merci olarak anıldığı görülmektedir. Sağlam bir medrese öğrenimi görmüş olan Celâlzâde, Osmanlı örfî hukukunu oluşturan kanunların yalnız birbiriyle değil aynı zamanda şeriatla bağdaşmaları yolunda çok emek vererek bu hususta Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi ile iş birliği yapmıştır. Osmanlı kanunlarının tutarlı ve kullanışlı bir hukuk sistemi olarak geliştirilmesinde, nişancıya "müftî-i kanûn" denilecek kadar bu hukukun itibarının artmasında, hatta Sultan Süleyman'a "Kanûnî" lakabının verilmesinde Celâlzâde Mustafa'nın büyük payı olduğu şüphesizdir. Hizmetleri padişah tarafından takdir edilerek has*ları o zamana kadar hiçbir nişancıya nasip olmayan 300.000 akçeye çıkarıldı. 1557'de emekli olduğunda Kanûnî onu iki yönden mükâfatlandırdı. Seleflerinden hiçbirine gösterilmemiş bir lutuf olarak nişancılık haslarının tamamını üstünde bıraktığı gibi törenler ve seferlerde padişahın maiyetinde bulunma şerefini bahşeden müteferrikalık rütbesine de kavuşturdu. Nev'îzâde Atâî ve Peçuylu İbrâhim Celâlzâde'nin müteferrikabaşı olmasından bahsediyorlarsa da yetmiş yaşlarında bulunan ve askerî tecrübesi olmayan bir kişinin ocağın kumandanlığına getirilmiş olabileceği şüphelidir.

Celâlzâde'yi yakından tanıyan ve onun hayranı olan Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'da anlattığına göre nişancılıktan çekilmesine Vezîriâzam Rüstem Paşa'nın bir oyunu sebep olmuştur (bk. Uzunçarşılı, Belleten, sy. 87, s. 398). Rüstem Paşa Celâlzâde'yi sevmediği için kendisine, nişancılıktan çekildiği takdirde yerine o sırada divan kâtibi bulunan oğlu Mahmud'un tayin edileceğine dair söz vermiş, bunun üzerine Mustafa Çelebi istifa etmiştir. Ancak yerine oğlu getirilmeyip reîsülküttaplık ve defterdarlık hizmetlerinde bulunmuş olan Eğri Abdizâde Mehmed Bey tayin edilmiştir. Celâlzâde ise emekli olduktan sonra kaleme aldığı eserlerde kendi özgeçmişinden bahsederken bu hususu sükûtla geçiştirerek nişancılıktan sırf yaşlılık sebebiyle çekildiği intibaını vermektedir. Müteferrika olarak katıldığı Sigetvar seferi esnasında Eğri Abdizâde Mehmed'in âni ölümü üzerine yeniden nişancılığa getirilen (1566) Celâlzâde Mustafa'nın bu tayini Kanûnî Sultan Süleyman'ın ölümünün gizli tutulduğu günlere rastlamaktadır. On üç ay kadar süren bu ikinci nişancılığı ölümüyle sona ermiştir.

Kaynakların hepsi Celâlzâde Mustafa'nın cömertliğinden ve şefkatinden bahsetmektedir. Eyüp'te kendisine atfen Nişancı (bir zamanlar Nişancılar) adını alan semtte yaptırdığı bahçeli konak, âlim ve ediplerin sürekli uğradıkları bir yer olmuştu. Bu kişilerle sohbetten çok hoşlanan Mustafa Çelebi şairlerin himayesini de üstlenerek onlara yüksek câizeler verirdi. Eyüp'te evinin yakınında bir cami, bir Halvetî tekkesi ve Mimar Sinan'ın eseri olan bir hamam yaptırmışsa da bunlardan yalnız cami (Nişancı Camii) bugün ayakta kalmış durumdadır. Celâlzâde Mustafa'nın mezarı bu caminin bahçesinde, kendisinden önce ölen (1565) kardeşi Celâlzâde Sâlih Çelebi'nin kabrinin yanındadır.

Eserleri. A) Tarihe Dair Eserleri. 1. Tabakātü'l-memâlik*. Tam adı Tabakātü'l-memâlik ve derecâtü'l-mesâlik olan eser, Kanûnî Sultan Süleyman döneminin 1555 yılına kadarki olaylarını ihtiva eder. Bazı bölümlerine Fetihnâme-i Rodos, Mohaçnâme ve Fetihnâme-i Karaboğdan adlarıyla ayrı olarak da rastlanmaktadır. Birkaç aşamada yazıldığı ve ilk tertibinin 1534'e kadar tamamlandığı anlaşılan (bk. Kappert, Geschichte, s. 13-14) Tabakātü'l-memâlik son şeklini Celâlzâde'nin emekli oluşundan sonra ve en geç 968'de (1561) almıştır. Eserin tıpkıbasımı Petra Kappert tarafından yapılmıştır (Wiesbaden 1981). 2. Meâsir-i Selîm Hânî. Daha çok Selimnâme adıyla anılan ve Tabakātü'l-memâlik tamamlandıktan sonra yazılan eser, Yavuz Sultan Selim'in şehzadeliği, kardeşleriyle olan taht mücadelesi ve saltanat döneminin olaylarını anlatır. Eserin önsözünde, Sultan Selim hakkında yazılmış kitapların hepsinin olayların iç yüzünden habersiz kişilerin duydukları yanlış rivayetlere ve uydurmalara dayandığını, kendisinin ise devlet idaresindeki mevkiinden dolayı gerçekleri bildiğini ileri süren Celâlzâde, özellikle Selim'in babasına karşı ayaklanmış olduğu görüşünü yalanlamak çabasındadır. Müellif, padişahın askerî seferlerini menzil menzil anlatan "rûznâme" niteliğindeki özlü bölümlerin dışında genellikle süslü bir üslûp kullanmaktadır. Sanatkârane inşâsıyla ve aralara soktuğu manzum yorumlarıyla Celâlzâde Mustafa, olayların objektif ayrıntılarını kaydetmekten çok olup bitenleri belli bir görüş açısından değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Osmanlı Devleti'ni idealleştirmek, gerek dış düşmanlarını gerekse iç düzenini tehdit eder görünen kişileri kötülemek eğilimlerini taşıyan bu görüş gereğince Sultan Selim, padişahlığı ve zaferleri doğuştan takdir edilmiş bir şehzade olarak gösterildiği gibi başlıca rakibi Şehzade Ahmed ve onun tarafını tutan vezirler Allah'ın iradesini anlamamakla, sefahate düşkünlük ve sorumsuzlukla suçlanmaktadır. Meâsir-i Selim Hânî'nin Selim'in cülûsuna kadarki kısmının tenkitli metni ve İngilizce çevirisi Oxford Üniversitesi'nde doktora tezi olarak hazırlanmıştır (bk. bibl.). Bütün metni ise aslî diliyle transkripsiyonlu ve ayrıca günümüz Türkçe'sine daha yakın bir dile aktarılmış olarak Kültür Bakanlığı yayınları arasında çıkmıştır (Ankara 1990). İlmî bir iddiası olmayan ve yer yer yanlışlar ihtiva eden bu yayın Celâlzâde'nin Selimnâme'si hakkında genel bir fikir verebilir.

B) Din ve Ahlâkla İlgili Eserleri. 1. Mevâhibü'l-hallâk fî merâtibi'l-ahlâk. Emeklilik döneminde yazılan eser, elli altı bab halinde ahlâkı ilgilendiren çeşitli konuları ele almaktadır. 2. Delâil-i Nübüvvet-i Muhammedî* ve Şemâil-i Fütüvvet-i Ahmedî. 1552-1557 yılları arasında kaleme alınmış görünen bu eser, Molla Miskîn diye tanınan Horasanlı Muînüddin Muhammed b. Abdullah el-Ferâhî'nin (ö. 954/1547) Meâricü'n-nübüvve fî medârici'l-fütüvve adlı Farsça siyer kitabının Türkçe çevirisidir. 3. Hediyyetü'l-mü'minîn. Çeşitli dinî konulara dair küçük bir risâledir. 4. Cevâhirü'l-ahbâr fî hasâili'l-ahyâr. Ebû Hafs Sirâcüddin Ömer b. İbrâhim el-Ensârî'nin Kur'an'daki Kıssa-i Yûsuf'a dair Zehrü'l-kimâm adlı Arapça eserinin Türkçe tercümesi olup 972'de (1565) yazılmıştır (din ve ahlâkla ilgili eserleri ve bunların yazma nüshaları hakkında daha geniş bilgi için bk. Uzunçarşılı, Belleten, sy. 87, s. 411-415).

Eserlerinin çoğunda kendi manzumeleri bulunan, bazı kaside ve gazelleri olduğu da bilinen Celâlzâde Mustafâ'nın divanı yoktur.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN