Dergâh-ıÂlî ne anlamda kullanılırdı ?

Farsça'da "kapı" anlamına gelen der kelimesinin sonuna yer bildiren gâh ekinin getirilmesiyle teşkil edilen dergâhın sözlük anlamı "kapı yeri" demektir. Terim olarak birçok İslâm ve müslüman-Türk devletinde, özellikle Selçuklular'da bazan bârgâh* ile aynı anlamda ve hükümdar sarayı karşılığında kullanılmıştır (İbn Bîbî, s. 696).

Osmanlılar'da daha ziyade dergâh-ı âlî veya dergâh-ı muallâ şeklinde kullanılan bu tabir yine padişah sarayını ifade ederdi. Osmanlılar'da kelimenin "saray" anlamında kullanılışının ne zaman başladığı bilinmemekle birlikte Selçuklular ve diğer Anadolu beyliklerinde görüldüğüne göre daha ilk hükümdarlar döneminden itibaren yerleşmiş olduğu söylenebilir. Fâtih Sultan Mehmed'in fermanlarında sık olarak geçen tabir, özellikle İstanbul'un fethinden sonra hem saray hem de hükümet merkezini içine alan bir anlam kazanmış olmalıdır. Nitekim Fâtih döneminde Bursa sancak beyi ve kadılarına gönderilen bazı hükümlerin sûretleri şer'iyye sicillerine kaydedilirken "dergâh-ı muallâdan hükm-i hümâyun vârid olup" ifadesiyle özetlenmiştir. Bu anlamda olmak üzere "atebe-i ulyâ", "âsitâne-i saâdet" ve "kapu" tabirleri de dergâh-ı âlî veya dergâh-ı muallâ ile birlikte kullanılmış, bazı XV ve XVI. yüzyıl belgelerinde "yüce dergâh" şekli de yer almıştır. Daha sonraki Osmanlı resmî yazışmalarında ve fermanlarda daima saray ve hükümet merkezini ifade etmek için kullanıldığı gibi padişaha bağlı olarak görev yapanlar da bu tabirle anılmışlardır. Zamanla dergâh-ı âlî çavuşları, dergâh-ı âlî kapıcıları, dergâh-ı muallâ yeniçerileri, dergâh-ı âlî müteferrikaları gibi çeşitli saray görevlilerinin adlandırılmasında kullanılmış ve yerleşmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN