Galanti Avram Kimdir?

4 Ocak 1873'te Bodrum'da doğdu; XVI. yüzyıldan beri ünlü hahamlar yetiştiren bir aileye mensuptur. Babası, Osmanlı Devleti'ne kırk yıl kadar hizmet veren Mişon Galanti Efendi, annesi Rodos'un Kadron ailesinden Coya Hanım'dır. Yahudi geleneğine uygun olarak altı yaşında iken Bodrum'da ilkokula başladı ve öncelikle İbrânîce'nin esaslarını öğrendi. Dokuz yaşında, daha geniş bir yahudi cemaatine ve daha iyi eğitim imkânlarına sahip bulunan Rodos'a gönderildi. 1887'de ilkokulu bitirdikten sonra Bodrum Rüşdiyesi'ne ve ardından İzmir İdâdîsi'ne devam etti; mezun olduğunda İbrânîce, Türkçe, Arapça ve Farsça'nın yanında Fransızca'yı da öğrenmişti.

1894 yılı sonunda idâdî öğretmeni olarak Rodos'a giden Galanti burada Dünya Yahudi Birliği (Alliance israélite universelle) ve Rodos yahudi cemaatinin desteğiyle bir okul kurdu. Arkasından, bu okulun bağlı olduğu Alliance okullarının eğitim programında Fransızca ağırlık taşıdığından bazı yahudi aydınları ile birlikte Türkçe'ye daha fazla önem verilmesi için mücadeleye başladı. Her ne kadar Alliance yönetiminin genel tutumunu değiştiremediyse de Rodos'taki okulların Türkçe eğitim vermesini sağladı. Bu arada Osmanlı Devleti'nin yeni eğitim düzeniyle de ilgilendi ve Hizmet gazetesinde "Maarifimiz Ne Yolda Terakki Edebilir?" adlı dikkate değer bir yazı dizisi yayımladı. Rodos İdâdîsi'nde öğretmenlik yaparken altı yıl kadar da hükümet adına, yabancı ülkelerde çıkan ve II. Abdülhamid'in kişiliğini, siyasetini eleştiren yayınları sansür etme görevini yürüttü; aynı zamanda Maarif Nezâreti'nin Cezâyir-i Bahr-i Sefîd (Oniki Ada) vilâyeti müfettişliğini yaptı. Rodos'ta bulunduğu sırada buraya sürgün edilen Şair Eşref gibi birçok Türk aydını ile yakınlık kurdu ve İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin gizli hücrelerinden birine üye oldu. Ancak II. Abdülhamid rejiminin resmî sansürcüsü olması bu cemiyetin üyeliğiyle bağdaşmadığından bir süre sonra görevinden istifa etti.

1902 yılında Rodos'tan ayrılıp İzmir'e yerleşti ve yine öğretmenlik yapmaya başladı. Ayrıca İzmir'de çıkan Yahudice ve Fransızca bazı gazetelerde, aşırı muhafazakâr Osmanlı yahudi cemaatini etkilemek için tenkit yazıları yayımladı. Bu durumdan rahatsızlık duyan bazı kişiler II. Abdülhamid yönetimine muhalif olduğu iddiasıyla onu ihbar ettiler. Kendisi de esasen daha önce Jön Türkler'i desteklediği için Abdülhamid rejimiyle mücadeleye karar verdi. 1904 yılında İzmir'den ayrılarak Mısır'da bulunan Jön Türkler'e katıldı ve Kahire'de La Vara gazetesini çıkarmaya başladı (1905). Yahudi cemaatinin ve Osmanlı hükümetinin baskılarından uzaklaşmanın verdiği serbestlikle başta o dönemin hahambaşısı olmak üzere cemaat yönetimini sürekli eleştirdi. Bu arada Fransızca yayımlanan Progrés gazetesinde de İttihat ve Terakkî ideolojisi doğrultusunda yazılar yazdı. Bu yıllarda Mısır Cemʿiyyet-i İsrâiliyyesi adlı gizli bir dernek kurup sürgünde olan Osmanlı yahudilerini teşkilâtlandırdı. 1907'de Kahire'yi ziyaret eden Avrupa'daki Jön Türkler'in lideri Ahmed Rızâ Bey ile tanıştı ve Paris'te toplanacak II. Jön Türk Kongresi'ne, Fransızca konuşan Kahire yahudilerinin kurduğu Le comité israélite du Caire derneğinin desteğini sağlamaya söz verdi. Bu yıllarda Meşveret, Şûrâ-yı Ümmet, Şûra-yı Osmânî ve Doğru Söz gazetelerinde yazmaya devam etti. 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyetin ilânı ile La Vara gazetesinin yayımına son verdi; bu aynı zamanda siyasî faaliyetlerinin de sonu oldu.

14 Temmuz 1909'da Mısır'dan ayrılarak daha önce Jewish territorial organization'a teklif ettiği Sudan'da bir yahudi yerleşim merkezi kurulması önerisinin sonucunu almak için İngiltere ve Almanya'ya gitti. Bu arada muhalif olduğu hahambaşı Moşe Ha Levi'nin ölümünü ve Dârülfünûn-ı Osmânî'nin kurulduğunu öğrenince 1911 yılı sonunda devamlı kalmak amacıyla İstanbul'a taşındı. 1914'te Dârülfünun'un tekrar düzenlenmesi için Almanya'dan bazı hocaların getirtilmesi üzerine Semitik diller ve kültürler hocası G. Bergsträsser'e tercüman ve yardımcı tayin edildi. Aynı zamanda Hilâliahmer Cemiyeti'nde kâtip olarak çalışmaya başladı ve üç yıl boyunca Hilâl-i Ahmer gazetesine yazı yazdı. Bergsträsser ile birlikte Elsine-i Sâmiyye Tarihi (İstanbul 1332-1333) adlı eseri hazırladı. Yeni Mecmua, Büyük Mecmua, Dârülfünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası gibi dergilerde araştırma ve inceleme yazıları çıktı. Ayrıca Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası'nda yayımlanan Osmanlı arşiv belgelerinden doğrudan doğruya Osmanlı Yahudiliği'ni ilgilendirenleri Fransızca'ya çevirdi. Fransızca yazdığı eserlerde adını Abraham Galanté şeklinde kullandı.

Galanti, Amerika'ya yerleşen Sefarad yahudilerini teşkilâtlandırmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'ne davet edildiyse de gitmedi ve 1918 yılında Alman hocaların görevlerine son verilmesi üzerine Bergsträsser'den boşalan kürsüye, târîh-i akvâm-ı kadîme-i şarkıyye okutmak üzere önce muallim, daha sonra müderris unvanı ile öğretim üyesi tayin edildi. O yıllarda Avrupa'da başlayan ve bağımsız bir yahudi devleti kurulmasını amaçlayan Siyonist düşünceyi benimsememekte, fakat hahambaşı Haim Nahum'un Osmanlı hükümranlığı ve yönetimi altında Filistin'de bir millî devlet kurulması düşüncesine oldukça sıcak bakmaktaydı. Mondros Mütarekesi'nden sonra müttefik kuvvetlerin korumasını isteyen azınlıklar arasında bazı yahudiler de görülünce gazetelerde, aralarında "Türkiye Kurtulmamış Yahudilerin Sığınağı" yazısı da bulunan çeşitli makaleler yayımladı ve yahudi milletinin Osmanlı Devleti'ne olan bağlılığını dile getirdi. Millî Mücadele yıllarında yabancı dillerdeki günlük basın bültenlerini Türkçe'ye çevirip Mustafa Kemal ve arkadaşlarına iletti. İstanbul'da yayımlanan Hamenora ve La Boz de Türkiye dergilerine makaleler yazdı. Cumhuriyetten sonra çeşitli lengüistik mülâhazalarla harf devrimine karşı çıkan kitap ve makaleler yazdı. Akşam gazetesinin Latin alfabesine geçişle ilgili anketine Ali Ekrem (Bolayır), Necip Âsım (Yazıksız), Veled Çelebi (İzbudak), Ali Canip (Yöntem), İbrahim Alâeddin (Gövsa), Halit Ziya (Uşaklıgil) ve İbrahim Necmi (Dilmen) gibi Avram Galanti de olumsuz görüş bildiren uzun bir makale ile cevap verdi. 1932'de toplanan I. Türk Tarih Kongresi'ne katılarak Türk Tarih Kurumu'nun çıkardığı Türk Tarihi kitabını çeşitli yönlerden tenkit eden bir tebliğ sundu. Dârülfünun reformunda kadro dışı bırakıldığından 1 Ağustos 1933'te müderrisliği sona erdi. Soyadı kanunundan sonra Bodrumlu soyadını alan Avram Galanti 1943 yılında Niğde'den milletvekili seçildi; bu sıralarda Türkiye Büyük Millet Meclisi arşivinden faydalanarak Ankara Tarihi ile (I-II, İstanbul 1950-1951) Niğde ve Bor Tarihi'ni (İstanbul 1951) yayıma hazırladı.

1946 seçimlerinden sonra milletvekilliği sona erince Ankara'dan İstanbul'a dönerek Kınalıada'ya yerleşen Avram Galanti, uzun süren rahatsızlığı sebebiyle son yıllarını Balat Or-Ahayim Yahudi Hastahanesi'nde geçirdi. 8 Ağustos 1961'de öldü. Mezarı Arnavutköy Mûsevî Kabristanı'ndadır.

Ölümünden önce 2000 ciltlik kütüphanesiyle zengin arşivini Türkiye Hahambaşılığı'na bıraktıysa da zaman içinde bu değerli belge ve yazmaların çoğu yok oldu; kurtarılabilenler de Kudüs'teki Yahudi Tarihi Merkez Arşivleri'ne yollandı. Öldüğünde, aralarında Osmanlı yahudileri, Türk-yahudi ilişkileri, Yahudilik kültür ve tarihiyle Türk kültürü üzerine önemli araştırmaları da bulunan altmışa yakın kitap ve risâle ile değişik ülkelerdeki dergi ve gazetelerde yayımlanmış yüzlerce makale bıraktı.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN