Gazi Giray II Kimdir?

1554'te doğdu. Devlet Giray'ın oğlu olup gösterdiği kahramanlıklardan ötürü Bora lakabıyla da tanınır. İlk defa, 1578'de başlayan Osmanlı-Safevî mücadeleleri sırasında dikkati çekti; bu savaşa Âdil Giray kumandasındaki Kırım ordusunda bir kumandan olarak katıldı ve Özdemiroğlu Osman Paşa'nın takdirini kazandı. Ertesi yıl bizzat sefere iştirak eden Kırım Hanı Mehmed Giray savaş sona ermeden Kırım'a dönmeye karar verince onu bir miktar kuvvetle Şirvan'da bıraktı. Gazi Giray buradaki mücadelede büyük başarı kazandı. Kür nehrini geçen Selmas Han kuvvetlerini âni bir baskınla bozguna uğrattı. Bu başarılarından dolayı III. Murad'ın iltifatına nâil oldu ve sâlyânesi 50.000 akçeye çıkarıldı. 1580'de bir ileri keşif hareketinde İranlılar tarafından kuşatılarak esir alındı. Osmanlılar'a karşı İran'a destek vermeyi reddetmesi üzerine Alamut Kalesi'ne hapsedildi. 1585 yılında buradan kaçmayı başardı, Erzurum'da bulunan Osman Paşa'nın yanına geldi ve onunla birlikte yeniden savaşlara katıldı. Osman Paşa'nın ölümünden sonra İstanbul'a gitti, oradan Yanbolu'ya gönderildi. Saraydan verilen sâlyâne ile sakin bir hayat yaşarken III. Murad tarafından İslâm Giray'ın ölümü üzerine boşalan Kırım hanlığına tayin edildi (Mayıs 1588) ve bir filo eşliğinde Kırım'a döndü.

Kırım beyleri Gazi Giray'ın hanlığını kabul ettiler; ancak Rus çarı kendi adayı Murad Giray'ı destekliyordu. Rusya'yı baş düşman ilân eden Gazi Giray, İsveç ve Lehistan ile ittifak müzakerelerinde bulunduktan sonra 1591'de büyük bir ordu ile Moskova'ya kadar ilerledi. Kırım beyleri ertesi yıl Ruslar'a karşı yeni bir saldırı düzenlediler. Fakat 1593'te Osmanlı-Habsburg savaşının başlaması üzerine Rusya ile barış imzalandı (Nisan 1594). Rus çarı anlaşma uyarınca 10.000 ruble vergiden başka her yıl tesbit edilen hediyeleri göndereceği taahhüdünde bulunmuştu.

Gazi Giray, Ağustos 1594'te Yanıkkale'yi kuşatmış olan Koca Sinan Paşa'nın yanına gelerek savaşlara katıldı. Ertesi yıl isyan halindeki Eflak ve Boğdan'a taarruzlarda bulundu. Yanıkkale'nin fethinde de Kırım kuvvetlerinin önemli etkileri olmuştur. Ayrıca Boğdan beyi itaat altına alınmıştı. Bu başarılardan sonra Gazi Giray Boğdan'ın Kırım hanzâdelerinden birine verilmesini istediyse de kabul edilmedi. Bunun üzerine 1596'da kendisine yapılan ısrarlı davetlere rağmen sefere katılmayarak veliaht (kalgay) Feth Giray'ı gönderdi. Haçova Meydan Savaşı kazanıldıktan sonra Cigalazâde Sinan Paşa'nın ısrarıyla azledilerek yerine Feth Giray hanlığa getirildi. Ancak üç ay sonra Cigalazâde görevinden alınınca Kırımlılar esasen kendisini desteklediklerinden Gazi Giray tekrar hanlığa tayin edildi. Tebrik için gelen Feth Giray'ı ise huzurunda öldürttü. Boşalan veliahtlık Selâmet Giray'a, ikinci veliahtlık da (nûreddinlik) Devlet Giray'a verildi. Fakat bir müddet sonra Devlet Giray da katledilince kardeşleri Şâhin Giray, Mehmed Giray ve Selâmet Giray İstanbul'a kaçtılar. Bunun üzerine Gazi Giray veliahtlığı oğlu Toktamış Giray'a, ikinci veliahtlığı da diğer oğlu Sefer Giray'a verdi. Bu arada Kazak tehdidi hissedildiğinden Gazi Kirman Kalesi'nin inşasına başlandı. Gazi Giray, III. Mehmed'in emriyle 1598'de Macaristan'daki Osmanlı ordusuna katıldı. Onun da tesiriyle Satırcı Mehmed Paşa Varad üzerine yürüdü. Oradan Erdel'e girilerek tahribatta bulunma kararı alınmıştı. Fakat Varad kuşatması başarısızlıkla sonuçlandığı gibi Gazi Giray'ın kuvvetleriyle Macaristan ve Bohemya'ya yapmak istediği akın da Satırcı Mehmed Paşa tarafından engellendi. Gazi Giray kışı Sombor'da geçirdi ve yaptığı hizmetlere karşılık Silistre'nin kendisine arpalık olarak verilmesini istedi. Fakat talebi İstanbul'da kabul görmedi. Bu arada eskiden beri tanıdığı Satırcı Mehmed Paşa'nın başarısızlık dolayısıyla idamı üzerine derhal Kırım'a dönmek istediyse de vezîriâzamın ısrarıyla bir müddet daha sınır boylarında kaldı. 1599'da Osmanlı ordusu ile Estergon seferine katıldı. Onu Osmanlılar'dan uzaklaştırmak ve geri dönmesini sağlamak için Avusturyalılar yıllık 10.000 altın ödemeyi teklif ettiler. Gazi Giray da gerek askerlerin istekleri, gerekse Kırım'ın Rus ve Kazak tehdidi altında bulunması dolayısıyla geri dönmek istiyordu. Bu tutumu Osmanlı hükümet merkezi tarafından hoş karşılanmıyordu. Tahtının tehlikede olduğunu anlayan Gazi Giray, 1602'de kış aylarının yaklaşmasına rağmen Macaristan'a gitti ve kışı Peçuy'da av, eğlence ve şiir yazmakla geçirdi. Bu sırada yanında meşhur Osmanlı tarihçisi Peçuylu İbrâhim de bulunuyordu.

Gazi Giray 1603 baharında Kırım'a döndü. Bu arada hanın elçileriyle imparatorun murahhasları Klausenburg'da (Kolozsvar) barış müzakerelerinde bulundularsa da bundan bir sonuç elde edilemedi. Gazi Giray barış için yıllık 40.000 altın talep ediyor ve Eflak beyinin tayininde söz sahibi olmak istiyordu. İmparator ise bu istekleri kabule yanaşmıyordu. 1606'da barış antlaşması imzalanınca Gazi Giray Ruslar'a karşı Lehistan'la ittifakını yeniledi. Anadolu'da baş gösteren Celâli isyanları sırasında I. Ahmed ondan asker göndermesini istedi. Gazi Giray, beklenen 10.000 asker yerine küçük bir kuvvet göndermekle yetindi. Ertesi yıl saldırıya geçen Safevîler'le çarpışmak üzere Şirvan'a gitmesi istendi. Fakat bu sırada Gazi Giray, 1597'de inşasını başlattığı Gazi Kirman Kalesi'ni tamamlayıp Kırım'a dönerken yolda vebaya yakalanarak vefat etti (Şâban 1016 / Kasım 1607). Mezarı Bahçesaray'da babası Devlet Giray'ın yanında Han Sarayı Camii hazîresindeki türbesindedir. Veliaht tayin ettiği oğlu Toktamış Giray Kırım beylerince han olarak kabul edilmesine rağmen İstanbul tarafından tanınmadı.

Gazi Giray Kırım hanlarının en büyüklerinden biridir. Hanlığı döneminde, İstanbul'un emirlerini her zaman yerine getirmeyen Kırım'ın önde gelen zümreleriyle hanlığı sıradan bir eyaleti gibi gören Osmanlı hükümet merkezi arasında dengeyi kurabilmiş olması büyük bir başarı sayılmalıdır. İstanbul ile her zamankinden daha çok iş birliği yapan Gazi Giray, kültürel yönden ve idarî bakımdan Osmanlı nüfuzunun önemli ölçüde artmasına izin vermiştir. Kırım Hanlığı'nı kendi oğullarına hasretmeye çalışan Gazi Giray, iradelerinde diğer hanlardan farklı olarak "Ebü'l-Feth el-Gāzî" unvanını kullanırdı. Osmanlılar'dan gerçek bir hükümdar gibi muamele görmek isterdi. Bununla beraber hanlığın iç teşkilâtında Osmanlı etkisiyle önemli düzenlemeler yapmıştır. Zamanında, han divanında vezîriâzam makamında bir kapıağası ile (eşik ağası, başağa) vezirler bulunduğu, kapıağasının nüfuz ve yetkisinin arttığı görülmektedir. Osmanlılar'da olduğu gibi bu ağalar çerkez kölelerden seçilmekteydi. Aynı şekilde kendisine bağlı bir tüfenkçi kuvveti de oluşturmuştu. Başlangıçta sayısı 500 olan bu kuvvet için "tüfenkçi mevâcibi" adıyla bir vergi toplanmaktaydı.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN