İdrîs-i bitlisî

Bitlis'te dünyaya geldi. XV. yüzyılın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Bölgenin âlim ve şeyhlerinden olup Diyarbekir'de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın sarayında münşîlik yapan, Akkoyunlu Devleti'nin merkezi Tebriz'e nakledilince oraya giden ve burada Abdurrahman-ı Câmî'nin ilmî toplantılarına katılan Hüsâmeddin Ali'nin oğludur. "Hakîmüddin" ve "Kemâleddin" unvanlarıyla da anılan İdris ilk eğitimini babasından aldı ve onunla birlikte gittiği Diyarbekir ve Tebriz'de aklî ve dinî ilimleri tahsil etti. Uzun Hasan'ın 1478'de ölümünden sonra yerine geçen Yâkub Bey zamanında Akkoyunlu sarayında münşîlik yaptı ve hükümdar çocuklarına lalalık hizmetinde bulundu. Bu arada Abdurrahman-ı Câmî, Kadı Seyfeddin Savucbulağı, Vezir Necmeddin Mesud, Molla Şehîdî ve Kadı Îsâ es-Sâvecî gibi âlimlerle tanıştı. Sultan Yâkub'un halefleri Rüstem ve Elvend beylerin sarayında da münşîlik görevini sürdürdü. Akkoyunlu Devleti'nin Safevî şeyhi İsmâil tarafından ortadan kaldırılmasından sonra Şah İsmâil'in Tebriz'e davetini reddedip Osmanlı Devleti'ne sığındı (1501).

II. Bayezid tarafından 1485'te Yâkub Bey adına yazdığı mektupla tanınan ve takdir edilen İdris Osmanlı sarayında büyük itibar gördü ve kendisine yüksek maaş bağlandı. II. Bayezid'in emriyle Heşt Bihişt adlı Osmanlı tarihini yazmaya başladı ve eserini otuz ay içinde tamamlayıp 911'de (1506) padişaha sununca 50.000 akçe nakit verilerek ödüllendirildi (Erünsal, sy. 10-11 [1981], s. 314). Daha sonraki yıllarda da II. Bayezid'in in'âm ve ihsanlarına mazhar olan İdris, Muhyî-yi Gülşenî'ye göre padişahın özel nişancısı idi (Menâkıb, s. 80-81). Bununla birlikte başta Vezîriâzam Atik Ali Paşa olmak üzere devrin idarecileriyle arası açık olduğundan eserinin gerçek karşılığını göremediği zehabına kapıldı. Hac için istediği izni zamanında alamadı, bu arada ciddi bir hastalık geçirdi ve ancak 1511 Temmuzunda hac yolculuğuna çıkabildi. Kahire'ye ulaşınca bir süre burada kaldı, Memlük Sultanı Kansu Gavri ve Mısır ulemâsı ile görüştü, İbrâhim Gülşenî'nin hizmetinde bulundu. Ardından Mekke'ye gidip bir yıl kadar orada kaldı. Mekke'den gönderdiği bir mektupta, yazdığı eserin karşılığını göremediğinden ve kendisine haksızlık edildiğinden bahsederek İstanbul'a dönmek istemediğini söylüyor ve ailesinin Hicaz'a gönderilmesini talep ediyordu (Unat, VII/25 [1943], s. 198-199). II. Bayezid'in ölümüne kadar orada kalan İdris, Yavuz Sultan Selim'in padişah olmasından sonra İstanbul'a döndü (1512).

Yavuz Sultan Selim'in hizmetinde onun şark politikasında danışmanlıkta bulunan İdris, 1514 yılında gerçekleştirilen İran seferine ve Çaldıran Savaşı'na katıldı. Zaferden sonra Dukakinzâde Ahmed Paşa kumandasındaki öncü kuvvetlerle Tebriz'e gitti; şehri teslim alan ve Osmanlı padişahını karşılayanlardan biri de kendisi oldu. Bir süre Tebriz'de kalarak verdiği vaazlarla halkı Osmanlı idaresine ısındırmaya çalıştı (Hoca Sâdeddin, II, 279). Yavuz'un İstanbul'a dönmesinin ardından maiyetindeki 10.000 yerli gönüllü askerle Safevî kuşatması altındaki Diyarbekir'i kurtarmaya gitti ve bu şehrin kurtarılmasında büyük hizmeti geçti. Hatta onun teşebbüsüyle geçici olarak Mardin de alındı. Yavuz Sultan Selim'in emriyle bölgenin aşiret beyleriyle görüşerek Urmiye, İtâk, İmadiye, Cizre, Eğil, Bitlis, Hizan, Garzan, Palu, Siirt, Meyyâfârikīn (Silvan), Suran, Çemişkezek, Sasun, Çapakçur, Sincar, Çermik, Hızo, Zerik gibi bölgelerin savaşsız olarak Osmanlı yönetimine girmesinde önemli hizmeti görüldü. Joseph von Hammer'in kaydına göre (IV, 180), İdris'e büyük güveni olan Yavuz ona üzeri tuğralı boş kâğıtlar göndermiş ve bunların kendisi tarafından doldurularak aşiret beylerine gönderilmesini istemişti. Bu hizmetlerine karşılık padişah tarafından 2000 filori altın, değerli kılıç ve kürklerle mükâfatlandırılan İdris, Yavuz'un Mısır seferi esnasında Halep'in ilhakını müteakip bu seferden dönüşünde Malatya, Urfa, Besni, Ergani, Harput, Divriği, Siverek ve kesin olarak Mardin ile öteki şehir ve kasabaların Osmanlı idaresine girmesini sağladı. Mercidâbık ve Ridâniye savaşlarına katıldı. Mısır seferiyle ilgili olarak Mâverâünnehir hanlarına yazılan fetihnâmeleri kaleme aldığı gibi Mısır'ın idaresinde de yardımcı oldu. Güneydoğu Anadolu'nun Osmanlı Devleti topraklarına ilhakından sonra kurulan ve merkezi Diyarbekir olan Arap ve Acem kazaskerliği de ona verilmişti (Atâî, s. 188).

Mısır'da kaldığı süre içinde İbrâhim Gülşenî'nin hizmetinde bulunan İdrîs-i Bitlisî, bu arada Îsâ es-Sâvecî ile Necmeddin Mesud'un dualarını toplayarak şeyhe sundu. Ayrıca yazdığı 150 sayfalık şiire karşılık padişahın 500 filori altınla pek çok ihsanına nâil oldu (Muhyî-i Gülşenî, s. 352 vd.).

İdris ömrünün son yıllarını İstanbul'da ilmî çalışmalar yaparak geçirdi. Bu arada Kanûnî Sultan Süleyman'a şark seferi hususunda tavsiyelerde bulundu. 926 (1520) yılı sonlarında altmış beş - yetmiş yaşlarında iken vefat etti. Mezarı Eyüp'te, hanımı Zeynep Hatun'un yaptırdığı mescid civarında, kendi adına izâfetle anılan İdris Köşkü ve Çeşmesi denilen yerdedir (Mecdî, s. 328).

Babası gibi tasavvufla da meşgul olan ve zamanındaki bütün sûfîlerin müridi olduğunu belirten İdris'in herhangi bir tarikat şeyhine bağlı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaynaklarda güzel huylu, etkili konuşan, kalemi kuvvetli, dindar, bilgili, yardım sever ve özellikle siyasetin inceliklerini bilen bir kimse olarak nitelendirilir (Hoca Sâdeddin, II, 299 vd.). Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunmuş ve başdefterdarlığa kadar yükselmiş Ebülfazl Mehmed Efendi adlı oğlundan başka "Emîrek" mahlaslı Mustafa Çelebi isimli başka bir oğlundan daha söz edilmektedir (Sicill-i Osmânî, I, 310). Tabii ilimlerle de meşgul olan İdris'in öğretici nitelikteki kaside ve mesnevilerinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Senâî, Abdurrahman-ı Câmî ve Şebüsterî'nin tesirleri açıkça görülmektedir. Bununla birlikte şiirde pek başarılı olamamış, asıl şöhretini nesir alanında yapmıştır. Bunun en güzel örnekleri eserleriyle birlikte bir münşî olarak kaleme aldığı mektuplardır. İdris özellikle ta'lik, nesih, sülüs ve divanî hatlarda üstattı. Münşeât'ındaki mektupları ve Koca Mustafa Paşa Camii'nin kapı kitâbesi bunu ispat etmektedir (Müstakimzâde, s. 110).

Eserleri. Tıp, kozmografya, felsefe, tasavvuf, siyaset, ahlâk ve tarih gibi ilimlerle meşgul olan İdrîs-i Bitlisî Farsça, Arapça, Türkçe olmak üzere telif, tercüme ve şerh mahiyetinde çeşitli eserler kaleme almıştır. Kaynaklarda eserlerinin tam listesi verilmediği gibi bunların bazan babasının eserleriyle karıştırıldığı da görülmektedir. A) Farsça Eserleri. 1. Risâle-i Bahâriyye (Rebîʿu'l-ebrâr). Akkoyunlu Hükümdarı Yâkub Bey'in saltanatının sonlarında yazılan ve ona ithaf edilen eserin konusu mevsimlerdir. Yer yer şiirlerle süslenmiş olan ve dört bölümden meydana gelen risâlede mevsimlerin ortaya çıkışı, bazı tabii olaylar ve semavî kâinatın oluş sebepleri ele alınmıştır (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1888/6). 2. Risâle-i Ḫazâniyye. Aynı hükümdar zamanında yazdığı (1478'den sonra) bu eserinde müellif Yâkub Bey'in Azerbaycan'dan Arrân'a yaptığı seyahati anlatmaktadır (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1888/7). 3. Terceme ve Tefsîr-i Ḥadîs̱-i Erbaʿîn. Mârifetullah, itikad, cennet, ameller ve ahlâkla ilgili kırk hadisin manzum olarak Farsça'ya çevrilmesi ve mensur olarak yorumundan ibarettir (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 791/1). 4. Terceme ve Naẓm-ı Ḥadîs̱-i Erbaʿîn. İman ve İslâm'ın esasları, ahlâkî faziletler ve âhiretle ilgili kırk hadisin rubâî şeklinde Farsça'ya tercümesi ve yine manzum olarak yorumundan meydana gelmiştir (Süleymaniye Ktp., Lala İsmâil, nr. 30; İÜ Ktp., FY, nr. 823). 5. Münâẓaratü'ṣ-ṣavm ve'l-ʿîd. 1502 yılında nesir ve nazım karışık olarak yazılan eser II. Bayezid'e sunulmuştur (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1888/5). 6. Heşt Bihişt*. İdrîs-i Bitlisî'nin en önemli eseri olup II. Bayezid'in emriyle yazdığı Osmanlı tarihidir. Bu kitabıyla Osmanlılar'da İran ekolünün başlatıcısı olan Bitlisî, tarihe edebiyatı sokup süslü yazma geleneğinin ilk temsilcisi olmuştur. Günümüze müellif nüshası olarak dört yazması ulaşan eserin mûtena ve tezhipli bir nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi'nde kayıtlıdır (nr. 3209). Manzum bölümleri ve bazı mensur kısımları çıkarılarak Abdülbâki Sâdî Efendi tarafından 1146 (1733-34) yılında Türkçe'ye çevrilen Heşt Bihişt'in (TSMK, Bağdat Köşkü, nr. 196) tamamı üzerinde henüz ilmî bir çalışma yapılmamıştır. 7. Mirʾâtü'l-cemâl. II. Bayezid'e sunulan siyâsetnâme türünde bir eser olup insanın iyiliklerinin vasfı, nazarî ve amelî hikmetin hulâsasının hikâye şeklinde açıklanmasından ibarettir (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1888/1). 8. Mirʾâtü'l-ʿuşşâḳ. Yavuz Sultan Selim'e ithafen yazılan tasavvufî mahiyetteki eser bir mukaddime ile iki bölümden meydana gelmektedir ve nesir-nazım karışımı olarak telif edilmiştir (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1888/4). 9. Ḥaḳḳu'l-mübîn fî şerḥi Ḥakkı'l-yaḳīn. Şebüsterî'nin kelâmla ilgili eserine Farsça yazılmış bir şerhtir. Yavuz Sultan Selim zamanında tamamlanmıştır. Sekiz bölümden oluşan eserde Allah'ın zâtının ve sıfatlarının zuhûru, ilminin derecesi, varlığının ve birliğinin vücûbu konuları ele alınmıştır (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2338). 10. Ḫavâṣṣü'l-ḥayevân (Terceme-i Ḥayâtü'l-hayevân). Demîrî'nin Ḥayâtü'l-ḥayevân adlı eserinin 1517-1518 yıllarında Farsça'ya yapılmış tercümesidir. Müellif, Yavuz Sultan Selim'in emriyle çevirdiği eseri bu padişaha ithaf etmiştir. Kitabın müellif hattıyla yazılmış bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde (Revan Köşkü, nr. 1665) kayıtlıdır (Karatay, Farsça Yazmalar, s. 106). 11. Selimnâme. Yine Yavuz Sultan Selim'in emri üzerine bu padişah dönemi olaylarının anlatıldığı risâlenin birçok nüshası bulunmaktadır (meselâ bk. TSMK, Revan Köşkü, nr. 1540; ayrıca bk. Tekindağ, sy. 1 [1970], s. 203 vd.). 12. Münâẓara-i ʿIşḳ bâ ʿAḳl. Yarı felsefî, yarı tasavvufî mahiyette mensur bir eser olup bilinen tek nüshası Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndedir (nr. 5863). 13. Ḳaṣâʾid ve münşeʾât ve mürâselât. İdrîs-i Bitlisî'nin, başta Osmanlı padişahları olmak üzere ileri gelen devlet ricâli ve bazı âlimler hakkında yazdığı kasidelerle az miktardaki mektubunu ihtiva eden eserin tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlıdır (Esad Efendi, nr. 1888/3). 14. Mecmûʿa-i Münşeʾât. Akkoyunlu, Karakoyunlu, Timurlu, Osmanlı ve Hint sultanları arasında teâti edilen mektupların sûretlerinin toplandığı bir eserdir. Mektupların bir kısmı İdrîs-i Bitlisî'nin oğlu Ebülfazl Mehmed Efendi'ye aittir; mecmuada ayrıca Ebülfazl'ın Risâle-i Ḳudûmiyye adlı bir eseri de yer almaktadır (İÜ Ktp., FY, nr. 906). Müellifin II. Bayezid'e, Yavuz Sultan Selim'e ve Kanûnî Sultan Süleyman'a yazdığı Farsça birkaç mektup ise Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde bulunmaktadır (Envanter nr. 1919, 5675, 8813/1, 2, 3). 15. Ḳānûn-ı Şâhenşâhî. İdrîs-i Bitlisî'nin hayatının sonlarına doğru kaleme aldığı siyâsetnâme türünde bir eserdir. Yer yer tasavvufî nükte ve teşbihlerle süslediği bu eserinde müellif bilgilerini ve tecrübelerini toplamıştır. Ḳānûn-ı Şâhenşâhî'nin önemli kaynakları başta Devvânî'ninki olmak üzere çeşitli ahlâk kitapları, Abdurrahman-ı Câmî, Senâî, Firdevsî, Sa'dî-yi Şîrâzî ve Hâfız-ı Şîrâzî gibi şairlerin eserleridir. Eski bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlı bulunan (Esad Efendi, nr. 1888/2) kitap üzerinde Hasan Tevekkülî tarafından doktora çalışması yapılmış ve eser Türkçe'ye çevrilmiştir (İÜ Ed. Fak. Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 2573).

B) Arapça Eserleri. 1. Risâletü'l-ibâ ʿan mevâḳıʿi'l-vebâ. 1512 yılı civarında yazılan eser, I. Mahmud zamanında (1730-1754) Mehmed Sâlih Bitlisî tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir (Osmanlı Müellifleri, III, 7). Kitabın bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır (Şehid Ali Paşa, nr. 2033/2). Müellife izâfe edilen Risâle fi'ṭ-ṭâʿûn ve cevâzi'l-firâr ʿanhü adlı eserin (Keşfü'ẓ-ẓunûn, I, 876; Brockelmann, GAL Suppl., II, 325) yukarıda kaydedilenle aynı kitap olması kuvvetle muhtemeldir. 2. Ḥâşiye ʿalâ Tefsîri Beyżâvî. II. Bayezid zamanında yazılmış olup bu padişaha sunulmuştur (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 303). 3. Risâle fi'n-nefs. Bir giriş, altı bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Özellikle ruh konusunun ele alındığı eserin bilinen tek nüshası Manchester'da John Rylands Kütüphanesi'nde bulunmaktadır (a.g.e., II, 325). 4. Şerḥu esrâri'ṣ-ṣavm min şerḥi esrâri'l-ʿibâdât. 1511 yılında kaleme alınan eser Memlük Sultanı Kansu Gavri'ye sunulmuştur (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1994). 5. Evdiyetü'l-edviye (British Library, Or., nr. 12155).

İdrîs-i Bitlisî'nin bilinen tek Türkçe eseri Mecmûatü'l-münşeât adını taşımaktadır. Müellifin inşâ örneklerine dair Türkçe mektuplarını ihtiva eden eserde oğlunun bir mektubunun da bulunması tamamının İdris'e ait olmadığını akla getirmektedir. Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlı nüshada (Esad Efendi, nr. 3879) tebrik, aşk, fetihnâme vb. konularda yazılmış mektup ve mektup başlangıç örnekleri yer almaktadır. Ayrıca Mecmûa-i Fevâid-i Müteferrika içinde (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3344) Türkçe üç mektubu bulunan İdris'in, Mısır'da Akkoyunlular'ın ileri gelenlerinden Necmeddin Mesud ve Îsâ es-Sâvecî'nin şiirlerini derleyerek bir divan haline getirdiği de bilinmektedir (Muhyî-i Gülşenî, s. 116).

Ḳānûn-i Şâhenşâhî'de adı geçen Risâle der İbâḥat-i Eġānî adlı eserinde İdrîs-i Bitlisî bazı müzik aletlerini dinlemenin mubah olduğunu belirtmiştir (Tevekkülî, s. 23-24). Yağlıkçızâde Ahmed Rifat'ın Lugat-ı Târihiyye ve Coğrafiyye'sinde (I, 110) onun Kitâb der Redd-i Ravâfiż isimli bir eserinden söz edilmektedir. Ḥâşiye-i Şerḥ-i Tecrîd ise adı sadece Osmanlı Müellifleri'nde geçen bir eserdir (III, 7). Aynı yerde Kenzü'l-ḫafî fî beyâni'l-maḳāmâti'ṣ-ṣûfî adlı kitabı da kaydedilmektedir. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde kayıtlı olup (FY, nr. 822) İdris'e atfedilen Fihrist-i Tekmile-i Teẕkiretü'l-evliyâʾnın Kenzü'l-ḫafî ile aynı kitap olması kuvvetle muhtemeldir (Tevekkülî, s. 24). Bazı kaynaklarda Şerḥ-i Manẓûme-i Gülşen-i Râz adlı eser İdrîs-i Bitlisî'ye nisbet edilirse de (Osmanlı Müellifleri, III, 7; Dihhudâ, III, 1562) Süleymaniye ve Üsküdar Hacı Selim Ağa kütüphanelerindeki nüshalarında babasının ismi bulunmaktadır. Ancak İdris kendisinin de Gülşen-i Râz'a bir şerh yazdığını belirtmektedir (Ḥaḳḳu'l-mübîn, vr. 4b). Aynı kaynaklarda onun Şerḥ-i Fuṣûṣü'l-ḥikem'inden de söz edilmektedir. İdrîs-i Bitlisî'nin, İbnü'l-Fârız'ın el-Ḳaṣîdetü'l-ḫamriyye'sine bir şerh (Brockelmann, GAL Suppl., I, 464), ayrıca Tuhfe-i Dergâh-ı Âlî adıyla tasavvufî risâleler (Uzunçarşılı, II, 604) yazdığı da ileri sürülmektedir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA