Bengal neresidir ?

Kuzeybatısında Bihâr ve güneybatısında Orissa eyaletleriyle sınırlanan Bengal kuzeyde Himalayalar'a kadar uzanır. Coğrafî sınırları tarih içerisinde çeşitli sebeplerle birçok defa değişmiş, ancak bölge Ganj ve Brahmaputra nehirleriyle bunların kollarının mecra ve delta bölgesi olma özelliğini daima korumuştur. Bugün kabaca 27° 9' ve 20° 50' kuzey enlemleriyle 86° 35' ve 92° 30' doğu boylamları arasında yer alan 232.000 km2'lik bir alanı kaplamaktadır ve yaklaşık 200 milyon (1990 tah.) nüfusa sahiptir.

Bengal adının tarihî Banga (Vanga) Krallığı'ndan geldiği kabul edilir. Eski Hint destanlarında adı geçmekte ise de tarihiyle ilgili bilgiler milâttan önce IV. yüzyılın başlarına kadar pek açık değildir. Kelimenin aslı Bang iken daha sonra Sanskritçe'de "yüksek arazi" mânasına gelen al kelimesi ilâve edilmiş ve burada yaşayan insanlar bölgelerini Bangala olarak adlandırmışlardır. Ṭabaḳāt-ı Nâṣırî yazarı Minhâc-ı Sirâc, Târîḫ-i Fîrûz Şâhî yazarı Ziyâeddin Berenî ve Âyîn-i Ekberî yazarı Ebü'l-Fazl el-Allâmî gibi Hint-İslâm tarihçileri de eserlerinde bölgeyi aynı adlarla (Bang veya Bangala) zikretmişlerdir. XIII. yüzyılın başlarına rastlayan İslâm fethine kadar sırasıyla Maurya, Gupta, Harşa, Pala ve en son da Sena imparatorluklarının hâkimiyeti altında kalan Bengal ayrıca başta Hinduizm, Budizm, Vaishnavizm ve Jainizm olmak üzere birçok inanç ve felsefenin de tarih içinde uzun süreler tesirlerini hissettirdiği bir bölge olmuştur.

Bengal'in müslümanlar tarafından fethi, 1203-1204 yıllarında Türk kumandanı Muhammed Bahtiyâr Halacî tarafından gerçekleştirilmiştir; ancak özellikle kıyı bölgelerinde yaşayan yerli halkın Arap tüccarlar vasıtasıyla İslâm'la tanışması IX. yüzyıla kadar gitmektedir. Fakat bu tanışma mevziî olmuş, Bengalliler'in topluluklar halinde Müslümanlığı kabul etmeleri fetihten sonra gerçekleşmiştir. Bu tarihten itibaren Bengal, bağımsız bir devlet olduğu 1340 yılına kadar Delhi Sultanlığı'nın bir eyaleti olarak kaldı. Bengal'in Bâbürlü İmparatorluğu'na dahil olması 1576'da Ekber Şah zamanında gerçekleşmiştir. Bâbürlü hâkimiyeti 1757'ye kadar devam etmiş ve bu tarihte Bengal Sultanı Sirâcüddevle'nin Plassey Savaşı'nda İngilizler'e yenilmesi üzerine bölge tamamen İngilizler'in eline geçmiştir. Bengal tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri de "Bengal'in ayrılması" (Partition of Bengal) olayıdır (1905). 1854'te eyalet statüsüne kavuşan Bengal, gittikçe artan idarî güçlükleri giderebilmek için 1905'te çıkarılan bir kanunla Doğu Bengal-Bihar-Orissa ve Batı Bengal-Asam olmak üzere iki ayrı eyalete ayrıldı. Ancak Hindular bu bölünmeye şiddetle karşı çıktılar ve bunun önlenmesi için yoğun bir protesto faaliyetine giriştiler. Hindular'ın bu gayretleri sonunda başarılı oldu ve 1911'de İngiliz Hindistan hükümeti 1905 kanununu iptal etti. Bengal eyaleti 1937'de otonom hale geldi ve bu durum 1947'de İngilizler'in ülkeden ayrılmalarına kadar devam etti.

İslâm fethinin ilk zamanlarından itibaren Bengal Güney Asya'daki İslâm kültürünün, özellikle tasavvufun canlı merkezlerinden birini teşkil etmiştir. İlk dönemlerde, Hindu kast sisteminin katılığı altında ezilen yerli halkın büyük kitleler halinde Müslümanlığı benimsemesi üzerinde Şeyh Celâleddîn-i Tebrizî (ö. 1244), Şeyh Anhi Sirâcüddin (ö. 1325), Şeyh Celâl Mucarad-i Yenanî (ö. 1347), Mevlânâ Atâ (ö. 1350'den sonra), Şeyh Atâü'l-Hak (ö. 1398) ve Nûr Kutb-i Âlem gibi (ö. 1416) tasavvuf önderlerinin etkileri büyük olmuştur.

Kısa süre içinde gerçekleşen ihtidâ hareketleri, Müslümanlığı henüz kabul eden insanlar arasında yeni dinlerini kendi kaynaklarından öğrenme ihtiyacı uyandırmış, bunun için de İslâmî ilimlerde, özellikle hadis ilminde ilk zamanlardan başlayan bir atılım gözlenmiştir; bu alanda Sonârgâonlu Ebû Tavama çok meşhurdur.

Bengal toplumundaki dinî ve kültürel çeşitlilik, tarih içerisinde zaman zaman değişik dinlerin birbirlerinden etkilenmesine yol açmıştır. Bu etkilenme İslâm için de geçerli olmuş, bilhassa Bâbürlüler devrinde müslüman halkın anlayış ve yaşayışında yerli inançların, özellikle Hinduizm'in izleri görülmeye başlamıştır. Bunun üzerine bazı İslâm âlimleri ve mutasavvıflar buna karşı koymaya çalışmışlardır. Meselâ İmâm-ı Rabbânî (ö. 1624), öğrencisi Mevlânâ Hamid Dânişmend'i Bengal'e göndermiş ve onun Burdvan'da kurduğu medrese bölgedeki reform hareketinin çok önemli merkezlerinden birisi olmuştur. Sömürge döneminde ise reform hareketleri aynı zamanda siyasî bir karaktere de bürünmüş ve müslüman halkın İngilizler'e karşı olan tutumlarında önemli rol oynamıştır. Batılılar tarafından yanlış olarak "Vehhâbî hareketleri" diye tanımlanan Seyyid Ahmed Şehîd (ö. 1831) ile talebesi Mevlânâ Kerâmet Ali'nin (ö. 1873) önderliğindeki Tarîkat-ı Muhammediyye ve Hacı Şerîatullah (ö. 1840) ile oğlu Duzu Miyan'ın (ö. 1862) önderliğindeki Ferâiziyye hareketleri bunların en önemlilerindendir.

Bengal'de İslâm mimarisi her ne kadar fetihle birlikte başlamışsa da bugüne kadar ayakta kalabilen en eski müslüman eserinin, Pandua'da 1338'de Sultan İskender Şah tarafından yaptırılan Adina Camii olduğu görülmektedir. Bundan başka en önemli eserlerden bazıları, Eflâkî adıyla tanınan Sultan Celâleddin Mahmud Şah'ın (1414-1432) türbesi, Gavr'da 1475'te inşa edilen Tantipura ve 1526'da yapılan Bara Sona ve Chota Sona camileri, Bagerhat'ta Seyyid Alâeddin Hüseyin'in (ö. 1519) yaptırdığı Bengal'deki en büyük cami olan Sâth Gunbath (Kümbet), Rampal'da 1483'te Celâledin Fâtih Şah zamanında inşa edilen Baba Âdem Camii, 1523'te Sultan Nusret Şah tarafından yaptırılan Bagha bölgesindeki Bagha Camii ve 1558'de I. Bahadır Şah zamanında inşa edilen Racşahî bölgesindeki Kusumba Camii'dir. Bunlardan başka Bâbürlüler döneminde yaptırılan birçok kale, türbe ve cami arasında, 1678'de Sultan Evrengzîb'in oğlu Şehzade Muhammed A'zam tarafından inşasına başlanan fakat yarım bırakılan Lalbag Kalesi ile Câferâbâd'da aynı dönemde muhtemelen Vali Şaista Han tarafından yaptırılan Sâth Mescid zikredilebilir.

Bengal'de dinî hayat, tarihte olduğu gibi bugün de çok çeşitli ve karışıktır. Nüfus açısından çoğunluğu teşkil eden müslümanlar (Bengladeş'te % 85-86, Batı Bengal'de % 21 civarında) ile Hindular'ın (Batı Bengal'de % 75, Bengladeş'te % 10 civarında) yanında küçük topluluklar halinde de Budistler, hıristiyanlar, Jainler, Sih'ler, Parsîler ve yahudiler mevcuttur. Bengladeş ile Batı Bengal'de Hindu ve müslüman nüfusun bu derece farklı oranlarda olması daha çok 1947'de başlayan bir gelişmenin sonucudur. 1947'de Pakistan ve Hindistan devletleri kurulurken Batı Bengal Hindistan'ın sınırları içinde kalmış, Doğu Bengal ise (bugünkü Bengladeş) Pakistan'ın bir parçası olmuştur. Bağımsızlık ve bölünmenin hemen arkasından iki taraflı büyük göçler başlayınca (batıdan doğuya müslümanlar ve doğudan batıya Hindular) bugünkü durum ortaya çıkmıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN