Katı' nedir? Dericilik sanatı...

Sözlükte "kesmek" anlamına gelen katı' (kat') kâğıt veya deri üzerine çizilmiş yazı, motif yahut bir şekli oyup çıkararak bir başka kâğıt ya da deriye yapıştırmak suretiyle gerçekleştirilen bir sanatın adıdır. Bu şekilde yapılmış esere kātıa (mukatta'), sanatkârına kātı' ve kattâ' denir.

Katı' sanatında renkli, âharlı, ebrulu, genellikle de mühreli ne çok ince ne de kalın olan kâğıtlar kullanılır. Bu özellikleri taşıyan dört beş kat değişik renkte kâğıt murakka' tahtası üzerine, murakka' yapma usulüne uygun olarak ve sulu nişasta muhallebisiyle yapıştırılıp nemini çekmeye bırakılır, iyice kuruduktan sonra da murakka' tahtasından kesilerek çıkarılır. Bu şekilde hazırlanan mukavva üzerine çizilen güzel yazı örnekleri, ilkbahar çiçekleriyle donanmış bahçe resimleri, manzaralar, insan ve hayvan figürleri, her türlü bezeme, ince uçlu keskin bir kalemtıraş veya oyma aletiyle dikkatlice kesilir. Oyulup çıkarılan erkek veya oyuk kalan dişi parçalar soğuk suya atılır. Kısa bir süre sonra birbirinden ayrılması sağlanan kâğıt katları, kuruyup düzleşmesi için boş bir defterin yaprakları arasında bir müddet saklanır. Elde edilen erkek ve dişi şekiller ayrı ayrı, üzerine ince bir tabaka halinde nişasta muhallebisi sürülmüş satıhlara yeniden yapıştırılarak pek çok bezenmiş levha hazırlanır. Deri oyma tekniğiyle elde edilen katı'lar ise daha çok cilt sanatında uygulanmıştır. Hazırlanan dişi oyma kalıplardan deri üzerine çizilen motif ve figürler, bir dantel gibi oyulduktan sonra cilt kabının iç yüzüne ve ayrı renkte deri veya kumaş zemin üzerine yapıştırılır.

Araştırmacılar, kâğıt ve deri oymacılığının iki binyıl kadar önce bir halk sanatı olarak Çin'de doğduğunu ileri sürmektedir. Uygurlar tarafından yapılarak günümüze ulaşmış oyma deri kitap kapları, kâğıt ve deri oymacılığının İslâm dünyasına Orta Asya kanalıyla geçtiğini ortaya koymaktadır. XV. yüzyılın ikinci yarısında Timurlular ve Akkoyunlular döneminde ilk örneklerine rastlanan kâğıt oymacılığı, XVI. yüzyıl başlarından itibaren Safevîler'de ve Osmanlılar'da gelişme göstermiştir. XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı sarayı ve çevresinde özel bir ilgiye bağlı olarak gelişen kitap sanatları arasında kâğıt oyma sanatı Safevîler'dekinden daha büyük bir rağbet görerek varlığını XX. yüzyıl başlarına kadar korumuştur.

Âlî Mustafa Efendi Menâkıb-ı Hünerverân'da XV. yüzyılda Herat'ta yaşamış, Hüseyin Baykara himayesinde çalışan Abdullah Kātı'ın (Herevî) kâğıt oyma sanatının ilk ve en önemli temsilcisi olduğunu kaydeder. Nitekim Hâce Abdullah-ı Herevî'nin katı' suretiyle hazırladığı, İstanbul'da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde (nr. 1926) muhafaza edilen Hüseyin Baykara divanı bunun en açık göstergesidir. Şeyh Muhammed Dost, Sengî Alî-i Bedahşî, Muhammed Bâkır da İran sahasında yetişmiş katı' sanatının önde gelen üstatları arasında yer alır.

XVI. yüzyılın ilk yarısından itibaren Osmanlı kâğıt oyma sanatı, sanatkârları ve eserleri hakkında çeşitli tezkirelerde az da olsa bilgi bulunmaktadır. Âşık Çelebi Meşâirü'ş-şuarâ'da, Fâtih Sultan Mehmed devrinin sonlarında adı duyulmaya başlanan ve İbrâhim Paşa'nın vezîriâzamlığı sırasında üne kavuşmuş olan Efşancı (Oymacı) Mehmed'in bu sanatta döneminin en büyük üstadı olduğunu, diğer oymacıların onu örnek aldığını kaydeder. Efşancı Mehmed sultanın hazine ve divan kâtipliği görevinde bulunmuş, kesip hazırladığı kātıa levhalar karşılığında sultandan ve devlet büyüklerinden ödüller almıştır. 941'de (1534) vefat eden ve yaptırdığı mektebin yanına defnedilen Efşancı Mehmed'in günümüze ulaşmış imzalı kâğıt oyma yazı, çiçek ya da bahçe çalışması bilinmemektedir. Ona atfedilebilecek veya tarzına örnek gösterilebilecek bahçe levhası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde (FY, nr. 1426) bulunan bir albümde mevcuttur. Büyük bir özen ve hünerle çeşitli renkteki kâğıtlardan kesilerek hazırlanan bahçe siyah renk kâğıt üzerine yapıştırılmıştır. Düz bir hat üzerine dizilmiş serviler, çeşitli fidanlar, bahar çiçeği açmış meyve ağaçları ve bunların arasına yerleştirilmiş ilkbahar çiçekleri karmaşık bir kompozisyon oluşturur. Servilere sarılı gül dalları üzerinde katmerli açık ve koyu renkte güller, çeşitli renkte lâleler, karanfiller, süsenler, sümbüller, nergis, menekşe, yasemin ve mineler, Osmanlı bahçe zevkini yansıtacak biçimde 9 × 20 santimetrelik küçük bir alana büyük bir ustalıkla yerleştirilmiştir. Bu bahçe tasvirinin yer aldığı, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde hazırlanmış albümdeki çeşitli hat örnekleri, fırça ile yapılmış resim ve tezhipler eserin XVI. yüzyılın ortalarında hazırlanmış olduğuna işaret eder. Albüme yerleştirilmiş olan kâğıt oyma bahçenin etrafına muhakkak hatla baharı konu alan şiirler albümün hazırlanış tarihini biraz daha netleştirmektedir. Bir kısmı 1512'de ölen Osmanlı şairi Mesîhî'nin bahar kasidesinden seçilmiş beyitler, diğer kısmı ise Bâkî'nin bahâriyyesinden alınmış mısralardır. Bâkî'nin dönemin vezirlerinden Semiz Ali Paşa için yazdığı kaside, büyük bir ihtimalle albümün Semiz Ali Paşa'nın vezîriâzamlığı sırasında hazırlanmış olduğunu gösterir. Bir elden çıkmış olması muhtemel benzeri bahçeler Viyana'da Millî Kütüphane'de mevcut, 980 (1572) yılında hazırlanan III. Murad albümündedir. Aynı kâğıt üzerinde iki ayrı kompozisyon halindeki bu örnekler, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki albümde yer alan kâğıt oyma bahçeyle çok yakın benzerlik gösterdiğinden aynı sanatçı elinden çıkmış olduğunu düşündürmektedir. Bunlar, Osmanlı sanatında bahar açmış ağaçlar ve ilkbahar çiçekleriyle oluşturulan bahçe kompozisyonlarının da en erken örnekleri olmalıdır. III. Murad için hazırlanan bazı bahçeler araştırmacılar tarafından Bursalı Fahrî'ye atfedilmişse de bilhassa İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki al-bümün hazırlanış tarihi göz önünde bulundurulduğunda bunların Fahrî'nin elinden çıkmış olması ihtimali oldukça azalır. Ayrıca kullanılan renkli kâğıt türü ve bunların kompozisyonu bakımından da bu örnekler, XVI. yüzyılın ikinci yarısından ziyade Kanûnî devri sanatçılarının üslûbuna daha yakındır. Âşık Çelebi de Efşancı Mehmed'in özellikle bu tür çiçek ve bahçe konulu kâğıt oymacılığının en güzel örneklerini vermiş olduğunu belirtmiştir.

Osmanlı sanatında kâğıt oymacılığı en parlak dönemini Kanûnî Sultan Süleyman zamanında yaşamıştır. Gerek günümüze gelen eserlerin bolluğu gerekse Âşık Çelebi'nin verdiği bilgiler, saray ve çevresinde kâğıt oymacılığının tam anlamıyla bir sanat dalı olarak ele alındığını ortaya koyar. İmzalı eserleri günümüze ulaşmış olan Mehmed b. Gazanfer dönemin önemli sanatkârlarından biridir. Onun nesta'lik hatla oyma olarak hazırladığı iki eseri Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde olup bunlardan küçük bir şiir mecmuasının sanatkâr tarafından 944 (1537) yılında hazırlandığı sonunda kayıtlıdır (Halil Edhem Arda koleksiyonu, nr. 36). On yapraklık beyaz kâğıttan oyma nesta'lik harflerle çeşitli renk kâğıtlara yapıştırılarak oluşturulan eser tarihli ve imzalı bilinen en erken Osmanlı kâğıt oymasıdır ve Halil Edhem Arda'nın ailesi tarafından müzeye bağışlanmıştır. Mehmed b. Gazanfer'in imzalı ve tarihli diğer eseri, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki (Hazine, nr. 845) Ârifî'nin Gûy u Çevgân mesnevisidir. Nesta'lik hatla mavi, siyah, yağ yeşili, lâcivert, bej, pembe, güvez ve tonlarında boyanmış kâğıtlar üzerine yapıştırılan eser 946 (1539) tarihini taşır. Tezhibi ve son derece özenle hazırlanmış olması eserin padişaha takdim edilmiş olduğunu gösterir.

Günümüze ulaşan ve tamamı Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bulunan eserleriyle şuarâ tezkirelerinde hakkında verilen bilgiler, Kanûnî Sultan Süleyman dönemi Osmanlı kâğıt oyma sanatçılarının en önemlisinin Benli Ali Çelebi olduğunu ortaya koyar. Âşık Çelebi onun sarayda yetiştiğini ve sipahi olduğunu belirtir. Sanatkâr, Kanûnî Sultan Süleyman için kâğıt oyma olarak 944 (1537) yılında hazırladığı bir şiir mecmuasının ketebesinde kendisinin Galata eminliği yaptığını söyler (TSMK, Revan Köşkü, nr. 1963, vr. 60b). Daha sonra Budin defterdarlığına tayin edilen Ali Çelebi'nin en önemli eseri, içinde Molla Câmî, Hâfız-ı Şîrâzî, Hayâlî Bey, Emîr Hüsrev-i Dihlevî gibi şairlerin gazel ve rubâîlerinden seçmelerin yer aldığı Mecmûa-i Eş'âr'dır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bulunan eser (Revan Köşkü, nr. 1963) altmış bir yapraktır. Beyaz kâğıttan oyulan nesta'lik harfler mavi veya siyah zemine yapıştırılmıştır. Sayfa kenarlarına farklı renkte kâğıtlar vassâle tekniğiyle geçirilmiş ve eserin tamamı tezhip ve zerefşanla zarif bir şekilde süslenmiştir. Ali Çelebi, Kanûnî Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Mehmed için de kâğıt oyma bir kırk hadis tercümesi hazırlamıştır. Çeşitli renkte kâğıtlar üzerine sülüs ve nesta'lik oyma hatla hazırlanan tarihsiz, sekiz varaklık vassâleli bu eser de Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndedir (Emanet Hazinesi, nr. 2851). Sanatçının aynı yerdeki önemli eserlerinden nesih hatla kâğıt oyma olarak hazırladığı bir diğeri yedi varaklık Arapça dua kitabıdır. Ketebesine göre Şevval 951'de (Aralık 1544) tamamlanan eser "Ali el-fakīr defterdâr-ı tîmarhâ-i Budin" imzasını taşır (TSMK, Hazine, nr. 92). Her sayfada yazının etrafını çeviren bordürler değişik motifler kullanılarak kâğıt oyma bezemelerle süslenmiştir. Ölüm tarihi bilinmeyen sanatçının Âşık Çelebi'nin tezkiresini yazdığı 1560'lı yıllarda hayatta olmadığı anlaşılmaktadır.

Kanûnî Sultan Süleyman döneminin (1520-1566) bir diğer kâğıt oyma ustası Ali Çelebi'nin oğlu Abdülkerim Çelebi'dir. Devrinin tanınmış şairlerinden olup Sâî mahlasıyla şiirler de yazan sanatkâr, Âşık Çelebi ve Kınalızâde Hasan Çelebi'nin de belirttiği gibi seçkin bir hattat ve kâğıt oyma ustasıdır. Kaynaklar onun Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi tarafından yetiştirildiğini ve daha sonra da müderris olduğunu, 1580 civarında Vardar Yenicesi'nde kadılık görevinde bulunduğunu belirtir. Babasının Galata eminliği yapmış olmasından ötürü Eminzâde diye anılan Abdülkerim Çelebi'nin, nesta'lik hatla ve kâğıt oyma olarak hazırladığı imzalı bir kıtası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki bir albümde mevcuttur (Hazine, nr. 2177, vr. 8a).

Osmanlı kâğıt oyma sanatçılarının ünlülerinden biri de XVI. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş olan Bursalı Fahrî'dir. Eserlerini genellikle Fahrî-i Bursevî olarak imzalayan sanatçının adı muhtemelen 1560'lı yıllarda duyulmaya başlanmış, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve I. Ahmed dönemlerinde eserler vermiştir.

XVII. yüzyılda da önemini koruyan kâğıt oyma sanatının en önemli sanatçısı, A. Süheyl Ünver tarafından Edirneli olabileceği ileri sürülen Mehmed Nakşî'dir. Günümüze ulaşan eserlerinde tarih bulunmayan, ancak kullandığı malzeme, nesta'lik yazı üslûbu, yazılarının zeminine veya koltuklara yerleştirdiği kâğıt oyma bezemeler onun XVII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olabileceğini düşündürür. Nakşî'nin Edirne ile ilgisi, Edirne Sarayı'nda yaşamayı tercih eden IV. Mehmed ve ondan sonra gelen sultanlar döneminde onların himayesinde çalıştığı şeklinde izah edilmektedir. Nakşî'nin üslûbunu yansıtan kâğıt oyma kıtalarından en önemlisi Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndedir (Güzel Yazılar, nr. 325/6). Nesta'lik hatla oyma olarak hazırlanmış ve her satırla imzanın zemini muska koltuklar, kâğıt oyma kıvrım, dal ve çiçeklerle bezenmiştir.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan bir diğer önemli sanatçı Gazneli Mahmud'dur. Hayatına dair yeterli bilgi bulunmayan sanatçının kâğıt oyma çalışmaları İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki 1097 (1686) yılına ait, tamamının hattı, şiirleri, bezemesi ve cildiyle onun elinden çıktığı anlaşılan bir albümde toplanmıştır. Çok yönlü bir sanatçı olan Gazneli Mahmud'un kâğıt oyma nesta'lik yazıları, çeşitli kâğıt oyma kenar bezemeleri, devrin üslûbunu yansıtan çiçek buketi veya vazo içerisinde gül, sümbül ve lâlelerden oluşan kâğıt oyma çiçek kompozisyonu çalışmalarında yer yer çiçek göbeklerinde veya vazoyu süslemek amacıyla yarı kıymetli taşlar kullandığı görülmektedir.

III. Ahmed ve I. Mahmud dönemlerinde kâğıt oyma sanatı kitap sanatının diğer dallarında olduğu gibi yeni bir ruh kazanmıştır. Klasik kâğıt oyma yazı sanatının son önemli temsilcilerinden olan Mehmed Halazâde'nin eserlerindeki tarih ve imzalardan onun III. Ahmed döneminde yaşadığı ve Edirneli olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda hattat olan sanatçı genellikle nesta'lik yazmış ve oymuş olduğu eserinden örnekler Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bulunmaktadır (Emanet Hazinesi, nr. 2850).

Bu dönemde bütün sanat dallarında olduğu gibi Batı zevkinin etkisiyle değişen yeni bir üslûp kâğıt oyma sanatında da kendini göstermiştir. Lâle Devri'nin eserleri arasında daha çok manzara resimleri denilebilecek bir tür ortaya çıkar. Bunların en ilgi çekici olanı hiç şüphesiz, Canbazzâde Osman imzalı ve 1136 (1723-24) tarihli kâğıt oyma bahçedir (TSMK, Hazine, nr. 1924). Klasik dönemdeki benzerlerinden farklı olan eser devrin zevkine uygun bir yorumla kitap cildini andıran, 14 × 19 cm. boyutunda, koyu yeşil deri kaplı mukavva bir kutuda çalışılmıştır. İçinde bir derenin aktığı, yer yer çiçeklerle bezeli ve sık ağaçlardan oluşan bir koru üç boyutlu olarak ele alınmıştır. Serviler, çiçek açmış ağaçlar, çamlar, bunların arasına yerleştirilmiş gül ağaçları, süsen, menekşe, mine gibi bahar çiçekleriyle bu tasvir, o dönem İstanbul'unun bir bahçesini ya da Boğaziçi'nin bir korusunu canlandırıyor gibidir. Tavşanlar, tilki ve tazılar, suyun içinde balıklar, kuğu ve tavus kuşları gibi çeşitli hayvanlar kompozisyonu tamamlar. Kâğıt oyma bitkilerin üst üste ve eğimli yerleştirilmesi, özellikle pek çok bitki ve hayvanın sadece alt kısımlarından tutturularak boşta bırakılmasıyla bahçeye üçüncü boyut kazandırılmıştır. Sanatçı, boyalı ebru kâğıt ve sulu boyanın yanı sıra ön plandaki yeşil otları belirlemek amacıyla pamuğa benzer bir madde kullanmış, ayrıca tavus kuşlarının tüylerini orijinal tüylerden keserek yapmıştır. Batılılaşma dönemi etkilerinin açıkça gözlendiği bu çalışmada renklerden pek çoğu pasteldir.

Batı etkisiyle oluşan yeni zevki yansıtan, XVIII. yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir Mevlevî olan Derviş Hasan Eyyûbî imzalı kâğıt oyma manzaraları Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki bir yazı çekmecesinde de görülür (CY, nr. 463). Kapağının dışı ve içi cam altına kâğıt oyma manzaralarla süslenmiş olup iç kapakta Rumeli sırtlarından bir görüntü izlenimini veren Boğaz manzarası yer alır. Dış kapakta İstanbul'dan bir kıyı manzarası çalışılmıştır. Zarif köşkler, ağaçlıklar arasında koşuşan süvariler ve çeşitli hayvanlar yanında denizdeki gemiler, saltanat kayıkları manzarayı tamamlar. Gölgeli boyamalar, perspektif denemeleriyle derinlik etkisi verilen çalışmanın bordürlerine yine kâğıt oyma kıvrım dallı çiçek, yan kenarlara da vazoda çiçek buketleri ve meyve dolu tabaklar yapılmıştır.

XVIII ve XIX. yüzyıllarda vazo içinde çiçek ve kâğıt oyma yazı geleneği kâğıt oyma sanatına hâkim olmuştur. Bunların arasında özellikle belirtilmesi gerekenlerden biri, Tire Necip Paşa Kütüphanesi'nde bulunan XVIII. yüzyıl sonlarına ait olması muhtemel Mehmed Selim Divanı'dır. Aynı türde kâğıt oyma eserlere Londra British Library'de korunan tarihsiz bir şiir mecmuasında da yer verilmiştir (Or., nr. 13763 A-D). XVIII. yüzyılın ikinci yarısına ait olduğu şüphesiz bu eserdeki örneklerde devrin üslûbuna uygun vazolar içindeki ilkbahar çiçekleri, gül ağacı, sümbül ve lâle gibi tek tek çiçekler yapılmış, hayvanlar ve hayvan mücadeleleri tasvir edilmiştir. Eserin en ilgi çekici yanlarından biri, kayalıklı bir peyzaj içinde av hayvanları ve köpeklerden oluşan kompozisyondur. Her iki eserde de yer yer ebru kâğıttan yapılan kesmelerle kompozisyonlar canlandırılmıştır. Bu çalışmalar, Osmanlı sanatı için son derece karakteristik olan kâğıt oyma bahçe, çiçek çalışmalarının XIX. yüzyılın başlarına kadar varlığını koruduğunu gösterir. Kâğıt oymacılığı XIX. yüzyıl boyunca da varlığını sürdürmüştür. Bu teknikle daha çok halk sanatı kapsamına giren aslan, leylek gibi yazı-resimler ve levhalar yapılmış, sanat eseri niteliğinde olan hat sanatı örnekleri de hazırlanmıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA