İttisalü'l-Akl bi'l-İnsan kim tarafından yazılmıştır? Büyük Felsefi eser...

Konusu itibariyle eser, Yeni Eflâtuncu felsefî literatürün Endülüs'te ortaya konmuş önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Yüksek bir felsefî zekânın ürünü olup nisbeten farklı ve yeni sayılabilecek bakış açısına rağmen genel olarak meseleleri klasik yaklaşım içerisinde ele alır. Hacim bakımından fazla geniş olmayan kitabı ([nşr. M. Asin Palacios], VII, 9-23; [nşr. Mâcid Fahrî], s. 155-173) filozofun Tedbîrü'l-mütevaḥḥid, Risâletü'l-vedâʿ ve Kitâbü'n-Nefs gibi diğer eserlerinden sonra kaleme aldığı anlaşılmaktadır. Kitapta Eflâtun ve Fârâbî gibi filozoflara atıflar yapılırken Aristo'nun çeşitli kitaplarıyla İskender Afrodisî'nin eṣ-Ṣuverü'r-rûḥâniyye adlı risâlesine göndermelerde bulunulmaktadır. İbn Bâcce'nin Risâletü'l-vedâʿ ve daha küçük hacimli diğer risâleleri gibi bu eseri de yakın dostu ve talebesi Ebü'l-Hasan Ali b. Abdülazîz İbnü'l-İmâm'a hitaben kaleme alınmış bir mektup niteliğindedir. İstanbul nüshasında yer alan bir kayıt (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 5683/3, vr. 103b) müellifin eseri Vehrân seyahatinden önce yazdığını göstermektedir.

İbn Tufeyl risâlenin sistematik olmadığını belirtir ve kapalılığından yakınır. Müellifin kendisi de eserinin sonunda bunu itiraf etmektedir. İbn Bâcce burada risâlenin anlatılması isteneni anlatmakta yetersiz kaldığını, birtakım güçlükler taşıdığını, iyi bir sisteme ve üslûba sahip olmadığını belirtmekte ve bu eksiklikleri ilk fırsatta gidereceğini söylemektedir. Ancak bu vaadin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinmemektedir. İbn Bâcce'ye çok şey borçlu olan İbn Rüşd de Telḫîṣu Kitâbi'n-Nefs adlı eserinde (s. 90), İttiṣâlü'l-ʿaḳl bi'l-insân'da tasvir edilen bilgi öğretisi ve ittisâl teorisiyle derinlemesine ilgilenir ve selefinden takdirle söz ederek ona olan hayranlığını dile getirir. İbrânî ve Latin skolastiğinin eseri tanımasında, İbn Rüşd'ün gerek Telḫîṣ ve gerekse De Anima'ya yazdığı büyük şerhteki değerlendirmelerinin önemli payı olmuştur.

Muhteva olarak Yeni Eflâtunculuğun klasik sorunlarını tartışan eser, Tedbîrü'l-mütevaḥḥid'in bittiği yerde başlaması bakımından İbn Bâcce felsefesi için oldukça önemlidir. Tedbîrü'l-mütevaḥḥid'de konu, insanın akıl gücüne ve bu güçle ilgili açıklamalara geldiğinde eser sona ermektedir. Burada ise tartışma insanın psikofizyolojik yapısı hakkında birkaç pasaj dışında, onun akıl varlığı olarak oluşum ve gelişimiyle varlığının bu doğrultudaki son amacının incelenmesine hasredilmiştir. Bu bağlamda insanın ilâhî olana yönelik çabasının anlam ve boyutları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Geleneksel Yeni Eflâtuncu tavrı koruyarak insanî varlık alanında en son gayenin ilâhî olanla ilişkiye girmek, hatta ilâhî bir nitelik kazanmak olduğunu söyleyen İbn Bâcce, bunun aynı zamanda en yüce mutluluğu oluşturduğunu kabul eder. Onun, diğer önemli eserlerinde de ilâhî kişilik kazanmanın imkânını ve oluşma şartlarını göstermeyi amaçlayan titiz bir çaba içerisinde olduğu görülmektedir. İttiṣâlü'l-ʿaḳl bi'l-insân'da yer alan konuların tasvirinde, maddî olandan alabildiğine uzak durmayı öngören geleneksel ilke hiçbir zaman göz ardı edilmemekte, karanlık, aydınlık ve gölge imajları yer yer kullanılmakta ve nihayet nefis parlatılması gereken bir aynaya benzetilmektedir. Bütün bunlar, önemli ölçüde Aristocu fikirlere sahip olan yazarın Yeni Eflâtuncu eğilimini göstermektedir. Bununla beraber müellif bu eserinde sudûr teorisinden hiçbir şekilde söz etmemiştir. Öte yandan İbn Bâcce, insanın duyusal algıdan başlayıp nihaî aşamada müstefâd akıl düzeyine kadar yükselen mânevî çıkışıyla ilgili tasvirinde Eflâtun'un mağara istiaresinden faydalanmaktadır. Ancak insanın aklî tekâmülüne dair son aşamanın tasvirinde bu istiarenin yetersiz kaldığına işaret etmekte ve bu açıdan Eflâtun'un kavram realizmini Aristo'dan destek alarak eleştirmektedir (İttiṣâlü'l-ʿaḳl bi'l-insân [nşr. Mâcid Fahrî], s. 169).

İbn Bâcce bu eserinde, insanın rasyonel gelişimini her biri bir insan tipini karşılayan üç aşama içerisinde ele almakta ve bu aşamaların her birinde tümellerle (düşünülürler) bir "ittisâl"in gerçekleştiğini öne sürmektedir. İnsanî son yetkinliğin kazanılabilmesi için zorunlu olarak geçilmesi gereken bu aşamaların ilki sıradan insanların, ikincisi teorik düşünenlerin, üçüncüsü mutlu insanların anlama ve kavrama düzeylerini dile getirmektedir (a.g.e., s. 164 vd.). Müstefâd aşamasındaki akılla eşyanın hakikati bire bir örtüşme, hatta bir aynîleşme durumundadır. İbn Bâcce, maddeden her bakımdan soyut olması itibariyle müstefâd aklın birlik, ilâhîlik, ebedîlik, değişmezlik ve "kendi üzerine dönme" gibi birbirine bağlı özelliklerinden söz eder ve bu düzeydeki akılların bir olduğunu öne sürer (a.g.e., s. 170). Ortaya koymuş olduğu ittisâl teorisinde bütün bilme aşamalarında ma'kūllerle bir ittisâlin gerçekleştiğini vurgular, fakat bu ittisâllerde faal aklın yeri ve işlevi konusuna herhangi bir açıklık getirmez.

Günümüzde üç farklı nüshası bilinen eseri ilk olarak, İbn Bâcce araştırmaları için bir dönüm noktası teşkil eden Miguel Asin Palacios, Berlin Staatsbibliothek nüshasıyla (nr. 5060) tam metnin çok az bir bölümünü ihtiva eden Oxford Bodleian Library'deki nüshasına (nr. 206) dayanarak takdim yazısı ve İspanyolca çevirisiyle birlikte Tratado de Avempace sobre la union del intelecto con el hombre adıyla yayımlamıştır (al-Andalus, VII [Madrid 1942], s. 1-47). Ahmed Fuâd el-Ehvânî, Telḫîṣu Kitâbi'n-Nefs içinde (Kahire 1950, s. 102-118) metnin okunmasıyla ilgili çok sınırlı bazı düzeltmeler yaparak Palacios'un neşrini tekrarlamış, Mâcid Fahrî de bu neşre dayanarak risâleyi Resâʾilü İbn Bâcce el-ilâhiyye içerisinde yeniden yayımlamıştır (Beyrut 1968, s. 155-173). Mâcid Fahrî, kısmen tenkitli olan bu neşrinde risâlenin Oxford nüshasını yeniden okumuşsa da Palacios'un da habersiz bulunduğu İstanbul nüshasıyla (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 5683/3) o yıllarda kayıp olduğu sanılan, fakat bugün elde bulunan Berlin nüshasını görmemiştir. Eser Vincent Lagardère tarafından Fransızca'ya çevrilmiştir (bk. bibl.).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA