Bayramiyye tarikatı'nın tarihi

Anadolu topraklarında doğup büyüyen bir mutasavvıf tarafından kurulmuş ilk Türk tarikatı olan Bayramiyye daha kurucusunun sağlığında Ankara ve çevresinde büyük bir yaygınlık kazanmıştı. Tarikat hakkındaki bilgiler sadece Türk kaynaklarında yer alır. Kaynaklarda sohbeti gayet müessir olduğu ve birçok kişiyi "zirve-i velâyet"e eriştirdiği (Lâmiî, s. 684; Hüseyin Enîsî, s. 103) bildirilen Hacı Bayrâm-ı Velî'nin vefatından sonra Bayramiyye, Akşemseddin'e (ö. 863/1459) nisbet edilen Şemsiyye ve Ömer Sikkînî'ye (ö. 880/1475) nisbet edilen Melâmiyye adlı iki büyük aslî kola ayrılmış, esas Bayramiyye adı geçen kollardan ilki tarafından sürdürülmüştür.

Silsilesi. Bayramiyye'nin silsilesi konusunda iki ayrı görüş vardır. Hacı Bayrâm-ı Velî'nin şeyhi olan Hamîdüddin Aksarâyî'nin (ö. 815/1412) mürşidinin kimliği ve mensup olduğu tarikat Bayramiyye'nin silsilesindeki farklılığın temel sebebini teşkil eder. Hamîdüddin'in tarikat silsilesi, Erdebil'de intisap ettiği Hâce Alâeddin Ali Erdebîlî (ö. 832/1429) ve Sadreddîn-i Erdebîlî (ö. 794/1391) vasıtasıyla Safeviyye tarikatının kurucusu Safiyyüddîn-i Erdebîlî'ye (ö. 735/1334) ulaşır. Silsile Safiyyüddin'den sonra İbrâhim Zâhid-i Geylânî'de (ö. 690/1291) Halvetiyye (Harîrîzâde, I, vr. 343a; Tomar Halvetiyye, s. 18), Kutbüddîn-i Ebherî'de Ebheriyye (Harîrîzâde, I, vr. 33b), Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'de Sühreverdiyye (a.g.e., II, vr. 149a) silsilesiyle birleşir; Cüneyd-i Bağdâdî ve Hasan-ı Basrî vasıtasıyla Hz. Ali'ye varır.

Safiyyüddin'den itibaren "Erdebil sûfîleri" diye anılan, ilk Osmanlı padişahlarının da saygı duydukları ve "çerâğ akçesi" adıyla her yıl değerli hediyeler gönderdikleri bu sûfî aile ve tarikat başlangıçta Sünnî ve Halvetî iken Hâce Alâeddin ile Şeyh Şah diye anılan oğlu İbrâhim (ö. 851/1447) dönemlerinde Şiîleşmeye başlamış, Hâce Alâeddin'in torunu Şeyh Cüneyd zamanında ise tam anlamıyla Şiî-Bâtınî bir hüviyet kazanmıştı (Hinz, s. 7-9). Bayramiyye'nin Melâmiyye kolu mensupları Hacı Bayrâm-ı Velî'nin şeyhi Hamîdüddin Aksarâyî'nin Hâce Alâeddin Erdebîlî yoluyla yürüyen bu Halvetî silsilesini benimsemiş ve Anadolu'ya velâyet sırrını ilk olarak onun getirdiğini iddia etmişlerdir (Sarı Abdullah, Semerâtü'l-fuâd, s. 230).

Öte yandan Lâmiî Çelebi (Nefehât Tercümesi, s. 683) ve ondan naklen Hüseyin Enîsî (Menâkıb-ı Akşemseddin, s. 96), Hamîdüddin'in tarikatı zâhiren Hâce Alâeddin'den almakla birlikte Üveysî olduğunu ve Bâyezîd-i Bistâmî'nin ruhaniyetinden feyiz aldığını söylerler. Enîsî Bayramiyye'nin silsilesini Hacı Bayrâm-ı Velî, Hamîdüddin Aksarâyî, Şâdî-i Rûmî, İbrâhim el-Basrî ve Ebü'l-Hasan el-Harakānî vasıtasıyla Bâyezîd-i Bistâmî'ye ulaştırır. Silsile Harakānî'de Bâyezîd'in temsil ettiği tarîk-i Tayfûriyye ve dolayısıyla Nakşibendiyye silsilesiyle birleşir. Enîsî, Bâyezîd'den sonra Nakşibendiyye'nin Hz. Ebû Bekir'e ulaşan ve daha yaygın olan Bekrî silsilesini değil Hz. Ali'ye ulaşan Alevî silsilesini kaydeder (Menâkıb-ı Akşemseddin, s. 82-83). Bayramî silsilesini veren bir başka belgede Bâyezîd'den sonra Bekrî silsilenin de verildiği görülmektedir (Bayramoğlu, II, belge nr. 144). Enîsî'nin kaydettiği silsile Lâ'lîzâde Abdülbâki'nin Sergüzeşt'inde (s. 15) ve Tibyân'da (I, vr. 172b) bazı küçük farklarla yer almaktadır.

Hamîdüddin'in Hâce Alâeddin'e intisabından önce Şam'da Hankāh-ı Bâyezid'de uzunca bir süre kalarak burada kimliği tesbit edilemeyen bir şeyhten feyiz aldığı bilinmektedir. Bu şeyh eğer Enîsî'nin naklettiği silsilede adı geçen ve Bahâeddin Nakşibend'in halifelerinden olması muhtemel bulunan Şâdî-i Rûmî ise bu durumda Hamîdüddin'in Nakşibendiyye ile ilgisi ortaya çıkar. Nitekim Sarı Abdullah Efendi Bahâeddin Nakşibend'in halifelerini sayarken bu adı da zikreder (Semerâtü'l-fuâd, s. 131). Hamîdüddin ayrıca babasından Ebheriyye hilâfeti almış (Tibyân, I, vr. 172a) ve meşhur Molla Fenârî'ye bu tarikattan icâzet vermiştir (Tibyân, I, vr. 33b).

Enîsî'nin Hâce Alâeddin'in adını dahi anmadan Bayramiyye'nin silsilesini Bâyezîd-i Bistâmî'ye bağlamasına karşılık Sarı Abdullah Efendi Hamîdüddin'in asıl feyiz kaynağının Hâce Alâeddin olduğunu söyleyerek Bayramiyye'yi Safeviyye'ye bağlamış (Semerâtü'l-fuâd, s. 227) ve Nakşibendiyye ile Halvetiyye'yi birleştiren bir tarikat olarak tarif etmiştir (Cevheretü'l-bidâye, vr. 273b). Torunu Lâ'lîzâde Abdülbâki de aynı ifadelerle Sarı Abdullah'ı tekrar eder (Sergüzeşt, s. 16). Harîrîzâde Bayramiyye'yi Safeviyye'nin bir kolu olarak gösterir ve yukarıda anlatılan her iki silsileyi de zikreder (Tibyân, I, vr. 172b vd.). Bu silsilelerden ilki Melâmiyye, ikincisi Şemsiyye kolu mensuplarınca muteber kabul edilir.

Tarihçesi. Hacı Bayrâm-ı Velî'nin, şeyhi Hamîdüddin'in Aksaray'da vefatından sonra Ankara'ya dönüp irşad faaliyetine başladığı 815 (1412) yılını Bayramiyye'nin kuruluş tarihi olarak kabul etmek mümkündür. Bu tarihten itibaren II. Murad tarafından Edirne'ye çağırılmasına kadar geçen süre tarikatın kuruluş dönemi sayılabilir. Hacı Bayram II. Murad'ın tahta çıkışından (824/1421) sonraki yakın bir tarihte Edirne'ye çağırılmış olabileceğine göre bu dönem 1412-1422 olarak kabul edilebilir.

Hacı Bayram'ın Edirne'ye niçin çağırıldığı konusunda kaynaklarda bilgi yoktur. Sarı Abdullah Efendi, mürid ve mensupları kısa sürede büyük bir artış gösteren Hacı Bayram'ın halkı sapıklığa sevkettiği öne sürülerek padişaha şikâyet edildiğini söyler (Semerâtü'l-fuâd, s. 235). Bu iddianın Hacı Bayram'ın silsilesinin Erdebil sûfîlerine ulaşıyor olmasından kaynaklandığını düşünmek mümkündür. Şeyh Hamîdüddin'in Yıldırım Bayezid devrinde hilâfet alıp Anadolu'ya geldiği bilinmekle birlikte Hacı Bayrâm-ı Velî ile aynı tarihlerde vefat eden (1429) Hâce Alâeddin'in ve Erdebil sûfîlerinin Şiîlik temayülleri göstermeye başladıkları tarih belli değildir. Dolayısıyla bu söylentilerin gerçeklik derecesini ve Bayramiyye'nin bu dönemdeki fikrî yapısını kesin olarak tesbit güçleşmektedir. Ayrıca Şeyh Bedreddin'in asılmasıyla sonuçlanan olayların (1420) etkisiyle Hacı Bayram'ın da saltanat davasına kapılmasından kaygı duyulması Edirne'ye çağırılış sebepleri arasında gösterilir. Bu kaygı, herhalde yine Hamîdüddin'in Aksaray'dan Konya'ya giderek Şeyh Bedreddin ile görüşüp birlikte halvete girdiklerinin (bk. Halil b. İsmâil, s. 87) ve muhtemelen Hacı Bayram'ın da onlarla birlikte olduğunun devlet tarafından biliniyor olmasından kaynaklanmış olmalıdır.

II. Murad Edirne'ye getirilen Hacı Bayrâm-ı Velî ile görüşünce hakkındaki söylentilerin doğru olmadığını anlamış, büyüklüğünü kabul etmiş ve ondan özür dileyerek Ankara'ya dönmesine izin vermiş, ayrıca Bayramiyye mensuplarından vergi alınmamasını emretmiştir. Edirne'de Hacı Bayram adına bir mahalle ve zâviye ile çeşitli vakıflar da kurulmuştur (Gökbilgin, s. 36).

Hacı Bayram, Hamîdüddin Aksarâyî'den giydiği on iki terkli (dilimli) kızıl tarikat tacını muhtemelen II. Murad ile görüştükten sonra beyaz çuhaya çevirmiş (Müstakimzâde, Risâle-i Tâciyye, vr. 136b) ve bu şekilde kurduğu Bayramiyye tarikatının Erdebil sûfîleriyle hiçbir ilgisi olmadığını vurgulamak istemişti.

Hacı Bayram'ın Ankara'ya dönüşünden ölümüne kadar geçen yaklaşık on yıllık süre Bayramiyye'nin devlet nezdinde meşruiyet ve itibar kazandığı ve Sünnî temeller üzerinde gelişmesini tamamladığı dönem olmuştur. Bayramîler'in vergiden muaf tutulmaları yüzünden Ankara ve çevresinde vergi toplanamaz hale geldiğinin II. Murad'a haber verilmesi, padişahın da Hacı Bayram'dan kaç müridi olduğunu kendisine bildirmesini istemesiyle ilgili meşhur menkıbe (bk. Sarı Abdullah, Semerâtü'l-fuâd, s. 240) Bayramiyye'nin bu yıllardaki yaygınlık derecesi hakkında fikir verecek niteliktedir.

Hacı Bayram'ın vefat ettiği XV. yüzyılın ilk yarısında Bayramiyye Ankara dışında Beypazarı ve Göynük'te Akşemseddin ve Ömer Sikkînî, Gelibolu'da Yazıcıoğlu Mehmed ve kardeşi Ahmed Bîcan, Balıkesir'de Şeyh Lutfullah, Bursa'da Akbıyık ve Hızır Dede, Lârende'de İnce Bedreddin, İskilip'te Muslihuddin Halîfe, Bolu'da Uzun Selâhaddin ve Molla Zeyrek, Kütahya'da şair Şeyhî adlı halifeleri tarafından temsil ediliyordu.

Hacı Bayram'ın vefatından sonra tarikat mensupları, irşad göreviyle bulunduğu Beypazarı'ndan Ankara'ya gelerek şeyhinin vasiyeti gereği onun techiz ve tekfinini yapıp cenaze namazını kıldıran Akşemseddin'e biat ettiler. Bayramiyye tarikatı daha sonra onun tarafından sürdürülmüştür. Akşemseddin'in kurduğu Bayramiyye şubesine Şemsiyye-i Bayrâmiyye adı verilmiştir. Bayramî-Şemsîlik Akşemseddin'den sonra halifelerinden Kayserili İbrâhim Tennûrî (ö. 887/1482) döneminde Tennûriyye adını almış, bu şube Tennûrî'nin Şeyh Ali, Şeyh Lutfullah ve Şeyh Kasım adlı oğullarıyla Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi'nin babası İskilipli Şeyh Muhyiddin Yavsî (ö. 920/1514) tarafından sürdürülmüştür. Şeyh Kasım'ın halifesi Mecdüddin Îsâ'nın müridi İlyas Saruhânî'ye (ö. 967/1559) Tennûriyye'nin Îseviyye şubesi nisbet edilirse de bu şube devam etmemiştir.

Tarikat silsilesi dört kişi vasıtasıyla Akşemseddin'in Hamza Şâmî adlı halifesine ulaşan Bolulu Himmet Efendi (ö. 1095/1684) Bayramiyye'nin Himmetiyye şubesinin kurucusudur. Bayramiyye son dönemlere bu şube vasıtasıyla ulaşmıştır.

Atâî, Hamîdüddîn-i Aksarâyî ile Anadolu'ya gelip sülûkünü Hacı Bayram'dan tamamlayan İnce Bedreddin'in Bursa ve Lârende civarında pek çok müridi olduğunu ve bunların "koyun zikri" dedikleri bir tür zikir usulleri bulunduğunu söyler (Zeyl-i Şekāik, s. 64) Atâî'nin verdiği bu bilgiden İnce Bedreddin mensuplarının XVII. yüzyılın ilk yarısında Anadolu'da faal durumda oldukları sonucunu çıkarmak mümkündür. Ancak bu kol daha sonra devam etmemiş veya muhtemelen Himmetiyye şubesiyle birleşmiştir.

Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifelerinden Hızır Dede'den feyiz alan Üftâde'nin (ö. 988/1580) halifesi Aziz Mahmud Hüdâyî'nin (ö. 1038/1628) kurduğu tarikat da silsile itibariyle Bayramiyye'nin bir kolu olmakla birlikte müstakil bir tarikat olarak gelişmiştir (bk. CELVETİYYE).

Harîrîzâde, Hacı Bayram'ın damadı Eşrefoğlu Abdullah Rûmî'ye nisbet edilen Eşrefiyye tarikatını Bayramiyye'nin bir kolu olarak gösteriyorsa da (Tibyân, I, vr. 173b) bu doğru değildir. Eşrefoğlu Hacı Bayram'a intisap etmekle birlikte bizzat onun tarafından Hama'ya Kādirî şeyhi Hüseyn-i Hamevî'ye gönderilmiş ve ondan hilâfet aldıktan sonra Kādiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunu kurmuştur.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN