Ferraş nedir?

Sözlükte "bir şeyi yaymak, döşemek" anlamına gelen Arapça ferş (firâş) masdarından türetilmiş bir kelimedir. Abbâsîler, Gazneliler, Selçuklular ve Memlükler gibi İslâm devletlerinde bu görevi yapanlar ferrâşûn (ferrâşân) şeklinde anılmaktaydı. Osmanlılar'da ise ferrâş kelimesi, saray hizmetlisi dışında çeşitli vakıf eserlerin temizliğiyle ilgilenen görevliler için kullanılmıştır. Kutsal yerlerde (Mekke, Medine) temizleyicilik yapmayı övünç vesilesi sayanlara da ferrâşûn adı verilirdi.

Saraylarda ferrâşların toplandığı yere "ferrâşhâne", yatak ve yaygıların bulunduğu odaya ise "hizânetü'l-ferş" veya "firâşhâne" denilirdi. Ferrâşların başında "ferrâşbaşı" veya "mihter-i ferrâşân" denilen görevli bulunurdu. Mihter-i ferrâşânın emrinde "firâşî" adı verilen çok sayıda gulâm çalışırdı; bunlar çadırları kurmak ve sökmekle görevliydi. Halife Muktedir-Billâh devrinde (908-932) dârülhilâfede sekiz yüz ferrâşın görev yaptığı belirtilmektedir (Sâbî, s. 8).

Nizâmülmülk'ün Siyâsetnâme'sinde bu görevliyle ilgili birtakım bilgiler bulunmaktadır. Buna göre ferrâş olacak kişilerin hangi şehirden ve hangi mezhepten olduğu araştırılmalı, Kum, Sâve ve Reyliler'le Şiîler kesinlikle bu göreve getirilmemelidir. Bu bilgiler, ferrâşın sarayda sultana yakın bir görevli olduğuna işaret eder. Kaynaklardan bazı Ermeniler'in de ferrâş olarak istihdam edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim Sultan Alparslan'ı yaralayan ve ölümüne sebep olan, Yûsuf el-Hârizmî'yi öldüren mihter-i ferrâşân bir Ermeni idi (Râvendî, I, 119; Aḫbârü'd-devleti's-Selcûḳıyye, s. 54). İlhanlılar zamanında ferrâşlar vilâyet gelirlerinden bahşiş alırlardı. Safevîler'de de ferrâşbaşı adlı bir görevli bulunuyor, şahın köşkünün hizmetini yapmanın yanında sarayda kullanılan aydınlatma cihazlarının saklandığı "meş'alhâne" adı verilen odanın da baş sorumlusu olarak vazife yapıyordu.

Osmanlılar'da ise ferrâş kelimesi cami, medrese, mektep, han, hamam, kervansaray vb. vakıf eserlerin temizliğiyle ilgilenen, halı, kilim ve hasır gibi mefruşatını serip toplayan hizmetlileri belirten bir anlam kazanmıştır. Özellikle büyük ve orta derecedeki vakıfların vakfiyelerinde, XV. yüzyıldan itibaren bu görevi yerine getirmek üzere "ferâşet ciheti" denilen hizmetli birimi için bir tahsisat ayrıldığı görülmektedir. Fâtih Külliyesi'nde cami personeli arasında ferrâşa rastlanmamakta, ancak bu görevi altı kayyımın yerine getirdiği tahmin edilmektedir. Bununla birlikte Sahn-ı Semân'ın her birinde 2 akçe yevmiyeli birer ferrâşın bulunduğu, ayrıca Fâtih'in türbesinde iki, dârüşşifâda bir ferrâşın görev yaptığı belirtilmektedir (Barkan, İFM, XXIII/1-2, s. 312-318). Bundan yüz yıl sonrasına ait Süleymaniye Külliyesi'nde ise camide her biri günde 4 akçe alan dört, cami avlusu, hamam ve diğer bağlı birimlerde yedi, tabhânede iki olmak üzere günde 3'er akçe alan on üç ferrâş görev yapmaktaydı (Barkan, VD, IX [1971], s. 134-135). XVI. yüzyılda büyük külliyelerin dışında orta büyüklükteki birçok vakıfta da ferrâşların yer aldığı İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri'nden tesbit edilmektedir (meselâ, nr. 349, 362, 1199). Burada ferrâşın cami, helâ ve diğer bağlı alanlarda temizlik işine baktığı, vakıf personeli arasında yer alan müezzin, bevvâb ve özellikle kayyımlarla aralarında belirli bir iş bölümünün bulunduğu anlaşılmaktadır.

Vakıflardaki ferrâşlık görevi aşağı dereceden bir hizmet sayıldığı halde Mekke'de Harem-i şerif'in ve Medine'de Ravza-i Mutahhara'nın süpürülmesi büyük bir şeref sayıldığından sembolik olarak hânedan mensupları ve ileri gelen bazı kişiler, "ferâşet-i şerîfe" diye anılan bu görevden belirli bir pay (nısf, rub' hisse) almışlar ve bunu mânevî bir huzur ve hayır vesilesi saymışlardır. Buralardaki ferâşet-i şerîfe, esmâ-i hüsnâdan kinaye doksan dokuz hisse olarak sayılıp her hisse de 16 kırat itibar edilmişti. Bunun 48 kıratına padişahlar, 24 kıratına vâlide sultanlar sahip olurlar, kalan kısmı ise muteber kimselere dağıtılır, bütün bunlar beratla tevcih edilirdi. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde müzehhep fermanlar tasnifinde altınla bezenmiş çok sayıda ferâşet-i şerîfe beratı bulunmaktadır. Burada ayrıca "ferâşet-i şerîfe defteri" adı altında kayıtlı olan defterlerde padişah, vezirler, şerifler, ulemâ, defterdarlar vb. kimselerden ferâşet-i şerîfe sahibi olanların isimleri ve hisseleri ayrı ayrı belirtilmiştir (Atalar, s. 233-234). Bu sembolik taksimatın dışında kutsal yerlerde fiilen ferrâşlık görevini yerine getirmek için ferrâş ağalar tayin edilir, bunların ücretleri genellikle Mısır eyaletinden karşılanırdı. Meselâ 1586'da Mısır beylerbeyi ve defterdarına gönderilen bir hükümde Kâbe haremindeki nâibü'l-harem, hazinedar ve on kadar ferrâş ağanın aidatlarının Mısır bütçesinden verilmesi istenmiştir (BA, MD, nr. 60, s. 124, hk. nr. 299). Ayrıca yeniçeri teşkilâtı arasında da ferrâşlık görevinin bulunduğu bilinmektedir. Ferrâşlık Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar devam ettiği gibi Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri teşkilâtında da yakın zamanlara kadar yerini korumuştur.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA