Harrânîler

Yerleşim merkezleri olan Harran'a nisbetle komşularının Harrânîler adını verdiği topluluk İslâmî kaynaklarda bu isimle, ayrıca Harnânîler ve Harbânîler şeklinde zikredilmiş, Kesdânîler (Kasdeliler), Keldânîler ve Nabatîler olarak da anılmıştır. Halife Me'mûn'dan sonraki döneme ait kaynaklarda Harranlı Sâbiîler şeklinde bir adlandırma daha görülmekle birlikte Bîrûnî, İbnü'n-Nedîm, Hamza el-İsfahânî ve Ebû Abdullah Muhammed el-Hârizmî gibi müelliflerin belirttikleri gibi Me'mûn dönemi öncesindeki Harrânîler'in Sâbiî adıyla bir ilgisi yoktur.

İbnü'n-Nedîm'in el-Fihrist'inde verdiği ayrıntılı bilgilere göre Me'mûn, 830'da Bizans'a karşı çıktığı hayatının son seferi sırasında Harran'a uğradığı zaman kendisini karşılayanlar arasında özel giysileri ve saç tipleriyle dikkat çeken paganist Harrânîler de vardı. Me'mûn onlara kim olduklarını sorunca, cizye hukukuna tâbi Harrânîler olduklarını söylediler; ancak bu cevabın Me'mûn'u tatmin etmemesi onları telâşlandırdı. Me'mûn, Harrânîler'den ya müslüman olmalarını veya cizye karşılığında İslâm devletinde yaşama hakkından faydalanabilmeleri için Allah'ın Kur'an'da isimlerini andığı dinî gruplardan birine girmelerini istedi; aksi takdirde Bizans seferinden döndüğünde hepsini cezalandıracağını bildirdi. Bunun üzerine Harrânîler'den bir kısmı hıristiyan, bir kısmı da müslüman oldu; kalanlar ise o sırada Güney Mezopotamya'da yaşayan ve dışa kapalı bir cemaat yapısına sahip olduklarından fazla dikkati çekmeyen Sâbiîler'in adını benimseyerek bundan sonra Harranlı Sâbiîler ismiyle anılmaya başlandılar. Bu bilgiler Harrânîler'in, Me'mûn'un ağır tehdidi karşısında bir kurtuluş yolu olarak gördükleri zimmîlik statüsünü devam ettirebilmek için Sâbiî ismine sığındıklarını açıkça göstermektedir. Nitekim Bîrûnî de Me'mûn döneminden önceki Harranlı putperestlerin komşularınca "putperestler" veya "Harrânîler" olarak adlandırıldığını vurgulamakta, fakat Sâbiî isminden söz etmemektedir (el-Âs̱ârü'l-bâḳıye, s. 315).

Harran'ın tarihte bilinen en erken dönemlerinden Moğollar'ca yerle bir edildiği XIII. yüzyıla kadar, ay tanrısı Sin liderliğindeki yıldız ve gezegen kültüne dayalı paganist dinî yapılarını devam ettiren Harrânîler'le ilgili kaynaklar başlıca üç grupta toplanabilir. Bunlardan birincisi Harrânîler'e ait olan yazılı kaynaklardır. İbnü'n-Nedîm'in el-Fihrist'inde naklettiği "Beş Sır Kitabı", İbn Vahşiyye'nin Ârâmîce bir nüshadan Arapça'ya tercüme ettiği el-Filâḥatü'n-Nabaṭiyye ve yine Ârâmîce'nin bir diyalektinden Süryânîce ve Arapça'ya kısmen tercüme edilen "Bâbânın Kitabı", Harrânîler'e ait önemli yazılı kaynaklar arasında zikredilebilir. Orijinal nüshaları mevcut olmamakla birlikte Süryânîce ve Arapça çevirileri bulunan bu kaynaklar Harrânîler'in inançları, ibadetleri ve diğer özellikleriyle ilgili ilk elden bilgiler ihtiva etmektedir. Onlar hakkında ikinci kaynak, Harran ve civar bölgelerinden elde edilen arkeolojik bulgu ve kalıntılardır. Bu malzeme arasında Asurca ve Süryânîce kitâbeler, çeşitli figür ve kabartmalarla mezar ve tapınak kalıntıları bulunmaktadır. Bu konuda üçüncü tür kaynak ise Ortaçağ'a ait Arapça ve Süryânîce eserlerdir. Harrânîler'in tarihleri, inançları ve ibadet sistemlerine dair çeşitli bilgileri, gözlem ve değerlendirmeleri ihtiva eden bu kaynaklar arasında Tel Mahreli Dionysius, Bar Habraeus ve İbn Meymûn (Maimonides) gibi gayri müslim yazarların eserleriyle başta Mes'ûdî, İbnü'n-Nedîm, Bîrûnî, İbn Hazm ve Şehristânî olmak üzere Abdülkāhir el-Bağdâdî ve Şemseddin ed-Dımaşkī gibi birçok İslâm âlimince kaleme alınmış kitaplar sayılabilir.

Tarih boyunca Harrânîler eski Mezopotamya politeizmine bağlı kaldılar. Uzun zaman hâkimiyetleri altında yaşadıkları Asur ve Bâbilliler'in yıldız ve gezegenleri temsil eden tanrılar kültü Harrânîler'in inanç sistemlerinin merkezini oluşturdu. Asur ve Bâbil dönemlerinden İslâmî döneme kadar yedi gezegenle ilişkili tanrılar (Sin, Şamaş, İştar ya da Atargatis, Mara Samya ya da Ares, Girgis, Bel ve Nabu ya da Nabig) ve bunların ailelerinden oluşan tanrılar grubu (Sin'in eşi Ningal, ateş tanrısı Nusku ve Nusku'nun eşi Sadarnunna gibi) Harran panteonuna hâkim oldu. Tanrılar panteonunun zirvesinde sürekli olarak ay tanrısı Sin vardı. Harrânîler'in Sin kültü ve bu kültü temsil eden Ehulhul, Uzumu ve Deyr Kādî gibi Harran'daki meşhur tapınaklar, Asur ve Bâbilliler döneminden itibaren Harran'ı ve Harrânîler'i bölgede şöhrete kavuşturan başlıca âmiller oldu. Öyle ki yörenin krallıkları arasında yapılan antlaşma ve sözleşmelerde Harrânîler'in ay tanrısı Sin'in adı yer alıyor, hatta bazı antlaşmalar Harran'daki meşhur Sin Tapınağı'nda yapılıyordu. Bâbilliler döneminde "ilu ša ilâni" (tanrıların tanrısı), "šar ilâni" (tanrıların kralı) ve "bel ilâni" (tanrıların efendisi, rabbi) olarak adlandırılan ay tanrısı Sin, Harrânîler'in en büyük tanrısı olma özelliğini asırlar boyu devam ettirdi. Sin, Romalılar döneminde Harrânîler'ce "mar alâhe" (tanrıların efendisi, rabbi) olarak adlandırıldı. Harran'ın VII. yüzyılda müslümanlarca fethedilmesiyle İslâm kültürünün etkisi altına giren Harrânîler'in inanç sisteminde Sin hâlâ tanrılar sisteminin zirvesindeydi; bu dönemde de önceki devirlerdeki lakaplarına uygun olarak "ilâhü'l-âlihah" (tanrıların tanrısı) ve "rabbü'l-âlihah" (tanrıların rabbi) olarak adlandırıldı.

Harrânîler, Sin'in başkanlığındaki gök tanrıları panteonunun yanı sıra ikinci dereceden önemli olan diğer tanrı ve tanrıçalara da inanç sistemlerinde yer verdiler. Harran teolojisinde bu tanrılar, genellikle Harran civarındaki toplumların tapındıkları tanrısal güçlerdi. Meselâ çöldeki Araplar tarafından yaygın olarak tapılan Lât ve Uzzâ, Mezopotamya bölgesinin bereket tanrısı Tammuz (Dumuzi), cin ve şeytanlar tanrısı Şamal (Salûğa), şans tanrısı Gad, yağmur ve fırtına tanrısı Adad bunlar arasında sayılabilir.

Harrânîler'in ibadet sistemleri tanrılar adına kurban kesmek, adaklar adamak, mâbedlerde çok defa o tanrıları sembolize eden heykeller önünde çeşitli tapınma törenleri düzenlemek ve bu tanrılar adına yılın çeşitli zamanlarında bayram ve merasimler tertip etmekten ibaretti. Bundan başka büyü, sihir ve astroloji Harrânîler'in ibadetleri arasında önemli bir yer tutuyordu.

İslâmî dönemde yaşayan Harrânîler hakkında bilgi veren bazı kaynaklar, Harrânîler'in tarih boyunca sıkı sıkıya bağlı kaldıkları bu paganist yapının yanı sıra Ortaçağ'da yaşayan Harrânîler'in inanç sistemlerinde bir çeşit monoteizme de yer verildiğini ifade ederler. Buna göre Harrânîler, her şeyin üzerinde olan yüce bir yaratıcının varlığını kabul eder ve onu, "Hiç ölmeyendir, kötülük etmeyendir" gibi olumsuz niteliklerle tavsif ederlerdi. Harrânîler'ce "ilk sebep" olarak adlandırılan ve tam olarak kavranılamaz, tanımlanamaz olarak görülen bu yüce varlık sadece yaratma gibi önemli işleri yapan, yarattığı varlıklarla ilgili diğer işleri ise öbür tanrısal güçlere bırakan bir varlıktır. Gök tanrıları, bu yüce yaratıcı ile diğer varlıklar (özellikle insanlar) arasında aracı ilâhlar olarak görev ifa ederler. Ayrıca Ortaçağ'da Harrânîler, ilk sebep olan yüce varlıktan çıkan ve akıl, nefis, düzen, şekil, zaruret (bazı nüshalarda sûret, bk. Livre des religions et des sectes, II, 171) şeklinde sıralanan beş temel ilâhî unsura da inanırlardı. Harrânîler, yüce varlığın ve ondan zuhur eden bu aslî unsurların ancak birtakım vasıtalar sayesinde insanlarla ilişki kurabileceklerine inanır, bu vasıtaların ise onlar adına inşa edilen tapınaklar ve bu tapınaklarda onları temsil eden putlar olduğunu kabul ederlerdi. Dımaşkī ve Mes'ûdî gibi İslâm âlimleri eserlerinde bu tapınakları uzun uzadıya tasvir ederler.

Bir çeşit monoteist yaklaşım sayılabilecek bu telakki Harrânîler'in Ortaçağ öncesi inançları arasında görülmemektedir. Ortaçağ Harrânîleri'nin inanç sistemlerindeki "ilk sebep" ve bundan zuhur eden aslî unsurlar tasavvuru ile Yunan kültürü ve özellikle Yeni Eflâtunculuk akımı arasında sıkı bir benzerlik görülmekte olup bu durumun Yeni Eflâtunculuk tesirinden ileri geldiği açıktır. Zira Harran ve civardaki bölgeler, milâttan önce IV. yüzyılda Büyük İskender'in işgalleriyle Yunan hâkimiyeti altına girmiş ve sonraki dönemlerde Harran önemli bir Yunan ve Roma kolonisi haline gelmiştir. Öyle ki Abbâsîler döneminde yaşayan ünlü İslâm hukukçusu Ebû Yûsuf Harran'dan bahsederken buranın halkının Nabatîler (Süryânîce konuşan yerli halk) ve Rumlar'dan oluştuğunu söyler (Kitâbü'l-Ḫarâc, s. 40). Ortaçağ Harrânîleri'nin inançlarında Hermes, Agathodaimon, Asklanyus (Asclepius), Solon, Pisagor ve Eflâtun gibi eski Yunan kültüründe önemli yere sahip filozof veya mitolojik şahsiyetlerin peygamber olarak kabul edilmesi de Yunan kültürünün Harrânîler üzerindeki tesirini göstermektedir.

Şehristânî ve Abdülkāhir el-Bağdâdî gibi İslâm âlimlerinin verdikleri bilgilere göre Ortaçağ'da yaşayan Harrânîler arasında âlemin ezelî olup olmadığı, yüce varlığın nasıl nitelenebileceği ve yüce varlığa tapınmadaki aracıların ne olduğu gibi konularda ihtilâf halinde olan mezhepler mevcuttu. Nitekim Şehristânî, "Ashâbü'l-heyâkil" ve "Ashâbü'l-eşhâs" adını verdiği iki Harrânî grubundan bahsederek bunların görüşlerini anlatır (el-Milel, s. 244 vd.). Yine bu dönemde Rûfsiyyûn gibi bazı heretik mezheplerin varlığı da bilinmektedir (el-Fihrist, s. 326). Şehristânî'ye göre ölümden sonraki hayata inanmayan Harrânîler tenâsühü kabul etmektedirler. İbnü'n-Nedîm ve Şehristânî onların abdest alıp günde üç vakit namaz kıldıklarını kaydederler.

İslâmî dönemde Harrânîler oldukça parlak bir devir yaşadılar; müslüman idareciler, IX. yüzyıldan itibaren onlara inanç ve ibadetlerini serbestçe yapma imkânı tanıdılar. Bu dönemden başlayarak Harrânîler'den birçok kişi İslâm coğrafyasının başlıca şehirlerinde ün kazandı ve çeşitli İslâm devletlerinde tıptan edebiyata, astronomiden tercüme faaliyetine kadar pek çok alanda parlak başarılar sergiledi. Mensup olduğu Harran paganizmi konusunda bazı teolojik görüş farklılıkları sebebiyle Harran'ı terkedip Bağdat'a göç eden ve orada tıp, felsefe gibi alanlardaki çalışmaları ve çeşitli dillerden Arapça'ya yaptığı çevirilerle tanınan Sâbit b. Kurre (ö. 288/901), tıp ve tarih alanlarında ün kazanan Sâbit b. Sinân (ö. 365/976), edebiyatçı Ebû İshak es-Sâbî İbrâhim b. Hilâl (ö. 384/994), halifelerin saraylarına kabul edilmiş olan çok sayıdaki ünlü Harrânî'den birkaçıdır. Bunlardan birçoğu zamanla kendi geleneksel dinlerini bırakarak müslüman olmuş; Sâbit b. Kurre gibi bazıları ise bütün telkinlere rağmen paganist dinlerini terketmemiş, hatta zaman zaman yapılan münazaralarda hararetle paganizmin üstünlüğünü savunmuşlardır. Her türlü paganizmi temelden reddeden İslâm âlemi içerisinde yıldız ve gezegen kültüne dayalı paganist bir dini temsil eden Harrânîler'in böylesine şöhret ve saygınlık kazanmaları, dinlerinin gereklerini açıktan yerine getirme serbestliğine sahip olmaları, o dönemde yaşayan müslüman ve gayri müslim yazarların dikkatlerinin onlar üzerinde yoğunlaşmasına sebep oldu. Böylece başta "milel ve nihal" yazarları olmak üzere çeşitli alanlarla ilgilenen birçok ilim adamı, "Harranlı Sâbiîler" adı altında Harrânîler'le ilgili bilgiler verdi.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN