Kaşiflik nedir?

Mısır'da Bahrî Memlükleri döneminde adına rastlanan ve zaman içerisinde terim olarak anlamı değişen kâşiflik Burcî Memlükleri'nde bir bölgenin idarî, malî ve askerî işlerine bakmakla görevli yöneticinin unvanı (kâşif) ve tasarruf ettiği bölgenin ismi olmuştur. Memlük Sultanlığı'nın taşra teşkilâtında önceleri Mısır'ın bütün vilâyetlerini, topraklarını içine alan üç kâşiflik vardı. Bunların birincisi Cîze vilâyetinden Yukarı Mısır'daki Cendel'e kadar uzanan Vechülkıblî, ikincisi Aşağı Mısır'ın vilâyetlerini kapsayan Vechülbahrî, üçüncüsü de Cîze vilâyetiydi. Her biri bir kâşifin tasarrufunda olan bu bölgeler bazan "mukaddem" denilen görevlilere, bazan da tablhâne emîrlerine tevcih edilirdi. Sultan Berkuk zamanında devlet teşkilâtında bazı değişiklikler yapılırken 798'de (1396) Vechülkıblî ve Vechülbahrî nâiblikleri teşkil edilmiş, Vechülkıblî kâşifliği yalnız Feyyûm ve Behnesâ vilâyetlerini, Vechülbahrî kâşifliği Vechülbahrî nâibliğinin merkezi olan Buhayre dışındaki bölgeleri içine almış, Cîze kâşifliği ise eskisi gibi kalmıştır. Garsüddin Halîl, kendi zamanında Vechülkıblî'de Feyyûm ve Behnesâ, Yakın Saîd (Cîze) ve Yukarı Saîd olmak üzere üç, Vechülbahrî'de ise Şarkıye ve Garbiye olarak iki kâşiflik bulunduğunu, bu kâşifliklerin idarî ve iktisadî önemine ve büyüklüğüne göre ya tablhâne veya aşerât emîrlerine tevcih edildiğini söylemektedir (Halîl b. Şâhin, s. 130). Bazı kaynaklarda Vechülbahrî ve Vechülkıblî kâşiflerine kendi bölgelerinde yedi valinin işlerine baktıklarından dolayı "vâli'l-vülât" denildiği belirtilmektedir.

Büyük kâşiflikler sultan tarafından "erbâbü's-süyûf"tan idarî ve askerî işlerde kabiliyetli, güvenilir emîrlere verilirdi. Sultan kendi siyasetine muhalif emîrleri uzak kâşifliklere gönderirdi. Bazı kabiliyetli kâşiflere iki vilâyet birden tevcih edilebilirdi. Böyle kâşiflere "kâşifü'l-küşşâf" denirdi. Kâşifü'l-küşşâflığa getirilen ve melikü'l-ümerâ lakabıyla anılan emîr, Mısır topraklarının bütün işlerine ve vezirin gördüğü malî işlere bakan üstâdüddârlık pâyesinde olurdu. Yeni tayin edilen bir kâşif, görev yerine varınca Arap şeyhleri ve mukātaa sahipleri tarafından törenle karşılanırdı. Bu durum onların devlete sadakatleri anlamına gelirdi. Tasarruf ettiği bölgede sultanın temsilcisi olarak bulunan kâşifin idarî, malî, adlî ve güvenlikle ilgili görevleri vardı. Kâşifler bölgelerinin bütün işlerini emîr, kadı ve âyanların katıldığı özel meclislerinde hallederlerdi. Ayrıca topraklarla ilgili işlere bakmak, köprülerin muhafaza ve tamiri, köylerinin halkını teftiş etmek, "bellâsıyye" denilen görevliler vasıtasıyla mukātaa sahiplerinden vergileri toplamak kâşifin başlıca görevlerindendi.

Memlük sultanı her yıl bahar mevsiminde Mısır'ın her bölgesine mukaddem emîrlerinden kâşifler tayin ederdi. "Hafîr" denilen bu kâşiflerden bazısı Nil nehrinin taşarak götürdüğü toprağın düzeltilmesiyle meşgul olurdu. Bu kâşifler "kâşifü't-türâb" şeklinde adlandırılırdı. "Cüsûrü's-sultâniyye" adı verilen mîrî köprüleri teftiş eden ve bunların yapım ve bakımı için mukātaa sahiplerinden "mukarrerü'l-cüsûr" adıyla anılan vergileri toplayan görevlilere ise "kâşifü'l-cüsûr" denirdi. Toprak ve cisir kâşiflerinin işlerini kolaylaştırmak vilâyet kâşiflerinin önemli görevlerinden biriydi. Emirleri doğrudan sultandan alan kâşifler, olağan üstü durumlarda küçük bölgelerin idarecilerinden (vali) ve mukātaa sahiplerinden alınacak hububatın miktarını, vergi ve harçları, sefer ihtiyacı için at ve develerden belirli miktarını devlet adına toplama hususunda tekliflerde bulunma hakkına da sahipti. Tasarruf ettiği bölgede halkı eşkıyanın saldırılarından korumak, huzur ve istikrarı sağlamak, şeyhülarapların tasarrufundaki mukātaaları denetlemek kâşiflerin diğer görevleriydi. Kâşifler, bölgelerinde meydana gelen isyan hareketlerini önlemek için sultandan yardım talep ettikleri gibi küçük vali ve mukātaa sahipleri de idarî, malî ve adlî krizlerle karşılaştıklarında kâşiflerden yardım isterlerdi.

XV. yüzyıl sonlarında ve XVI. yüzyıl başlarında kâşiflik görevi genellikle Memlük emîrlerinin sultana sundukları hediyelere göre verilmeye başlandı. Bu şekilde göreve getirilen kâşifler de verdikleri hediyelerin bedellerinin iki üç mislini tasarruf ettikleri mukātaa ve evkaf gelirleriyle vilâyet halkından çıkarmaya çalışmaktaydılar. Bu durum vilâyetlerin idarî ve malî yapısını büyük ölçüde bozmuştur.

Osmanlılar Mısır'ı aldıktan sonra Memlük Sultanlığı'nın iyice bozulmuş olan taşra teşkilâtını geçici olarak aynen korurken Kahire'ye bağlı vilâyet ve bölgelerin idaresini de Memlüklü kâşiflere bırakmışlardı. Ancak bir süre sonra Osmanlı hükümeti Vechülbahrî ve Vechülkıblî gibi büyük kâşiflikleri daha küçük ünitelere bölerek Mısır'ın zaptı sırasında padişaha itaat edip Osmanlılar'a yardım eden Memlük emîrlerine verdi. Osmanlılar'ın ilk Mısır beylerbeyi olan Memlük asıllı Hayır Bey zamanında Mısır'da vilâyet teşkilâtı değişmedi, fakat onun ölümü üzerine yerine getirilen Çoban Mustafa Paşa döneminde kâşiflerin şeyhülaraplarla birleşerek isyan etmeleri sebebiyle birçoğu ortadan kaldırıldı, yerlerine güvenilir emîrler getirildi. Mısır Valisi Hain Ahmed Paşa'nın Osmanlı Devleti'ne isyanından sonra vilâyetlerde urbânın çıkardığı huzursuzluklar devam ettiğinden buralardaki kâşifler azledilerek yerlerine Osmanlı sancak beyleri getirilmişse de bu değişikliklerden bir netice alınamamış, dört ay kadar sonra bunlar alınıp yerlerine tekrar kâşifler getirilmiştir.

Bu karışıklıkları düzeltmek üzere Mısır'a giden Vezîriâzam Makbul İbrâhim Paşa, yeni bir kanunnâme hazırlatarak Memlük dönemindeki sistemi esas alıp vilâyetleri kâşiflikler şeklinde hem Memlük hem de Osmanlı beylerine vermiş, ayrıca isyan halinde olan urbân için kâşifliklerden ayrı bölgelerde şeyhülaraplık adıyla müstakil idarî birimler ihdas etmiştir (931/1525). Böylece kâşiflik bir mansıp olarak varlığını sürdürmüş, fakat kâşiflerin yetkileri sınırlandırılmış ve tasarruf ettikleri bölgeler küçültülmüştür. Bu düzenlemelere göre Memlük dönemindeki Vechülbahrî Şarkıye, Kalyûb, Bilbîs, Dekahliye, Garbiye, Menûfiye, Buhayre ve Katya olmak üzere sekiz kâşifliğe; Vechülkıblî ise Cîze, Atfîhiye, Üşmûneyn, Feyyûm-Behnesâviye ve Vahat adlı beş kâşifliğe bölünmüştür.

Osmanlılar döneminde kâşiflik görevi, Mısır beylerbeyi ve nâzırü'l-emvâlinin seçtiği kişinin devlet merkezine arzedilmesi sonucu verilirdi. Mısır Kanunnâmesi'ne göre yeni kâşif, sâlyânesini "rüsûm-ı keşûfiyyet" adıyla tahsil edilen kâşiflik vergilerinden alırdı. Kâşifler, keşûfiyet mansıbıyla birlikte vilâyetin bazı mukātaalarını iltizamla tasarruf ederlerdi. Bazan mukātaasıyla birlikte küçük vilâyet kâşifliklerini de üstlenirlerdi. "Ziyâde-i tahsîlât", yani daha fazla teklif eden çıkmazsa kâşifliklerin aynı miktarı iltizam edenlerden en güvenilir olana verilmesine özen gösterilirdi. XVI. yüzyılın ikinci yarısında tasarruf müddetleri bitmeden kâşiflikleri ellerinden alınıp daha fazla verenlere tevcih etme uygulaması kötü sonuçlar doğurmuş ve bundan vazgeçilmiştir.

Kâşifler, yeni bir padişah tahta çıktığında beratlarının yenilenmesi için küçük bir harç (cülûs-ı hümâyun resmi) ödedikleri gibi XVII. yüzyılda, ilk tayinleri sırasında ve her yıl vazifelerinde bırakılmaları için de Mısır hazinesine "keşûfiyye-i kebîr" ve Mısır beylerbeyine "keşûfiyye-i sagīr" adları altında vergiler öderlerdi. 1092 (1681) yılında Mısır'da mansıp sahiplerinin ve kâşiflerin mîrî hazineye ödedikleri büyük kâşifliğin geliri 12.504.000 paraya, Mısır beylerbeyine ödedikleri küçük kâşifliğin geliri ise 10.000.000 paraya ulaşmıştı. Kâşifler bu meblağları toplamak için emîrlerin iltizamlarını iki üç katına çıkarırlar, emîrler de kâşiflere verdiklerini, "tulbe ve külfe" adları altında köylülerden tahsil etmeye çalışırlardı. Sâfî Mustafa Efendi Zübdetü't-tevârîh'inde XVII. yüzyılda keşûfiyet vergilerinin kaldırıldığını yazmaktadır. Bazı belgelerden bir sonraki asırda bu vergilerin 7.600.000 paraya düştüğü anlaşılmaktadır.

Osmanlı döneminde Mısır'da taşra idaresi esas olarak Memlük kanunlarına göre sürmüş, kâşiflerin görev ve yetkileri ise biraz sınırlandırılmıştır. Böylece kâşifler idarî, askerî ve kazâî görevlerini kendilerine mahsus bir mecliste görüşerek Mısır beylerbeyi ile nâzır-ı emvâlinin nezâretinde yapmaya başlamışlardır. Tasarruf ettikleri topraklarda gereği gibi ziraat edilmesinden doğrudan sorumlu olan kâşifler uhdelerindeki köylerin nehir sedlerini zamanında onartmak, Nil'in taşmasından önce köylülere ekilecek araziyi hazırlatmak, vergileri köylüleri zor durumda bırakmadan tahsil edip eksiksiz olarak hazineye teslim etmekle de yükümlü idiler. Bu görevlerinde ihmali görülen kâşifler nâzır-ı emvâl vasıtasıyla teftiş edildikten sonra cezalandırılırdı. Görevlerinde başarılı olanlar ise mükâfatlandırılmak üzere beylerbeyi ve nâzır-ı emvâl tarafından devlet merkezine arzedilirdi.

Bölgelerinde emniyeti ve asayişi tesis etmek, şeyhülaraplık mukātaalarında devlet otoritesini yerleştirmek, ekilen toprakları ve yolları urbân saldırılarından korumak ve köylerdeki çatışmaları önlemek Osmanlı döneminde de kâşiflerin önemli görevlerindendi. Asayişle ilgili görevlerinde kâşiflere nöbetleşe olarak gönüllü ocağı askerlerinden bir birlik yardım ederdi. Bu askerler, bölgenin muhafazasından başka vergi kâtipliği ve tahsili gibi hizmetleri de görürlerdi. Kâşifler ayrıca tasarrufları altındaki bölge halkından, yürürlükte olan kanun gereğince kadı fetvasıyla idama mahkûm olanları cezalandırdıkları gibi şeyhülaraplar da karışıklık çıkaranları kâşifler vasıtasıyla cezalandırırlar, eğer bunlar devlet görevlisi ise beylerbeyine havale ederlerdi. Kâşiflerin görevleri genelde sivil olmakla birlikte bazan askerî de olabilirdi.

XVIII. yüzyılda Mısır eyaletinin mahallî idaresi Garbiye, Menûfiye, Şarkıye, Buhayre ve Circe olmak üzere beş sancak beyliğine tâbi yirmi dört kâşifliğe ayrılmıştır. Aşağı Mısır'daki dört sancak Bilbîs, Kalyûb ve Terrâne olmak üzere üç kâşifliği ihtiva ettiği halde devlete karşı sürekli huzursuzluk kaynağı olan Saîd urbânının güçlerini dağıtmak için Yukarı Mısır'da tek bir sancak yirmi bir kâşifliğe bölünmüştür. Bu asırda Mısır'ın çeşitli bölgelerinde, gelirleri Mısır beylerbeyine mahsus kâşiflik köylerinin işlerini görmekle mükellef olan kâşifler Mısır sancak beylerinin tâbi ve memlüklerinden seçilirdi. Kâşiflik idarî ve malî bir müessese olduğundan bu dönemde Mısır'ın mâruz kaldığı istikrarsız durumların kâşifliklerin yıllık gelirlerini de etkilediği görülmektedir.

XVII. yüzyıl ortalarından itibaren Memlük fırkaları Mısır'da nüfuzlarını arttırarak sancak beylik ve kâşiflik mansıplarını kendi adamlarına tevcih ettirmeye çalışmışlardır. XVIII. yüzyılda Osmanlı idaresinin zayıflaması üzerine Mısır'ın idaresi Kāsımiyye ve Zülfikāriyye fırkaları arasında paylaşılmış, daha sonra Kazdağliyye (Kazdağlı) fırkasının eline geçmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali tayininden (1805) sonra kâşiflik müessesesi ilga edilmiş ve eyalet valilerce yönetilen vilâyetlere, 1826'da ise idarecileri memur olarak anılan memuriyetlere ayrılmıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN