Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Demokratik Toplum Partisi'nin Diyarbakır milletvekili Aysel Tuğluk'un sözlerini irdelemekte yarar var. Özetle, "Kürt sorununa yönelik demokratik açılım süreci tıkanırsa, biz de ayrılmayı tartışmaya başlayabiliriz" dedi geçen gün.
Her mesele gibi bu sözler de çeşitli açılardan ele alınabilir. Mesela böyle bir çıkışın bir şantaj olup olmadığını konuşmak mümkün.
Bu yazı çerçevesinde beni ilgilendiren ise bu iddianın gerçekleşme olasılığı.
Bir kere şunu biliyoruz: Kürt aydınlar, siyasetçiler ve militanlar ayrılmayı zaten uzun uzun konuştu.
'Te-Ce' dedikleri 'Türkiye Cumhuriyeti' tarafından dinlenmediklerine, izlenmediklerine emin oldukları her durumda, Türkiye'den koparılacak topraklar üzerinde bağımsız bir (Kuzey) Kürdistan'ın kurulmasını tartıştılar.
Zaten PKK'nin eski stratejilerinden biri 'kurtarılmış bölge' oluşturmaktı.
Kurtarılmış bölge, bir süre yönetip sonra geri verilecek bir alan değil ki! Asıl büyük amaç olan 'bağımsız ulus devlet' kurma sürecinde bir merhaledir kurtarılmış bölge.
Bu hedeften daha sonra sapıldı. Çünkü... 1) PKK ve destekçilerinin gücü yetmedi. 2) Kürt burjuvazisi karşı çıktı.

***
Şimdilerde birçok Kürt aydını, 'niye ayrılmak istemediklerini' gerekçelendirmeye çalışıyor.
Ayrılmayı ciddi biçimde tartıştıkları, umut dolu o günleri unutmayı ya da 'aslında istemiyorduk' diyerek önemsizleştirmeyi tercih ediyorlar.
Bunu bizzat açılım sürecini yöneten İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a ifade ettikleri biliniyor.
Peki, niye vazgeçtiler?
PKK'nin kurtarılmış bölgeler kurma ve genişletme sürecinde yenilmesi faktörlerden biri elbette.
Bir de şu yorumu yapanlar var: "1999'dan itibaren ortaya başka bir faktör daha çıktı: Abdullah Öcalan, ABD tarafından Türkiye'ye teslim edilince, liderin özgürlüğü öncelik kazandı."

***
Bence Kürt burjuvazisinin durumunu da mutlaka denkleme eklemek gerekiyor.
Sadece doğu ve güneydoğuda değil, Kuzey Irak'taki Kürt özerk bölgesinde de (Kürdistan), çoğunun yüzü İstanbul'a dönüktür.
Çünkü ileri Türkiye'yi, gelişmiş Türkiye'yi, Avrupa Birliği'ne girecek olan Türkiye'yi, İstanbul temsil eder.
Bölgesel açıdan bakıldığında; tüketim, medeniyet, serbestlik, Batı kültürü gibi kavramlar İstanbul'da somutlaşır.
Kürt burjuvazisi, İstanbul'u terk etmek istemiyor ki! Ev almış oturuyor... Araba almış sokaklarında dolaşıyor... Ticaret yapıyor, para kazanıyor... Bütün eksikliklerine rağmen, İstanbul'da Avrupa'yı soluyor.


***
Az ya da çok İstanbul ile ilişki kurmuş her ortalama Kürt burjuvasının en büyük korkusu tam da Aysel Tuğluk'un sözünü ettiği ayrılıktır.
Çünkü bu tip bir ayrılık, doğası gereği, kanlı olacak, büyük acılar çekilecektir.
Kürt burjuvası ayrılık sürecinin sermaye birikimini tehlikeye atacağını, kendisini yoksullaştıracağını, en hafifinden rahatını, huzurunu bozacağını hesaplar.
Bence Aysel Tuğluk'un sözleri İstanbul'da yaşayan ya da yüzü İstanbul'a dönük Kürt burjuvalarının tüylerini diken diken etmiş; pişmekte olan aşa soğuk su katma olarak görülmüştür.
Ya da, "Aysel Bacı pazarlığa amma da yukarıdan başladı" demişlerdir.
Aysel Hanım'ın sözleri kaybedecek bir şeyi olmayan Kürtlerin kulağına hoş gelmiştir. Ama burjuvaziyi ikna etmeden ulus devlet kurulabilir mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN