Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Venezüella'daki seçimler sonuçlandı. Yüzde 68 oy alan Nicolas Maduro'nun 2025'e kadar devlet başkanlığı kesinleşti. Ancak ne ülkedeki ne dünyadaki Maduro tartışması bitti.

Bunun nedeni ta eski Başkan Hugo Chavez döneminden beri ABD'nin ülkeye olan "yakın ilgisi."

Chavez'in Bolivarcı, antiemperyalist söylemleri ve tekelleşmiş enerji şirketlerinin kamulaştırması gibi cesur icraatları üzerine, ülkede ABD destekli pek çok darbe girişimi yaşandı.

Şimdi de Chavez'in izinden giden Maduro aynı politikalarda ısrarcı olduğu ABD'nin hışmını üzerine çekiyor. Çünkü o da bölgedeki ABD sömürgesi ülkelere kötü örnek oluyor.

Son olarak ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Venezuela'da gerçekleşen seçimleri "hileli" olduğu gerekçesiyle kınadığını açıkladı. Pompeo açıklamasında "ABD, 20 Mayıs'ta gerçekleşen Venezuela'daki hileli seçimleri kınıyor. Bu sözde seçimler anayasaya saldırı ve Venezuela'nın geleneksel demokrasisine hakarettir" ifadelerini kullandı.

Peki, ABD yönetimi, açıkça bağımsız ve egemen bir ülkenin iç işlerine müdahale olan bu tavrını nasıl gerekçelendiriyor?

İlk söyledikleri şey seçimlere katılımın düşük kalması. Çünkü Venezuela'daki seçimlere katılım yüzde 46 civarında oldu. Ne var ki bu oran, seçimlere katılımın yüzde 85'lere ulaştığı Türkiye dışındaki pek çok Avrupa ülkesiyle aynı. ABD'deki son başkanlık seçimlerine katılım da sadece yüzde 54.9'du.

Yabancı gözlemcilerin ve ülkedeki ABD destekli muhalif medyanın izlediği seçimlerde diğer adaylar da özgürce yarıştılar. Devlet Başkanı Nicolas Maduro, 5 milyon 800 bin oy alırken, diğer adaylar Henry Falcon 1 milyon 820 bin, Javier Bertucci 925 bin, Reinaldo Quijada'nın ise 34 bin 614 oy aldı.

Yani Venezuela'daki seçim, hile tartışmalarının, Rus müdahalesi iddiaların hala tartışıldığı ABD'deki son seçimlerden daha güvenilir görünüyor.

Evet, hepimiz biliyoruz ki, Maduro yönetimine karşı bu delilsiz ithamlar, ABD'nin müdahalesine kılıf bulma çabalarının bir ürünü.

Kaldı ki seçimlerle ilgili bir şüphe varsa bile devreye girecek uluslararası kurumlar ve yaptırımları belli. Hiçbir devletin, bütün uluslararası hukuku ve diplomatik teamülleri yok sayarak, kendisine itaat etmeyen yönetimleri gayrı meşru ilan etmeye hakkı yok.

Ama ABD bu… Uzak Asya'dan Latin Amerika'ya, Afrika'ndan Avrupa'ya kadar her memleket onun arka bahçesi. Kuralları o koyuyor.

Mesela, Suudi Arabistan gibi, her yıl milyarlarca dolarlık silah alan, ulusal paranız yerine doları seçen (petro-dolar) bir müşteriyseniz, ülkenizdeki krallık bile demokrasi sayılır ABD için… Bir anda kraldan seçilmiş saygın bir siyasiye dönüştürüverir sizi Sam Amca.

Buna karşın, uzunca bir süredir demokrasi pratiğini yaşatan Venezuela gibi demokrasilerin diktatörlük ilan edilmesi için, bazen sadece dış ticarette Euro kullanmaları bile yeterlidir. Sivil siyasetle, seçimlerle, kamyon şoförlüğünden ta başkanlığa adım adım yürüseniz de bir gecede diktatör ilan edilebilirsiniz.

Ancak böyle gitmez! Çünkü ikinci dünya savaşından beri süren bu hegemonya artık sürdürülebilir değil… Ne diğer devletler ne de ABD için.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN