Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Görünen o ki, Atlantik İttifakı'nın önde gelen ülkeleri, pek çok gerekçeye bağlı olarak, 'Kovid-19'a karşı aşılama sürecini yeterince hızlandırarak, salgının etkisini hızla azaltmayı başardıkları noktada, 'iklim değişikliği' ve 'yeşil gelecek' başlıklarını hızla ivmelendirecekler. Bu konunun hiç şüphesiz gelecek nesiller içini 'daha iyi bir dünya bırakma' gayesi olduğu kadar, aynı zamanda Çin ve Rusya gibi ülkeleri karbon salınımı ve benzeri iklim konularından köşeye sıkıştırma; bilhassa gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisinde artan ağırlığını yavaşlatmaya dönük yönü de var. Bu noktada, ABD'nin ve İngiltere'nin bu konuda işbirliğini arttıracakları anlaşılıyor.
Konunun giderek karmaşıklaşacak boyutları da söz konusu. Örneğin, gelişmekte olan ülkelerin önümüzdeki 10 ile 25 yıl arasında artmayı sürdürecek olan kişi başına yaşam standartları, doğal olarak et ve süt ürünlerine yönelik talebi de arttıracak. Bu noktada, küresel ölçekte et ve süt ürünlerine yönelik artacak talep, doğal olarak küçük ve özellikle büyük baş hayvan popülasyonunun da olağanüstü artmasına sebep olacak. Bu durumda, küresel ölçekte hayvan popülasyonunun bu şekilde artmasının da, karbon salınımı ve iklim değişikliği boyutunda olumsuz etkilerini gözlemleyeceğiz. İşte tam da bu nedenle, başta son dönemin tartışmalı ismi olarak , kimi uluslararası yüzlerin ve kuruluşların 'yapay et' konusunu bu noktaya bağlamaları unutulmamalı.
Ancak, suni etin üretimine yönelik süreç, kanserojen olma riski dahil, pek çok tartışmayı da beraberinde alevlendirmekte. Bu nedenle, dünyanın düşük gelir düzeyindeki kesimlerine yönelik olarak, yüksek gelir grubu orijinal et yerken, düşük gelir grubunu 'yapay et' yemeğe yönlendirmek, beraberinde 'yaşam standardı adaletsizliği' ile ilgili yeni tartışmaları da alevlendirecektir. Keza, dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesimi, dünyanın en yoksul yüzde 50'sinden 2 kat daha fazla karbon emisyonuna sebep olurken; dünyanın en zengin yüzde 10'u ise tüm küresel karbon emisyonunun yüzde 50'sinden sorumlu iken, 2050 veya 2060 için ''nun modellemesi nasıl olacak?
Yani, orta ve ortanın altındaki gelir kesimleri için 'karbon salınımı'nın azalmasına yönelik tedbirler sertleştirilirken, karbon salınımı ve iklim değişikliğinin esas 'sorumlusu' olan en zengin yüzde 1 veya daha geniş manada en zengin yüzde 10'un lüks yaşamlarında sınırlı bir değişiklik olacak ise, o zaman küresel sistem açısından büyük bir mücadele başlığı olan 'küresel yoksulluk' sorunun yanı sıra, bir de 'küresel yaşam standardı adaletsizliği' gibi bir süreç de doğmuş olacak. Bu nedenle, uluslararası kurumlar bir yandan sektörler ve üretim alanları için geleceğe dönük karbon emisyonu sınırlamaları belirlemeyi sürdürür iken; bir yandan da en zengin yüzde 1 ve en zengin yüzde 10'un karbon salınımı konusunda çok daha fazla adım attıkları, kendilerini çok daha fazla sınırladıkları, buna karşılık, dünyanın yoksul kesiminin fedakarlığının çok daha düşük düzeyde kaldığı bir 'sıfır karbon toplumu' inşa etmemiz gerekiyor. Aksi durumda, dünya bu kadar adaletsizlikle ortasından çatlar.

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA