Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yerel seçimlerin 5 ay öne alınmasına ilişkin "anayasa değişikliği" girişimi, pek çok açıdan üzerinde düşünmeye değer sonuçlara yol açtı...
1- "Uzlaşma kültürü zafiyeti" gün ışığına çıktı. Birbirlerine en sert söylemlerle yüklenen liderlerin basit bir düzenlemede dahi ortak paydada buluşmalarının kolay olmadığı görüldü.
2- "Anayasa mimarisiyle oynamanın" her zaman riske açık olduğu gerçeği bir kez daha teyit edildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ifadesi ile "içeriği olmayan bir anayasa değişikliği için milleti sandık başına taşımanın gereksizliği" görüldü.
3- "Çankaya'yı yıpratmamak gerektiği", Köşk'ün devlet yönetiminde anahtar rol üstlenebileceği yeniden hatırlandı.
4- "Parti gruplarının sanıldığı kadar süt liman olmadığı" fark edildi. Genel başkana endeksli kemik siyasi yapılarda bile muhtelif rahatsızlıkların, umulmadık anlarda dışa vurduğu anlaşıldı.
5- "Zikzaklı siyasi lider profili" hafızalara kazındı. İktidar partisine alternatif olamayan ana muhalefetin, referandum ihtimalini sonuna kadar kullanıp, ucuz yola yöneldiği ortaya çıktı.

***

Bu tablonun partiler bazında analizine gelince...
AK Parti Grup Yönetimi'nin, aklı ve bedeni ayrı ayrı yerlerde bulunabiliyor. Varlığı Meclis'te, aklı parti içi dengelerde... Ayrıca üçüncü dönemini süren vekillerin psikolojisinin yönetiminde güçlükler de hissediliyor. Ve tabii ki Tayyip Erdoğan gibi karizmatik liderin izleyeceği yol haritası ister istemez zihinleri meşgul ediyor.
CHP'de etkili muhalefet yetersizliği, yüksek ses tonunda ve hakaret çizgisinde ilerliyor. Partinin ulusalcı damarı pamuk ipliğine bağlı tutuluyor. Gel gitler, heterojen vekil bileşiminin fikri dağınıklığı, anlık ve değişken kararlar partiyi esir alıyor. AK Parti'nin, neredeyse her yanlışlığın sebebi olarak CHP'yi gösteren söylemiyle bile baş edilemiyor.
MHP'de Devlet Bahçeli'nin rahat girdiği düşünülen 4 Kasım Kongresi, dik bir yokuşa dönüşüyor. Partinin yeterince büyüyemediği yakınmaları, iktidar partisi ile yan yana yürüyüşün tercih edildiği eleştirileri MHP'yi zorlamaya devam ediyor.
BDP ise bu denklemde çarpmada 1, toplamada 0 noktasında duruyor.
***

Peki, bundan sonra ne olabilir?
Aslında birbirinden farklı konular iç içe geçti.
Örneğin,
AK Parti, yerel seçim tarihini müzakere edebilir ama Büyükşehir Yasası'nı feda etmek istemez. Burada, hangi seçeneğin siyasi getirisinin yüksek olacağı dikkate alınır.
CHP, sözde pazarlığa açık durabilir ama özde ayrışabilir. Tutuklu vekil sorununun çözümü gibi ön şartlarda ısrar edebilir. Ama mutlak güven duygusu ile mesafe aldırmaz.
MHP, federalizmin altyapısını kurduğunu iddia ettiği Büyükşehir Yasası'nı engellemek için fiilen imkansız hale gelen 27 Ekim 2013 tarihinde ısrar edebilir.
Son aşamada ise seçime bir yıl kala yapılan değişikliğin uygulanamayacağına ilişkin genel prensip eğilip bükülebilir. "Bu hüküm anayasa değişikliğini bağlamaz" denebilir veya "Anayasa değişikliği metnine yazılan geçici madde ile günlük çözüm geliştirilebilir!"
Ama ne tarafından bakılırsa bakılsın, 3 yıl üst üste yapılacak niteliği farklı seçimlerin, siyasetin yönünü bugünden belirlediği söylenebilir. Bu veriler ışığında...
1- Yeni anayasa yapım iradesi örselenir.
2- 2014'teki Cumhurbaşkanlığı seçimi ile yerel seçimin takvimini açma, sandığın neticesine göre strateji geliştirme arzusu Çankaya ile Başbakanlık arasındaki hukuku gölgeleyebilir!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN