Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çok sayıda darbe görmüş Türkiye, tam 7 yıl önce tarihinin en kirli ve farklı darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Farklı diyorum çünkü ilk kez "yolsuzluk" kılıfı giydirilmiş bir darbe söz konusuydu. Ve ilk kez, darbenin arkasında klasik asker değil cemaat kılıfı giymiş bir yapı vardı. İşi tehlikeli yapan da buydu. Oysa bu yapı aslında geçmişte darbeleri "haklı" kılmak için zemin hazırlayan Gladyo'nun yeni versiyonundan başka bir şey değildi. Bir anlamda "gayri nizami harp" yöntemleriyle ülkeyi ve sivil siyaseti rehin alan emperyalizmin içerideki uzantısıydı.
Ancak o güne kadar, çözüm süreçlerini sabote etmesine, 7 Şubat MİT operasyonunu gerçekleştirmesine ve Gezi'ye sinsice destek vermesine rağmen kendisini saklamayı başarmıştı. İlk kez o gün bir dini cemaat olmadığını, darbeci bir yapı olduğunu gösterdi. Kuşkusuz bunun anlaşılması ve anlatılması da kolay olmadı. Bunda muhalefetin, başta da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun çok büyük katkısı vardı. Meğer bu yüzden Kılıçdaroğlu, 2012 yılında hem de Ergenekon sürecinin en yoğun döneminde "Yargıda cemaat var mı?" sorusuna hep şu cevabı veriyordu: "Yargı içinde cemaat yapılanması var diyemem"

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz


İşin daha ilginç tarafı, bütün bu süreçler yaşanırken, arka planda CHP-Gülen ilişkisinin kurulmuş olması. Bu gerçeği de bütün CHP medyası biliyordu. Şimdi sussalar bile o zaman eleştirdiler. Onlardan biri de karanlık oda yazarlarından Deniz Hakan. Bakın ne diyor:
"Halk ve geleceği dozerlere teslim edilirken Kılıçdaroğlu'nun elindeki CHP tabelasında C'nin de artık cemaati temsil ettiğinden kuşku duymuyoruz."
İlginç, ama daha ilgincini bugün CHP'ye destek verenlere hatırlatmak gerekiyor. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 17 Aralık darbesinden kısa bir süre önce ABD'ye gitmiş, orada Faruk Tapan gibi FETÖ'cülerle görüşmüştü. Kılıçdaroğlu o yolculuğa çıkarken yanında medya mensupları vardı ama CHP destekçisi Sözcü ve Halk TV yoktu. Herhalde yavaş yavaş alıştırmayı düşünmüştü. Sözcü gazetesi bu tavır üzerine şu manşeti atmıştı: "CHP Sözcü'yü almadı, büyük ayıp etti."
Halk TV ise şu yorumu yaptı: "Kılıçdaroğlu'nun cemaate yakınlaşma çabası..."
Nerden nereye... Unuttular mı bilmiyorum ama daha sert tepki Odatv yazarı Müyesser Yıldız'dan geldi:
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, Atatürk'ün partisi CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD yolunda. Seçimlere ramak kalmış, adaylarını açıklayıp, millete gideceğine okyanus ötesine gidiyor. Kılıçdaroğlu BOP başkanlığına adaylığını mı koyuyor?"
Kendi medyası FETÖ ile ilişkisinin tanığıydı ama o umursamadan ABD dönüşü çıktığı meydanlarda daha 17 Aralık darbesi olmadan şöyle diyordu:
"Bu hükümeti düşüreceğiz."
Herhalde beklediği 17-25 Aralık yargı darbesiydi. Bu yüzden CHP müthiş destek verdi. Sırtını ABD'ye dayayan FETÖ de, yolsuzluk soslu operasyonuyla o günlerde "CHP'nin C'si cemaat oldu" diyenlerin gözlerini öyle boyadı ki kimsenin sesi çıkmadı ve kimse gerçeği görmek istemedi.
Ama tüm bunlara rağmen, 17-25 Aralık yargı darbesi, Başkan Erdoğan'ın önderliğinde yargı, polis ve siyasetteki yurtseverlerin desteğiyle bertaraf edildi. ABD, Mısır'da, hatta çok benzer bir biçimde Brezilya'da yargı yoluyla solcu Lula Da Silva'yı cezaevine yollayarak başardığı şeyi Türkiye'de başaramamıştı.
Hala bunu unutmuş değiller... 15 Temmuz'a kalkışmaları da yaptırım kararları da bu yüzden.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA