Türkiye'nin en iyi haber sitesi

on sekizinci yaşını kutluyor. Geçtiğimiz on sekiz yıl boyunca AK Parti modern Türkiye siyasi hayatını belki de başka hiçbir partinin tarihte yapamadığı kadar etkiledi. İç siyasette yaşanan köklü dönüşümün yanı sıra Türkiye'nin dış ve güvenlik siyasetinde de geçtiğimiz on sekiz yıl boyunca büyük dönüşümler ve kırılmalar tecrübe edildi ve hala edilmeye devam ediliyor. AK Parti söz konusu dönüşüm ve kırılmaların hem öznesi ve muhatabı hem de hedefi oldu.

AK Parti iktidara geldiği yıllarda ulusal, bölgesel ve küresel sistem ağır bir güvenlik kriziyle karşı karşıya kalmıştı. Ulusal ölçekte 1990'ların ağır terörle mücadele politikalarının ve etrafı düşmanlarla çevrili içe kapanmacı güvenlik söylem ve pratiklerinin etkisi halen devam ediyordu. Terörle mücadele ve aşırı güvenlikleştirilmiş iç ve orduya siyaset arenasında muazzam bir manevra alanı sağlarken aynı zamanda rejimin bekçisi sıfatıyla orduya siyaseti dizayn edecek bir yetki, güç ve toplumsal kabul sağlıyordu. Siyaset ordunun özne olduğu sözde siyasal alan içinde hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Bu kurumsal çarpıklık ve anti-siyasal kamusal düzen Türkiye'nin güvenlik siyasetinde orduyu özne konumuna getirmiş, sivil-asker ilişkilerinin demokratik denetimini ya da demokratikleşmesini ise imkansız kılmıştı.

Türk siyasetinin 1999 sonrası AB menziline girmesi bu ağır güvenlikçi havayı bir nebze olsun dağıtmış olsa da AK Parti'li yılların başlangıcı anti-güvenlikçi bir siyasal havanın oluşturulması mücadelesiyle geçti. Anti-güvenlikçi bu yeni siyasal pozisyon AK Parti'yi aynı zamanda yerleşik nizamın temsilcilerinin de hedef tahtasına yerleştirdi. Nitekim 2002-2008 arası Türkiye siyaseti AK Parti ile merkezde ordunun yer aldığı yerleşik nizamın aygıtları arasındaki mücadeleye şahitlik ettiğimiz yıllar oldu.

Bu dönemin en büyük meydan okumaları, "ordunun göreve çağrıldığı" sözde sivil Cumhuriyet mitingleri, AK Parti'ye yönelik kapatma davası, bizatihi ordunun özne olduğu e-muhtıra ve en nihayetinde yerleşik nizamın aygıtları tarafından organize edilen anti-AK Parti ve anti-muhafazakar kamusal söylemin dolaşıma sokulmuş olmasıydı.

Bu dönemde AK Parti anti-güvenlikçi söylem ekseninde siyaset yapmaya çalışırken kendisi ağır bir güvenlik söyleminin hedef tahtasına yerleştirilmişti. Ne var ki bütün meydan okumalardan başarılı bir sınav vererek geçmeyi başarabildi. Özellikle güvenlik siyasetinin demokratikleştirilmesi söz konusu meydan okumaların aşılmasında büyük rol oynadı. Ulusal ve küresel ölçekte 11 Eylül sonrasında ağır bir güvenlik iklimi söz konusu olduğu yıllarda AK Parti liderliği eşliğinde Türkiye güvenlik-özgürlük denkleminde dengeyi sağlayan bir ülke görüntüsü çizdi. Özellikle Kürt meselesine getirilen yeni bakış açısı, ordunun konumunun demokratikleştirilmesi ve siyasetin sivilleştirilmesi bu dönemin anti-güvenlikçi politikalarının temel sütunları olarak yükseldi.

Bölgesel ölçekte bugün faturasını daha ağır bir şekilde ödemeye devam ettiğimiz güvenlik krizi ise Irak ile başladı. 11 Eylül sonrası Afganistan ile hırsını almayan ABD gözünü Irak'a diktiği sırada Türkiye Irak krizini yönetmekle meşguldü. Nitekim müdahale karşıtı bir pozisyon alan AK Parti liderliğindeki Türkiye 2003 Irak Savaşı'na girmedi ancak Amerikan işgalinin maliyetiyle eninde sonunda yüzleşmek zorunda kaldı. PKK Kuzey Irak'taki mevziisini daha fazla güçlendirirken Irak'taki mikro jeopolitik düzenin imhası Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik güvenlik siyasetini ters yüz etmeye yetti. Yeni bir komşuluk ve yakın çevre siyasetiyle yeni bölgesel güvenlik krizini aşmaya çalışan Türkiye bu dönemde ekonominin ve kültürün (büyük ölçüde medeniyet) merkezde olduğu bir tür yumuşak güç siyasetini devreye koydu.

Geleneksel sorunların anti-güvenlikçi siyasetle aşmaya çalışan çözüm siyaseti, ticareti merkeze alan yeni bir bölgeselcilik tasavvuru ve ikili ilişkilerde yeni tarz siyaset AK Parti'nin Ortadoğu eksenli bölgesel siyasete nasıl cevap verdiğini gösterir nitelikte örnekler arasına girdi. Bu dönemde Suriye'nin uluslararası sisteme yeniden kazandırılması, Irak'ın yeniden yapılandırılmasında Türkiye'nin oynadığı rol, İran'ın normalleştirilmesi ve diğer komşularla ilk defa tecrübe edilen bütün siyasi süreçler AK Parti'nin yeni bölgesel güvenlik asabiyesinin yapı taşlarını oluşturdu.

Küresel ölçekte ise güvenlik krizi iki ana eksende yaşanıyordu. Birincisi 11 Eylül ile başlayan yeni güvenlik siyasetinin biri Afganistan diğeri de Irak olmak üzere iki ülkenin işgaliyle sonuçlanmasıydı. İkincisi ise başta ABD olmak üzere bütün Avrupa ülkelerinin terörizmle mücadele politikalarının kökten değişime tabi tutulmasıyla birlikte İslam karşıtlığının yükselişe geçmesi ve gündelik yaşamın yüksek güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline getirilmesiydi. Birincisi küresel güvenlik sisteminin hızlı bir buhrana girmesine neden olurken ikincisi ise Batı'nın yeni güvenlik asabiyesinin ötekileştirici pratiklerinin hızla bütün Batı sathına yayılmış olmasıydı.

Türkiye bu dönemde iki açıdan önemli hale geldi. Bir taraftan yeni küresel güvenlik sisteminin en kritik oyuncularından biri haline dönüşürken öte yandan da küresel ötekileştirici söylemin hem hedefi hem de muhatabı olarak öne çıktı. Bu dönemde sık sık Türkiye'nin İslam dünyası özellikle de Ortadoğu için "model ülke" olarak gösterilmesi bu bakış açısının bir sonucu olarak düşünülebilir.

Nihayetinde AK Parti liderliğindeki Türkiye içine doğduğu güvenlik krizlerine geleneksel cumhuriyetçi güvenlik asabiyesini dönüştürerek cevap üretti. İçeride demokratik bir ulus-devlet yorumu etrafında anti-güvenlikçi bir siyaset, bölgede normatif bir üst kimlik olarak medeniyet ve kültür etrafında yeni bir bölgesel düzen ve küresel sistemde Türkiye'nin konumunu yeniden yorumlayan yeni bir dış politika. Büyük ölçüde Arap devrimlerine kadar geçen sürede bu siyaset başarılı oldu. Ancak Arap devrimleri tek başına olmasa da AK Parti'nin ve Türkiye'nin yeni bir güvenlik asabiyesine geçişini beraberinde getirdi ya da zorunlu kıldı.

Yeni güvenlik asabiyesi

Arap devrimleri belki ilk yıllarında AK Parti'nin sahip olduğu güvenlik ve dış politika asabiyesinin tatbik imkanı bulması açısından önemli fırsatlar sunuyordu. Ne var ki Arap devrimleri bir imkan olmaktan ziyade Türkiye'nin güvenliğin merkezde olduğu yeni bir iç ve dış güvenlik asabiyesinin oluşmasına neden oldu.

Ulusal ölçekte anti-güvenlikçi siyaset PKK, DEAŞ ve FETÖ terörü sayesinde yeniden güvenlikçi siyasete dönmek zorunda kalırken, bölgesel ölçekte Arap devrimlerini takiben yaşanan yeni çatışma dinamikleri askeri gücün yeniden keşfine ve kullanımına olanak sağladı. 2015 yılı çözüm sürecinin sona ermesi ve hendek terörüyle terörizmle mücadelede yeni bir güvenlik stratejisinin ortaya çıkmasını sağlarken, 15 Temmuz darbe girişimiyle de askeri imkanın gerçek potansiyeli ortaya çıktı. PKK ve DEAŞ terörünün içeride minimize etmeyi başaran bu yeni güvenlik siyaseti bölgede ise Türkiye'yi özellikle de Suriye ve Irak'ta gerçek bir oyuncu haline dönüştürdü. Küresel ölçekte ise Türkiye'nin dış ve güvenlik politikalarında özerk bir aktör olma halini pekiştirmesine olanak sağlayacak yeni bir durumun oluşmasına kapı araladı.

Ancak gerek yeni bölgesel güvensizlik kuşağı ve dönemi gerekse de küresel sistemdeki yeni belirsizlik durumu Türkiye ve AK Parti'yi direnç/direniş eksenine itti. Bu direnç ve direniş ekseni, içerde güvenliği merkeze yerleştiren siyasal bir söylemin yeniden doğmasına zemin hazırlarken, bölgede dış politikaya daha az askeri siyasete ise daha fazla alan açtı. Küresel sistemde ise Türkiye'nin otonomi ve özerklik arayışını daha yapısal bir zemine kaydırmış oldu. Bugün Türkiye'nin uluslararası ilişkilerindeki ağırlıklı meseleler güvenlik bu siyasetin merkezinde ise ağırlıklı olarak yer alıyor olması bu açıdan bir tesadüf değil.

Şimdi AK Parti liderliğindeki Türkiye bu direniş ekseninde hayatta kalma ve Türkiye'nin uluslararası siyasetine yeniden yön vererek yeni bir güvenlik ve dış politika asabiyesi oluşturmak zorunda. Bu yeni güvenlik ve dış politika asabiyesi öncelikle kapsayıcı bir norma, gerçekçi bir güç imkan ve kapasite inşasına ve uzun dönemli stratejik bir yol haritasına ihtiyacı var.

Bunu yapabilecek tecrübe ve birikim ise AK Parti'de mevcut.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN