Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İçlerinde Türkiye'de hem de orta sınıf bir Süper Lig takımının bedava verseler alıp oynatacağı tek futbolcusu olmayan, ama Alman hocaları sayesinde hızlı oynamayı, saha paylaşmayı iyi öğrendikleri için göze Galatasaray'dan çok daha güzel görünen futbol oynayan Lokomotiv Moskova'yı, Galatasaray'ın nasıl güç bela yendiğini ekran önünde kahrolarak izlerken, Fatih Terim maçın bitmesine çok az kala yaptığı, yapmaya mecbur kaldığı değişikliklerle, kör inadından vazgeçip yeni Belhanda'Babel başta, işe yaramaz ihtiyarları kenara alıp, öldürmeye azmettiği gençlerin bir kısmını oyuna sokunca maçın renginin 180 derece değişmesi sonucu, yeni girenlerden Morutan'ın pası ve Kerem'in muhteşem golüyle 1-0 kazanınca, gazetelerin gene "Fatih Terim" destanları yazacakları ve hiç utanıp sıkılmadan "Yaptığı değişikliklerle maçı aldı" diye manşetler atacaklarını, ama asla "Madem öyleydi, geçen maçlarda da hep gördük. Oyunu değiştiren bu adamları niye 70 dakika kenarda oturttun?. O üçüncü sınıf oyunculardan kurulu Lokomotiv'de santrfor Smolov ve golcüleri Cemaleddinov, o kadar beceriksiz, o kadar başarısız, adeta Galatasaray'ın 12 ve 13 numaralı oyuncuları gibi olmasalar ve yüz karası futbolla geçirdiğin ilk 70 dakikayı Ruslar, 2, hatta 3 golle önde kapasalardı, o övündüğün 'dönüşüm'ü yapabilir miydin?" diye sormayacaklarını da biliyordum..
Bu yüzden gece yatarken "Utandın mı Fatih Hocam" diye başlık atarak, oynattıkları ve harcamak için elinden geleni yaptıkları arasındaki farkı anlatacaktım ki, sabah kalkınca, Öcal Ağabey'imin Türkiye'nin cuma günleri, basılı gazetede değil, sadece dijital Türkiye'de yayınladığı yazısını okudum. Lokomotiv maçından sonra değil, o maçın sabahı "Sezar olmayanlara Sezar hakkı verilmemeli" başlığı ile yazdıklarını..
O yazıda Fatih Terim'in artık ezberlenmiş içyüzü vardı bir.. İkincisi bu ülkenin yaşayan en büyük futbol mentörü iken, maşallah başta Fatih Terim, tüm teknik direktörlerin asla kullanmadıkları bir uzmanın, Prof. Dr. Acar Baltaş'ın analizlerinden alıntılar var.
Türkiye'nin 2002 Dünya İkinciliği'nde büyük payı olan Milli Takım Mentörü Turgay Biçer'i hatırlayan var mı bugün?.
Liverpool mesela, "Taç kullanma hocası" dahil, 30 kişilik teknik kadroyla çalışırken, artık kaleci hocası dahi kullanmayan bizim "çokbilmişler", "Çok bilen çok yanılır" lafını dahi unutup yanlarına Ahfeş'in keçisi gibi sadece kafa sallayarak eşek yüküyle maaş alan yakınlarını beslemekle yetiniyorlar.. Nerde kaldı "mentör"le çalışsınlar.. İşte size, Lokomotiv-Galatasaray maçı analizini maçın başlamasından tam 14 saat önce yazıp gazetesine yollayan Öcal Uluç'un satırları..

***

Ziya Paşa, meşhur Terkîb-i Bend'inin 8'inci bölümünde der ki...
"En ummadığın keşfeder esrâr-derûnun / Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın? // "En ummadığın senin içyüzünü keşfeder / Sen herkesi kör, halkı sersem mi sanırsın?"
Meğer bu beyti sanki Fatih ve Sergen hocalar için yazmış... "İstifa eden / ettirilen" Şenol Hoca için de tabii... Sergen Hoca, kendi sahasında "8-10 golden kurtulduğu" 4-1'lik Sporting Lizbon maçından sonra diyor ki: "Şanssızlık!.."
"Biri penaltıdan 3 golü" tam da "dejavuluk bir gösteri içinde" kornerden yiyorsun, sonra da cümle âleme "Şanssızlık" diye yutturmaya çalışıyorsun; hadi canım sen de!..
Ya "Fatih Hoca"; ikinci yarısında "rakip kaleye tek şut atamadığı" Konyaspor maçından sonra "İsabetli şut atamıyoruz" deyivermiş.
Sevgili Hoca'm, senin takımın kornerden gol atmak bir tarafa, (Elin oğlu Beşiktaş'a karşı kornerden üç gol çıkarırken) gol fırsatı oluşturmayı biliyor mu? Taç atmasını biliyor mu? Kalecisine durmadan geri pas vermenin risk olduğunu biliyor mu?..
Etrafını "bir iki istisnası ile 'Sana kafa sallamaktan başka ne iş yaptıklarını' saha içindeki görüntülere bakarsak anlayamadığımız" yardımcılarla doldurmak yerine... Mesela "Şut atmasını futbolcularına öğretmek istiyorsan", neden "Türkiye'yi ikinci vatanı olarak gören ve ayaklarını ülkemizden eksik etmeyen, Galatasaray tarihinin Prekazi'sini kulübene almıyorsun?.."
Evet, futbolcuların "şut atmasını bilmedikleri için" elbette "İsabetli şut atamıyor ve bu yüzden şut atmaları gereken anlarda da pas vermeyi, çalımlarla kaleye girmeyi (!) tercih ediyorlar"; görüyorsun ama "çözüm için yapılması gerekeni" bir türlü yapmıyorsun!..
Neden?..
İşte bu sorunun cevabı, "Hasan Sarıçiçek" imzalı "Prof. Dr. Acar Baltaş" röportajında saklı!..
O röportajı okurken, sevgili Hasan kardeşim yanımda olsaydı, alnından öperdim.
Ben, röportaj yapılırken orada olsaydım, Acar Hoca'mın saygı ile elini sıkarak "bir spor insanı" olarak teşekkür ederdim...
Bakınız, "İyi futbol oynayan ülkelerle Türkiye'nin arasındaki makas neden açılıyor?" sorusuna, Acar Baltaş Hoca'mız nasıl cevap veriyor:
"En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Bilime düşman olunduğu için... Futbolda karar verme yetkisine sahip olanların kendi dışındaki fikirleri anlamak amacıyla gerçekten dinlemek ve onlardan yararlanmak üzere, yeterli güven duygusuna sahip olmadıkları için."
Ve "Konfüçyüs dâhil, birçok düşünüre atfedilen bir sözü" başta futbol olmak üzere spor dünyamıza hediye ediyor: "En büyük delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuç beklemektir."
İşte, müthiş kere müthiş bir teşhis ve de "yapılmaması gerekenin ne olduğunu ortaya koyan" bir tedavi reçetesi...
Ve diyor ki, Acar Hoca:
"Ülkemiz, Galler'in 3.6, Belçika'nın 5.5 milyon, İzlanda'nın 360 bin kişilik nüfusundan 'yetenekli kuşağın' nasıl devşirildiğini düşünmeden yorum yapan yorumcularla ve buna inanan yönetici ve hocalarla doludur. Hâlbuki öğrenme ve gelişmenin en etkili yolu deneyimdir. Başarısızlık da en değerli öğretmendir. En çok başarısızlık duygusu yaşayanlar, rekortmen sporculardır."
TV ekranlarına kurulup, spor sayfalarının başköşelerini kapayan" futbol ulemamızın büyük bölümü hâlâ "Fatih Terim'i, Sergen Yalçın'ı koyacak yer" bulamıyor, başarısızlıklara "başka bahaneler uydurmak için" yarışıyorlar... Onlara ve anlı şanlı hocalarımıza, Hasan kardeşimin "Acar Baltaş röportajını" okumalarını öneririm. (13 Ekim 2021/ Türkiye)

***

Hayal içindesin Öcal Ağabey'im.. Onlar bu dediklerini yaparlar mı?. Hatta Prof. Dr. Acar Baltaş'ı okumayı geç, adını duymaya tahammül ederler mi?.
Onlar kör inatla kafalarındakini ısrarla yapmaya devam ederler.. Kovulana dek..
O arada takım maddi manevi batarmış, umurlarında bile olmaz.. Bu defa deve yükü ile tazminat alıp giderler nasılsa..
Hele de Fatih Terim gibi, yeni ve genç başkanı daha ilk günden avucunun içine alıp parmağında oynatan biri ise..
Tesadüfe bakın, bu pazartesi, yani 3 gün sonra Sergen ve Fatih karşı karşıya gelecekler.
Yani kaybetmek için her şeyi yapan iki "Dev" hocanın derbisi..
İlginç değil mi?. Kaybetme yarışını bakalım hangisi kazanacak?.
Ve bakalım bu defa kaybedeni, bu medya nasıl efsane yapacak?

*

SEN DE Mİ PEREİRA!..

Şimdi Fatih Terim için Sezar(!)dan söz açınca, Vitor Pereira için de "Brütüs"ü anmamak elde değil.. Yani, kendimi kem gözlü sanacağım nerdeyse.. Eskiler "Maşallah dediği 3 gün yaşamıyor" derler ya.. Öylesi..
Bu Pereira için "Ülkedeki hocaların en iyilerinden" demiş ve sahada alınan kötü sonuçlara rağmen, "Adam ilke sahibi.. Medyanın ve sosyal medyanın dolduruşlarına gelmiyor. İzlediğimiz Avrupa'da hemen tüm önemli takımların oynamaya başladıkları 3'lü savunmayı oynayan 11'i, Ali Koç'un kurduğu 52 kişilik palavra ordudan seçip kurmakta kararlı.. Bu yüzden durmadan oyuncu değiştirip herkesi deniyor" demiştim.. "Skor ve sonuç onun için ikinci planda.. Fenerliler sabırlı olsun.."
Palavra Belçika takımı Antwerp önünde Pereira'yı tanıyamadım.. En iyi oyuncuları, Fenerbahçe'nin umudu kesip yolladığı Frey ve Samatta olan Belçikalılar, daha ikinci dakikada Frey'in orta sahada kesip başlattığı kontratak sonunda Samatta'nın attığı golle 1-0 öne geçtikten sonra, Fenerbahçe, hem de gurbet ellerde, bir de penaltı kaçırıp ilk yarıyı 2-1 önde bitirdi. İkinci yarıda zaten açık oynamak zorundaki rakipleri önünde farkı açmalarını bekliyordu herkes..
Ama daha 46'ncı dakikadan itibaren gözlerime inanamadım. 3-4-3 oyununu 5-4-1'e çevirmişti Pereira.. Bizim ödlek, ikinci sınıf hocaların oyununa yani.. Daha 45 dakika varken.. Ve de santrayı bile geçmeyi düşünmeden, kendi yarı sahasında, genelde üç stoperin aralarında git gel paslaşmalarıyla tam bir Fatih Terim icadı lanet futbol "yan, geri" oynuyor, daha doğrusu futbolu öldürmek pahasına 2-1'i korumak istiyorlardı. Brütüs Pereira kendine, ilkelerine ihanet etmiş, bizim perişanlara dönmüştü..
Rakip kendi kalesine 30 metre mesafede toplanınca, Antwerpliler de kendi sahalarında bekleyecek değillerdi ya.. Adeta mecburen ileri çıktılar.. Görünüşte Antwerp eziyordu ama öyle bir şey olduğu yoktu. Fener sahayı boşaltıp onlara teslim ettiği, o aptalca futbolu oynadığı için, mecburen bastırıyorlardı.
Bizim salonda maç izleyen herkesin görüp söylediği gibi, "Bağıra bağıra gelen" beraberlik golünü nihayet 62'nci dakikada attılar.. Allah'tan onların hocası Priske de beraberliğe razı oldu da, Fener açık ara kazanacağı maçtan harika bir "1 puan" çıkarabildi. Puan cetveline bakarsanız ikisi el ele verip, kardeş kardeş annelerinin ligine dönecekler. Frankfurt ve Olimpiyakos gibi 2 B klas takım da, ilk iki sırayı alıp devam edecekler..
Sezar ve Brütüs gitti..
Bakalım bir Marcus Antonius gelebilecek mi, adlarından başka büyük yanları kalmayan 3 minnacıklara.

*

NOTLAR... NOTLAR... NOTLAR...

"Yılın Basın Fotoğrafı Ödülü, Sabah'ın oldu!."
Sabah hangi fotoğrafı çekmiş acaba?. Soyut tüzel kişiler nasıl deklanşöre basıyorlar acaba?. Peki bu başlık ne o zaman?.
Bir foto muhabirimiz, ki adı başlıkta yok. Haberin girişinde "Foto Muhabirleri Derneği"nin düzenlediği törene katılanların adları yazılmış, teker teker.. Uğur Yıldırım kardeşimin adı, yazının sonlarına doğru 8 puntoluk bir cümlede geçiyor, lütfen. Ordan anlıyoruz ki, Uğur kardeşim bir değil, tam 4 ödül almış, çeşitli dallarda..
Resimaltısız pul kadar iki resim var. Her birinde iki kişi.. Kim bunlar, ne oluyor, size bulmaca, buyurun..
Ve en önemlisi, Uğur Yıldırım'a 4 ayrı dalda dört ödül kazandıran fotoğraf veya fotoğraflar, yarısından fazlası resim olan gazetemizde yok..
Sayfa editörü Orhan Turan kardeşim.. Okur, törene katılan siyasi erbabın isimlerini mi merak eder, yoksa "Türkiye'de Yılın Fotoğrafı" seçilen eseri mi?.
Sen hiç merak etmez misin?. Hadi etmedin, okurun neyi merak edeceğini de mi merak etmezsin?.
Merak!.. Merak!. Merak!. Gazeteci olmanın temeli budur. Gazeteci olmakla sayfa doldurmanın farkı "merak"tan gelir..
Uğur kardeşim, ödül alan fotoğrafını ya da fotoğraflarını benim mailime atar, Yasemin'e de haber verirsen, salı günü ben kullanacağım. Sırf senin için değil, meraklı okurları da düşünerek..

***

Picasso mezarından kalkıp gelse ve Türkiye'de bir sergi açsa, o serginin medyada alma şekli, katılanların siyasi durumuna bağlı.. Eğer bir muhalif belediye başkanı açılışa katılmışsa, yandı gülüm keten helva.. Bir gurup medya manşetlerden indirmez, günlerce. Öbür gurup medya söver durur, durmadan..
Tersi olur da iktidar gurubundan bir muhtar keserse kurdeleyi, bir taraf Picasso destanları yazar, öbür taraf "Bunun nesi sanat!. Ben de yaparım bunu" der, hatta yapmaya kalkıp sergi bile açar. Açmakla kalmaz, satar da.. Hem de ne paralara..
Bunları hep yaşadık, yaşıyoruz değil mi?.
Yahu yeter.. Sanatta bile bölmeyin bu ülkeyi.. Köşe yazarlarına lafım yok. Onlar fikirleri neyse onu söylemekte özgürler. Ama haberlerde, hele kültür-sanat haberlerinde bölünme olur mu dostlar?.
"Böl ve yönet" emperyalizmin temel ilkesidir. Bölünen ülkenin, bölenlerin sömürgesi olması yakındır.. Tarih boyu görmedik mi?. Osmanlı "Hasta Adam"a dönünce, döndürülünce yani Halide Edib bile Sivas Kongresi'ne mektup yollayıp "Amerikan mandasını kabul edelim" demedi. Mustafa Kemal olmasa, şimdi ABD'nin himayesindeki FETÖ denen herif, o ülkenin Türkiye Genel Valisi olarak Pensilvanya'da değil, İstanbul'da oturacaktı, düşünebiliyor musunuz?. Alışverişlerini de Sinekli Bakkal'dan yapardı herhalde..
Yapmayın.. Etmeyin.. Eylemeyin.. Fikir farkı yüzünden siyasi mücadele yapılır, ülke bölünmez.
Günümüzde yeni bir Tevfik Fikret mi gerek bize..
"Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâl
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,
İnhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;
Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim."
--------------
(Kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat.
Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.
Bir eğik baş, bir boyunduruktan ağırdır boynuma;
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.)
Tevfik Fikret

***

Bir kentimizde Alparslan Türkeş Botanik Parkı varmış.. Yani özel bitkilerin bulunduğu, okulların eğitim amaçlı gidip gezdiği o en kıymetli parklardan birine Aslan Amcamın adını vermişler. Belediye Alparslan Türkeş Parkı'nı, kat karşılığı inşaat yapılması için ihaleye çıkarmış. Konu Belediye Meclisi'nde oylanırken, bir parti olumsuz oy kullanmış..
Sorum.. Tahmin edin bakalım, haberde sakladığım isimler ne?.
Ve de fazla uğraşmayın..
Kent Kastamonu.. Belediye Başkanı, ilk başkanı Türkeş'in ta kendisi MHP'den.. Oylamada, olumsuz oy kullanan ve karşı çıkan da Milli Birlik Komitesi'nden Türkeş ve 14 arkadaşını sürdüren CHP!.
Peki Alparslan Türkeş adlı parkta, ağaçların inşaat için kesildiğini koskoca haber yapan ve eleştiren gazete?.
Tahmin ettiniz!.. En solcu yayın organlarımızdan Sözcü..

*

TEBESSÜM

İki kürdan yol kenarında bekliyorlarmış.. Uzaktan bir kirpi görünmüş.. Kürdanın biri öbürüne dönmüş. "İşte otobüsümüz geliyor" demiş.

*

SEVDİĞİM LAFLAR

Geçmişi göğsünüze öyle sımsıkı bağlayın ki, kollarınız, geleceği kucaklamak için sonuna dek açılabilsin!. Jan Glidewell

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA