YAZARA MAİL GÖNDER Yarışırken yaralamamak

YAZARLAR

Siyasette hareketli günler geçiriyoruz. Aday adayları var. Bir yarış bu. Mücadele olacak elbette. Kazananlar kaybedenler olacak. Yarış da olabilir. Ama ilkeli ve nezih olmalı.
Aday adaylığı döneminde insanların birbirini çok yaraladığını görüyoruz. Sosyal medya üzerinden birbirinin önünü kesmek isteyenler birbirini yaralıyor. Bu, her partide oluyor. Parti ve siyasi yelpaze önemli değil. Nefis devrede. Müthiş bir heves var. Partiler "birbirini bu denli yaralayanları tercih etmeyeceğiz" diyebilir. Ders verebilir.
Keşke herkes iyi işler için aday olsa.
Keşke herkes Allah rızası için aday olsa.
Keşke herkes dua almak için aday olsa.
Keşke herkes iyiliğin yolunu açmak için aday olsa.
Keşke herkes maddi değil, manevi beklenti için aday olsa.
Keşke herkes rızayı ilahi için aday olsa.
Keşke herkes, şu kardeşimi şu adamı, şu konuda benden daha öne alın diyebilse.
Keşke herkesin derdi Allah olsa.
Keşke kimse beceremeyeceği şeye aday olmasa.
Keşke herkes bu işin hakkını verebilse.
Keşke herkes huzurda sorgulanacağını düşünse.
Keşke herkes münasip zamanda, münasip yerde olsa.
Keşke herkes vefalı olsa ve dik durabilse. Keşke.
Bu günlerde, aday adayı kardeşlerime (hangi partide olursa olsun) bir tavsiyem var. Mezarlığı ziyaret edin. Birer Fatiha okuyun. Mezar taşlarındaki doğum ve vefat tarihlerine bakın. Orada kendinizden birilerini bulacaksınız. Bizim gibi bir ömür geçiren insanları. Ama şimdi hepsi orada. Mahşeri bekliyorlar. Yarın biz de orada olacağız. Başkaları da dışardan bize bakacak. Bunları düşünün. Ve sonra mücadelenize öyle başlayın.
Allah doğruların, sadıkların ve halis olanların yardımcısı olsun.

Neden dualar kabul edilmez?

S Basra çarşısında insanlar İbrahim bin Ethem'in etrafında toplanıp sordular: Ey İshak'ın babası.
Bizler Allah'a yalvarıyor olmamıza rağmen bir türlü duamız kabul olmuyor. Sebebi nedir?
İbrahim bin Ethem dedi ki: Çünkü kalpleriniz 10 konuda öldü. Ondan dolayı dualarınız kabul olmuyor.
1- Allah'ı bildiniz. Fakat hakkını yerine getirmediniz.
2- Kuran'ı okudunuz. Fakat onunla amel etmediniz.
3- Allah'ın nimetini yediniz. Fakat şükrünü yerine getirmediniz.
4- Allah'ın peygamberini sevdiğinizi zannediyorsunuz. Fakat onun sünnetini terk ettiniz.
5- Şeytana düşmanımızdır dediniz. Fakat ona aykırı davranmadınız.
6- Cennet haktır dediniz. Fakat gereğini yapmadınız. Oraya girmek için tedbir almadınız.
7- Cehennem haktır dediniz, fakat korunmak için gerekeni yapmadınız.
8- Ölüm gelecek dediniz. Ama ona hazırlanmadınız.
9- Uykudan uyanır uyanmaz; insanların ayıplarıyla uğraştınız. Fakat kendi ayıplarınızı görmediniz.
10- Ölülerinizi defnettiniz. Fakat ibret almadınız. Bütün bunların yanında Yüce Allah duanızı nasıl kabul edecek?

Ey Muaz!

Hz. Muaz (r.a.) diyor ki; 'Peygamberimiz (s.a.v.) beni Yemen'e vali olarak gönderirken ellerimden tuttu ve şöyle buyurdu:
Ey Muaz; sana şunları tavsiye ediyorum:
- Allah konusunda takvalı ol.
- Emaneti yerine getir.
- Doğru sözlü ol.
- Sözünde dur.
- İhaneti terk et.
- Yetime merhamet et.
- Gazabını (öfkeni) bastır.
- Selamı yay.
- Devlet başkanına bağlan.
- Kuran'ı iyi düşün.
- Ahireti sev.
- Ahiret hesabından kork.
- Gelecek konusunda ölçüsüz ümit besleme.
- İyi ameller işle.
Seni şunlardan alıkoyuyorum:
- Hiçbir Müslüman'a küfretme.
- Hiçbir yalancıyı doğrulama.
- Hiçbir doğruyu (doğrucuyu) yalanlama.
- Adil imama isyan etme.
- Yeryüzünde fesad (ikilik) çıkarma. Ey Muaz;
- Her ağacın ve taşın yanında Allah'ı an.
- Her bir günahtan yeni bir tevbe yap.
- Gizli işlediğin günaha gizli, açık işlediğin günaha açık tevbe et.
(Beyhaki, Zühd)

Elli bin yıllık mesafe

Zamanın değişken ve göreli olduğunu belirten ayetlerden birinde şu ifade vardır:
"Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na yükselir." (Mearic, 4)
Bir önceki ayette Yüce Allah'tan bahsediliyor. Daha sonraki -yani bu- ayette de meleklerin yüce Allah'ın katına olan yolculuk ve yükselmekle ilgili süresi konuşuluyor. Bu nedenle de normal şartlarda elli bin yıl içinde ulaşılabilecek olan bu manevi dereceye melekler ve cebrail bir gün içinde çıkarlar denilmektedir.
Yani melekler bir günde, normal hızla (belki ışık hızıyla) elli bin yılda ulaşılabilecek Rabbani makama ulaşırlar.
Melekler ve Cebrail (ruh); Allah'ın arşına yükselirken bizim zaman kriterimize göre miktarı elli bin sene olan bir mesafeyi bir gün gibi bir zaman diliminde geçerler.
Bu ayet hakkında şu görüşler de ileri sürülmüştür.
1- İnsan ruhu ölüm anında mümin bedeninden çıkınca 'sidretül münteha' denilen makama yükseltilir. Orada hesaba çekilir. Ve cennetteki makamı ona gösterilir. Sonra kabre döndürülüp sorgu başlar. İşte bu mesafe ışık hızı yılıyla elli bin yıllık mesafedir. Melekler için ise bu süre bir gün gibidir.
2- Kabir azabı elli bin yıl olan bir günde gerçekleşir. İmansıza olan azap bir gün bile sürse, elli bin yıl gibi gösterilebilir.
3- Ahirette insanın bekleyeceği elli durak vardır. İmansızlar her bir durakta bin yıl beklerler. Böylece elli bin yıl sıra beklerler. Bu süre bir mümin için ise bir gün gibidir. Hatta bir günün bir anı kadardır.
4- Kıyamet gününün uzunluğu kişiye göredir. Bazıları mahşerin sonuna kadar, bazıları bir saat bekler, bazıları ise hiç beklemeden cennete girerler.
Tasavvufi Bakış; Yüce Rabbin rızasına ermek için manevi yola giren bir mürid -mümin- erginliğe ulaşmak için yola çıktığında, gerçek bir yönlendirici bulursa maksadına bir günde ulaşabilir. Ama doğru bir yolda yürümeyen ve doğru bir mürşid bulamayan kişi ise bu mesafeye elli bin yılda ancak ulaşabilir. Yani hiçbir zaman ulaşamaz. Tasavvuf alimleri bu ayetten böyle bir çıkarımda bulunmuşlardır. Allah elbette daha doğrusunu bilir.

***

Zamanın göreli olduğunu belirten bir başka ayet ise şöyledir: "(Allah) gökten yere iş(ler) düzenler. Sonra süresi sizin saydığınızla bin yıl olan bir günde (işler) ona yükselir." (Secde, 5)
Mearic 4. ayette; Melekler ve ruhun bir günde, elli bin yıllık Rabbani mesafeye çıktıkları belirtiliyor. Secde 5. ayette ise kulun yaptığı işlerin ve alınan her kararın bin yıllık bir mesafeye çıktığı belirtiliyor. Melekler veya ameller bu mesafeye bir günde çıkıyor.
Mearic'de Yüce Allah'ın belirlediği manevi dereceye; Secde'de ise amellerin çıktığı dereceye işaret ediliyor. Süreler farklı, çünkü gidilen mesafe farklı. Bu Kuran'ın bütünlüğüne ve sistemli mantık dokusuna işaret ediyor.
Yani manevi yüceliklerde değişik istasyonlar var. Bir kısmına bin yılda, bir kısmna belki iki bin yılda bir kısmına belki elli bin yılda varılıyor. Bu mesafeler bir sınırı da ifade etmiyor, değişkenliği ve genişliği ifade ediyor. Bu yolculuktaki meleklerin hızı da mekânın veya emrin ihtiyacına göre değişebilir. Kadrajı çok büyük sürate müsait olan bir aracı kullanan, sürücünün arzu ettiği sürate odaklanması gibi. Mesafeye göre hızını ayarlayabilir.
Bazı yıldızların ışıklarının; kâinatın yaratıldığı günden bu yana bize doğru gelmesine rağmen henüz bize ulaşamadığını düşünürsek, yaratıcının büyüklüğünü daha iyi wanlayabiliriz. Ne kadar büyüksün Ya Rabbi.

BİR DUA

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
"Sabah namazını kıldıktan sonra konuşmadan önce 7 defa; Allah'ım beni cehennem ateşinden koru (Allahumme ecirni mine'n-nar) dersen... Ve o gün ölürsen Allah seni ateşten uzak tutar. Akşam namazını kıldıktan sonra konuşmadan yedi defa 'Allah'ım senden cenneti istiyorum; Allah'ım beni cehennem ateşinden koru' dersen ve o gece ölürsen, Allah seni cehennemden kurtulanlardan yazar." (Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud, Nesai)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.