YAZARA MAİL GÖNDER Londra'da Türk markası rüzgârı

YAZARLAR

Geçen hafta iki güne sıkıştırılmış hızlı bir Londra programına dahil olup, Türk seramik sektörünün markalaşma ve kalitesini duyurma yolunda attığı önemli adımı da yazmıştım.
Türk iş, kültür ve sanat dünyası son yıllarda bu önemli metropole çok sık uğramaya başladı. Daha doğrusu kalıcı adımlar atmaya, bir çok alanda "biz de varız" demeye başladı.
Kahve Dünyası, Simit Sarayı gibi kafe zincirleri son bir iki yılda açtıkları dükkanlarında hatırı sayılır cirolara ulaşmayı, konfeksiyonda Silk&Cashmere gibi iyi markalarla görünür olmayı başardı.
Gazeteci arkadaşlarımla dünyanın önde gelen sanat ve mimarlık okulu Royal Academy of Arts'ın önünde So? Mimarlık ve Fikriyat'ın kurucuları tarafından Kalebodur'un incecik seramikleri kullanılarak yapılan oturma grubunda İngilizlerle sohbete dalıyoruz.
Akademinin sokakla olan bağlantısını ilk kez güçlendiren bu enstelasyon, akademideki yöneticilerin aklına bir gün için sokağı da trafiğe kapatma ve insanların bu bölgeyi daha çok kullanma fikrini getirmiş. Yaz sergilerini dolaşan herkes, yorulduklarında da "Beklenmedik Tepe" ismini taşıyan oturma gruplarında oturup dinleniyor şu günlerde. Mimarlık camiasının da akademinin de Türkiye'nin hem seramik sektörünün hem de mimarlarının geldiği düzeyi ilgiyle takip ettiğini görüyoruz.
Londra izlenimlerime gelince... Konuşmalar, açılış resepsiyonu derken tiyatro meraklısı 3 gazeteci çok merak ettiğimiz bir tiyatro oyununun yolunu tutuyoruz. Kraliçe Elizabeth 1952 yılından bu yana başbakanlarla her hafta özel görüşme yapıyor ve hiç ama hiç kimse, eşler ve çocuklar da dahil bu görüşmelerin içeriğini bilmiyor. Oyunda, Churchill'den başlayarak, Demir Leydi unvanlı Thatcher ve şu andaki başbakan Cameron'a kadar 12 başbakan ile Kraliçe'nin müthiş 'diyalogları' sürükleyici bir şekilde anlatılıyor. Kraliçe rolündeki Kristin Scottz Thomas'ın mükemmel performansıyla 3 saat bizim için su gibi geçiyor.
Tiyatro sonrasında Seramik Tanıtım Grubu Başkanı Bahadır Kayan ile buluşmak üzere yine Türkiye'den bir girişimci grubu tarafından açılan Frescobaldi'nin yolunu tutuyoruz. İstanbul Doors Group'un ortaklarından Levent Büyükuğur ve Berk Ekşioğlu, İstanbul'daki restoran grubunu Ferit Şahenk'e sattıktan bir süre sonra restorancılık işinden vazgeçememiş, hedef büyütüp bu kez Londra'da üstelik de şarapları ve zeytinyağı ile ünlü İtalyan Frescobaldi Ailesi'ne ait İtalyan restoranı İngiltere'ye taşımışlardı. Levent Büyükuğur'u restoranın başında, her detayla ilgilenirken buluyoruz ve İstanbul ile Londra arasında mekik dokuduğunu öğreniyoruz.
İstanbul'a döndüğüm gün Londra'da yaşayan bir Türk arkadaşımın koyduğu Türk kahvesi fotoğrafları dikkatimi çekiyor. Restoranı yeme içme sektöründe hatırı sayılır bir ismi olan ve Wagamama ile Hakkasan restoranlarından tanıdığımız Çinli Alan Yau açtı. İsmi Babaji. Toplantıya giderken önünden geçtim. Restoranın camında kocaman İstanbul Pide Salonu yazıyor ama bildiğimiz pide salonlarına benzemiyor, pek bir havalı. Tam ortasına bir pide fırını yerleştirilen mekandaki içkiler de yiyecekler de Türk markalarından oluşmuş.
Özetle söylemek istediğim, dört bir koldan dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri kabul edilen Londra'da Türk girişimciler arka arkaya ayağı yere basan projelerle kendilerini göstermeye başladı. Bu arada Alan Yau'nun bir Türk kadını ile evli olduğunu da hatırlatmak isterim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.