YAZARA MAİL GÖNDER Sahipsiz İstanbul'dan yıllanmış örnekler..

YAZARLAR

"İstanbul'un sahibi yok" diyorum..
Seçilerek, ya da atanarak "Güya" İstanbul'a sahip olma durumuna gelen, bizim vergilerimizden oluşan maaş, ödenek ve harcırahlarını peşin peşin alan, konaklarda oturan, en son model zırhlı arabalarda, eskortlar, korumalarla, kendilerine önceden açılan yollarda, "Yahu bu vatandaş ne eder" diye sağa sola bile bakmadan çekip giden, Ankara'dan bir muhterem gelmedikçe, yazın klimalı, kışın kaloriferli makam konaklarında safa süren "Beyefendiler"in adlarını da yazarak soruyorum..
"Siz nasıl sahipsiniz bu halka?. Bu kentin insanlarına?. Hemşehrilerinize" diyorum, nasıl pişkinlik içinde kılları kıpırdamadan oturuyorlar, görüyorsunuz..
Yahu iki satır bir açıklama gönder?.
Ne açıklayacaklar ki?. İnanın, verecek satır yanıtları olsa, şimdiye durmazlardı. Ama İstanbul'un perişan hali, kaderine terk edilmişliği meydandayken ağızlarını açacak halleri yok. Hiç değilse, onu biliyor ve susuyorlar..
Valla bu bile erdem, günümüzde..
Ben örneklerime devam edeceğim..
İstanbul Boğaziçi Köprüsü 29 Ekim 1973'te, yani Cumhuriyet'in 50. yılında açıldı. O zaman geçiş ücreti iki yanlıydı ve onar liraydı. Sonra, çift taraflı gişelerin büyük zaman kaybına sebep olduğunu birileri anladı, ya da uygar ülkelerden gördü. Gişeler, Avrupa- Asya yönüne alındı. Geçiş 20 liraya çıktı. Asya- Avrupa geçişi serbest, gişesiz oldu.
Avrupa'dan Asya'ya geçişler, özellikle, işlerin dağılma saatinde yoğunlaşıyordu. Çünkü İstanbul'un iş merkezleri büyük çoğunlukla Avrupa yakasındaydı. Asya yakasında ise, nispeten daha ucuz meskenler vardı. Her sabah karşıya işe gidenler, akşam dönüyorlardı. Dönenler, o zaman geçişler peşin para ile olduğundan gişe önlerinde uzun zaman kalıyorlardı.
"Dur.. Parayı çıkar, ver.. Bekle, üstünü al. Gişe memuru düğmeye bassın, öndeki direk kalksın, geç."
Sonra arkadaki araba için ayni uygulama.. Köprü girişi öyle kilitleniyordu ki, yığılma, E-5'i aşıp, E-5'e açılan, şehir içi yollara kadar sarkıyordu.
Bu yoğunluğu hafifletmek için Karayolları, yoğun saatlerinde, Köprü'nün Aysa- Avrupa geçişinden bir şerit çalıp, Avrupa- Asya yönüne ekledi. Asya tarafından gişeler zaten kaldırıldığı için, kazanılan yere de yeni gişeler ekledi. Köprüden 4 şeritten gelenler, 15 şeride dağılıp, para alıp verme işini hızlandırdılar. Geçici çözüm işe yararken, kalıcı çözümler arandı. Önce Otomatik Geçiş, sonra kartlı geçiş eklendi. Paralı geçiş tamamen kaldırıldı.
Ama onlar da yeterince hız sağlamadı. Hızlı geçişe dönüldü. Avrupa yönünden gelen arabalar, hızlarını kesmeden, adeta gişe yokmuş gibi çekip gitmeye başladılar. Ama gidemediler. Bu defa köprü çıkışında kilit başladı.
Neden?.
Para alıp vermeler, üstünü beklemeler yüzünden 12- 15'e çıkarılan gişeler aynen yerlerinde duruyordu çünkü. Avrupa tarafından 4 şeritten gelenler, burda keyiflerine göre 12-15 şeride dağılıyorlar, köprüden çıkar çıkmaz, e-5'te yol yeniden 3 şeride düşüyorlardı. Yani, Karayolculuğunda geçin mühendisi, taş taşıyan işçinin bildiği gerçeği, Türkiye Kara Yollarında bilen tek mühendis yoktu. Hani "Siz yol mühendisi değil, kaldırım mühendisi olamazsınız" dediğim için kızan, muhteremler.
Hızlı geçişle, arabalar artık yavaşlamazken, 12 şeride çıkıp sonra 100 metre içinde üçe inersen ne olur?. Huni olur, huni!..
O zaman da trafik kilit olur.. Bunu nasıl bilmez bir yol mühendisi?.
Normalde Köprüye 3 şerit geliyor, E-5.. Köprü 3 şerit. Karşıda da üç şerit devam ediyor E-5 gene.. Artık hız da kesmediğine göre, niye arabaları önce 12 şeride yayıp, sonra tekrar üçe toplayarak o "Huni"yi yaratıyorsun be adam?.
Hadi Kara Yolları'nın umurunda değil. İstanbul'un simgesi o güzelim, o anıt binalarının da Zorlu Center çirkinliği için yıktırılmasına razı olurken, umursamazlıklarını göstermişlerdi zaten..
Yahu bu kentin Valisi, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü, ne işe yaradığını hala bilemediğim Ulaştırma Koordinasyon Merkezi (Ukome) yok mu?. Birisi, hem de aylar, yıllardır, bu aptal rezilliği görmez, "Yahu devir değişti. Sistem değişti, yaşam değişti. Niye bu eskinin kokuşmuş uygulaması devam ediyor" diye sormaz mı?.
Sormaz.. Çünkü onlar eskortlu ve ışıldaklı arabaları ile, o sıkıntıyı hayatlarında yaşamıyorlar ki.. Haberleri yok.. Halkın çektikleri de zerre umurlarında değil ki, o yandan haberdar olsunlar..
O Köprü'den kaç yüz defa geçtin, Vali?. Emniyet Müdürü?. Kaç bin defa geçtin, Belediye Başkanı.. Bu yazdığım aptal uygulamanın bugüne dek farkında oldun mu, camdan dışarı bakıp?. Olmadın.. Olsan, iki kelimelik sözlü emirle düzeltirdin zaten!..
Bu "Huni" rezilliğinin bir tarafı daha var.. Asya- Avrupa yönünde.. O da yarın!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.