Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Kampanyanın bam teli

Vakit ilerliyor, seçime çok az kaldı ve ben şu devam eden kampanyalarda nelerin konuşulduğunu, nelerin tartışıldığını daha farklı bir gözle bakıp anlamaya çalışıyorum. Gündelik kampanya heyecanını sağlamak bakımından devam eden tartışmalara kulak verilmese de olur. Fakat her şeye rağmen bu kampanya dönemi bittiğinde ortaya bir genel görüntü, izlek, yapı çıkacak. Mitingler işte bunun için önemli. Siyasetin dilini, dokusunu o mitingler bize aktarıyor. Her şey olup bittikten sonra durumu değerlendirirken seçim sonuçlarını bu kampanyanın belirginleşmiş dokusuna bakarak irdeleyeceğiz. O nedenle süren tartışmalar sadece liderlerin laf yarıştırması değil. O laf üşürmelerinin altında başka belirleyici unsurlar var. İş onları görüp algılamakta yatıyor.
Kampanya yeni ısınıyor. Daha dört hafta var ve doğal olarak zıtlaşmaların dozu giderek artacak. Görülebildiği kadarıyla bugünkü propaganda ortamında iki önemli ayrışma çizgisi üstünde durulabilir. Geçen haftaya kadar hiç tartışılmayan Kürt konusu yeniden ve çok olumsuz bir biçimde öne geldi. Bunca şey yazılmasına rağmen Türkiye'de olayların arkasında yatan koşulları ve itici faktörleri soğukkanlı bir biçimde değerlendirme alışkanlığı olmadığı için hala ne anlama geldiğini yeteri kadar çözemediğimiz AK Parti-Güneydoğu ilişkisi geçen hafta her şeyin ansızın alevlenmesiyle yepyeni bir dönemece savruldu. Kim kimin elinden neyi kapacak bunu henüz göremiyoruz. Ama öyle anlaşılıyor ki, Güneydoğu ve BDP ilişkisi önümüzdeki dönemde de yakıcılığını koruyacak. Zaten Kürt meselesi dışında Türkiye'nin o derecede ciddi bir başka meselesi var mıdır, doğrusu çok su götürür.
İkinci ayrışma AK Parti-CHP çekişmesiyle biçimleniyor. Bunun ideolojiler üstünden yürüyen bir tartışma olduğunu söylemek çok zor. CHP kendisini bu noktaya taşıyan dinamiklerin de etkisiyle bu kampanyayı daha popülist bir temele her gün biraz daha fazla oturtuyor. Kılıçdaroğlu, benim burada tekrarlamak istemediğim, basında yeterince yer bulan ve eleştirilen bazı niteliklerle bu çerçeve içinde özdeşleşiyor. Hırçınlığı bir yana besbelli ki, Kılıçdaroğlu'nun bir iç gerilimi var. Kılıçdaroğlu bir yandan statükonun kendisine çizdiği sınırlar içinde kalmaya gayret ediyor bir yandan da meydanlarda karşılaştığı yenilik taleplerini karşılayamamanın rahatsızlığını içinde duyuyor. Kendisine kalsa Kılıçdaroğlu daha özgürlükçü, daha demokrat, daha "sistem dışı" birisi olabilir. Ama bir yandan CHP "bagajı", diğer yandan kendisini oraya taşıyan hazırlık fazla kımıldamasına izin ve olanak vermiyor. O koşullar altında da popülizmden fazlası elinden gelmiyor.
AK Parti ve Erdoğan ise daha geniş bir zeminde hareket ediyor. Bu doğal. Arkasında bu siyasetin sekiz yıllık bir icraat ve birikim var. Öte yandan AK Parti statüyle mücadele etmenin bugüne kadar kendisine sağladığı imkânları kullanıyor. Fakt onun iç gerilimi de gene aynı noktada düğümleniyor: bundan sonrası için ne kadar özgürlükçü, ne kadar demokrat, ne kadar statüko dışı bir siyaset izleyeceğinin muhasebesini yapmak.
İşte bu noktada bence asıl can alıcı düğüme ulaşılıyor. Kimsenin yeteri kadar üstünde durmadığı gizli, içeriden yanan ve her şeyi tayin edecek bir ağırlık taşıyan o koşul, Türkiye'nin özgürlükçü kesim için fazla devletçi ve statükocu olması, statükocu kesim için de fazlasıyla liberal olması.
Siyasetin daha karmaşık teorik araçlarıyla bakınca ikincilerin söyleyecek fazla bir şeyi yok. İçinde bulunulan toplumu fazla özgürlükçü bulmak klasik bir muhafazakârlık saptaması. Toplumsal düzeyde bu elbette bir şeyler ifade eder ama maksat, neyse o anlamlar zinciri, onun kırılmasıdır. Özgürlükçülerin ise sistemi fazla statükocu bulması, hâlâ öyle bulması ve gerçeğin de öyle olmasıdır asıl önem taşıyan. Amacın ne olması gerektiği de bu halde, kendiliğinden şekilleniyor: statükoyu zorlamak, sonuna kadar zorlamak.
Kim bunu sahiplenirse, büyük kopuşu, her zaman olduğu gibi, bir kere daha o sağlayacak. Kendisi için de Türkiye için de.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA