Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ÜLKÜ TAMER

Bir film şenliği

Yıllar önceki coşkuyu hatırlıyorum. İlk İstanbul Film Şenliği'ni. Sinema sinema nasıl da koştururduk. Bugünün gençleri yedinci sanat konusunda talihli sayılırlar. Hangi filmi isteseler ellerinin altında. DVD'ler, internetler... O yıllarda nerede? Ellinci sınıf vurdu-kırdılarla sözüm ona seks filmleri doldururdu sinemaları. Eli yüzü düzgün bir filmi ara ki bulasın...
Sinema tutkunları baharı beklerdi. O zamanlar iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda film seyredebilmek için. İlk şenliklerde altyazı da olmazdı. Yabancı dil bilen biri mikrofonun başına geçer, perdede söylenenleri kendi dilimizde anlatır, bazen de yorumlardı.
Olsun... Doğru dürüst bir şey seyrediyorduk ya, ona bakardık.
Şenlik yıllar içinde serpildi, gelişti... Şimdi kimbilir kaç sinemada kaç film seyretmek mümkün. Saymak bile sabır ister.

***
Bu yılın şenliğinde ilgimi en çok çekenler "Dünya Festivallerinden" başlığı altında toplananlar. Gazetemizin tema sponsorluğunu yaptığı yirmi film. Dünyadaki belli başlı şenliklere katılmış, ödül almış filmlerden bir seçme yaparak seyretmeye kalkmak bile Atilla Dorsay'ın önerilerini gerektirecek neredeyse.

***
Geçmişe döndüm yine. Bodrum'da "Kenan Evren dönemi" nde düzenlediğimiz "mini film şenliği" ne.
Bodrum'a ilk 1960'larda gitmiştim. Şimdiki Bodrum'u düşümde görsem hayra yormazdım.
Her yerden denize girilirdi. Yaz sıcağında bunalan, Azmakbaşı'nda pırıl pırıl suya atardı kendini. Artemis'in önü doğal plaj. Kırk yılda bir toplanılıp Müskebi'ye, Farilya'ya gidilirdi Mehmet'in "ciptaksi" siyle. Bazen balıkçı motoruna atlayıp Bağla'ya, Yalıçiftlik'e.
Haftada bir Pazar kurulurdu. Yazlık sinemalar dışında tek eğlence pazaryeriydi.
Pazaryerinin hemen altında Şişman Latif'in aşevi vardı. Karşısında Sakallı. Onun yanında Nasip. Körfez'i saymazsak, karın doyurulacak tek yerlerdi bunlar.
Nasip'i tanıdım. Kısa sürede kanımız kaynadı, dost olduk. Gördüğüm en keyifli insanlardan biriydi. Sabahları gün ağarırken açardı dükkânını. Çorbayı, köfteleri hazırlamaya koyulurdu. Ben yandaki kahvede çayımı içer, Recep Cingöz'e gazetelerin gelmesini beklerdim. Abdi Bey'in başyazısına göz atarken Nasip bitirirdi işini. Birlikte Azmakbaşı'na doğru yürümeye başlardık. Nereid Pansiyon'un önüne gelince, "Hey yavrum hey!" diye bağırırdı Nasip.
Yandaki evden karşılığı gelirdi: "Hey yavrum hey!"
Hey Yavrum, Mustafa Hoca, görünürdü kapıda. Gider, deniz kıyısındaki kahveye oturur, başlardık çene çalmaya.
O küçücük Bodrum'da üç de yazlık sinema vardı. Nereye gideceksin? Dört ay boyunca her gece bir sinemaya. Gözen'de Belgin Doruk'la, Palmiye'de Clint Eastwood'la, Yeni Sinema'da Belmondo'yla akrabadan da yakın olmuştuk.

***
1980'lerin başında Kütüphaneye uğramıştım bir gün. Yönetici Ali'yi dertli gördüm. "Baksana duvarlara," dedi. "Her yan dökülüyor. Bir boya yaptırmak için bile ödenek alamıyoruz."
Aklıma bir şey geldi. "Hadi, seninle Yeni Sinema'ya bir uzanalım," dedim.
Biraz sonra sinema sahibinin karşısındaydık.
"Sinemayı üç gece Kütüphaneye verin," dedim. "Filmleri ben getireceğim. Para almayın. Bütün geliri Kütüphaneye bırakalım."
Razı oldu. "Ama," dedi, "askeriyeden izin gerek."
Gittik "askeriye" ye. Albayın karşısına çıktık. Üç film getirteceğimi, Kütüphane yararına Yeni Sinema'da oynatmak istediğimizi uzun uzun anlattım. Albay yüzümüze bakıyor, ama kimbilir neler düşünüyor? Bizi dinlemiyor bile. Baktım, izin tehlikede, "Atatürk'ün çocukları olarak okuma yazma seferberliğine katkıda bulunmak istiyoruz," dedim.
Albay, "Atatürk"ü duyunca bir doğruldu, "okuma yazma seferberliği" nde gülümsedi. Evren Paşa "yurt çapında okuma yazma seferberliği" başlatmıştı o günlerde. İzin belgesinin altına imzayı bastı.
İstanbul'a, sevgili İsmet Kurtuluş'a telefon açtım. İsmet Bey, getirdiğim üç filmin, Amarcord 'un, Macarlar'ın, Kan Davası'nın işletmeciliğini yapıyordu. Filmleri hemen otobüse vermesini rica ettim.
İki gün sonra geldi filmler. Sokakları afişlerle donattık. Kombine biletleri satışa çıkardık.
Bodrum, 1960'ların Bodrum'u değildi artık. Ünlenmeye, kalabalıklaşmaya başlamıştı. Mendirek'te garip giysilerle dolaşanlara uzaylı gözüyle bakılmıyor, kafayı çekip geceleri nara atanlara gülünüp geçiliyordu. Emniyet Amiri Yeşilova bile kafasında kovboy şapkasıyla Azmakbaşı'nda okey oynuyordu.
Sinema üç gece de doldu. "Mini film şenliği" hem Kütüphanenin duvarlarının boyanmasını sağladı, hem de Oktay'ın meyhanesinde aynı şeyleri konuşmaktan usananlara taze söyleşi olanakları yarattı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA