Yediarıklar ve yağmur suları

Giriş Tarihi: 26.10.2015
Yediarıklar ve yağmur suları

Yediarıklar, yüz yıllar boyu Antalya'nın doğal yağmur drenaj sistemi idi. Keşke, o kadar para harcanıp açılan yağmur drenaj kanalları yerine bu Yediarıklar'a el atılsaydı, kentin geleceği garantide olurdu

Yüz yıllardır Antalya'nın doğal yağmur suyu drenajı olarak kullanılan ve geçtiği yerlere hayat veren Yedi arıklar, 2006 yılı başında tekrar hayata geçirilecekti. Fakat olmadı. Halbuki sokaklardaki bu arıklar, yüzyıllar boyu Antalya kentine hayat veren, aynı zamanda şehrin doğal yağmur drenaj sistemi idiler. Bugün betonlaşan yollardan yağmur suları gidecek yer bulamıyor.

YEDİARIKLAR MUCİZESİ

Kırkgöz'den yeraltı ve yerüstünden iki kolla gelen Düden Çayı, Varsak bölgesinde bir şelale meydana getirdikten sonra Antalya Havaalanı yakınındaki Cırnık Kemeri denilen köprü yakınından ayrılan bir kolla Antalya'ya gelir. Bu su, daha yakın bir zamana kadar 'Yediarıklar' adı verilen yerde, yedi koldan Antalya kentine girer; bir kolu, bugün 'Doğu Garajı' denilen yerden kente girer, Sağlık Müdürlüğü yanındaki eski bulgur değirmenine akar, bugünkü Muratpaşa Kaymakamlığı'nın güneyindeki otoparkın kenarından Ekşili Bahçe'ye; odadan da Atatürk Caddesi'ne geçerdi. Burada, Üçkapılar'ın Selçuklu Kulesi yanındaki Demirhane'nin türbinini çalıştırdıktan sonra da eski Antalya Kalesi'ni çeviren hendeğe akardı. Yediarıklar'ın diğer kolları ile Değirmenönü, Balbey, Kaleiçi, Yenikapı evleri sulanır, yıkanır, serinler; bahçelerindeki meyveler, sebzeler bu suyla hayat bulurdu. Hamamlarda insanlar bu sularla yıkanırdı. Bugün artık belki izleri kalan Değirmenönü'nün değirmenlerini, buz fabrikasını, eski hidrolik santralini, Düden'den gelen Yediarıklar'ın suları döndürürdü. Bugün Düdenbaşı Şelalesi'nden başlayarak 15 km'lik yolu boyunca, Antalya'nın kent merkezinin doğusunda kalan Zeytinköy, Koyunlar, Değirmenönü, Bahçearası, Barınaklar, Güzeloba, Lara Yolu üzerindeki tüm bahçeleri sulayan Düden suyu, Lara Yolu üzerinde 40 metre yükseklikteki falezlerden büyük bir gürültü ile denize dökülür.

DEĞİRMENLER

Bir de Şarampol'den geçen ve Antalya'daki çayların en hızlısı olan Kanlıçay vardır. Bu su da çok sayıda çocuk ve yetişkin insan yüzerken boğulduğu için halk bu çayın adını böyle koymuştu. Kanlıçay, Kızılsaray mahallesinden Kemiklik'e, oradan bugünkü Orduevi'nin içinden geçerek, önündeki yolun altından karşıya atlar, Karikatür sokağından iskeleye iner ve İskele'de bugün otoparkın olduğu yerdeki eski un fabrikasını çalıştırırdı. Kızılarık Mahallesi'ne ismini veren Kızılarık ise Yediarıklar'dan çıkınca boydan boya bu mahalleyi dolanır; Değirmenönü'ne iner; Çapacı Mehmet Kaptan, Hacı Mustafa Agam ve Ak Hüseyin'e ait değirmenlerini çalıştırıp; Demircikara Mahallesi, Kırcamisi ve de Bahçearası'nda ne kadar sebze ve narenciye bahçesi varsa sulayıp falezlerden denize akardı. Günümüzde artık, Antalya cadde ve sokaklarında sular akmıyor. Santral ve değirmenler durdu. Bu arıklar bugün ya apartmanlar altında kaldılar, ya da üstleri kapatıldı, bir kısmı şimdi kanalizasyon görevi görüyordur belki de.

ANTALYA'YA HAYAT VERİRDİ

Eskiden Antalya'da bu sularla yaşam bir başkaydı. Sıcak yaz aylarında insanların serinlik içinde yaşamalarına ortam sağlayan ve yedi kolla kente dağılan bu sular, sokaklardaki her zaman tertemiz tutulan arıklarda akardı. Kış aylarında bu arıklara su verilmezdi. Yaz aylarında bahçeleri sulayan bu arıklar, kış aylarında da yağmur sularını denize götürürdü. Bu arıkların sularında 'İğne Balığı' dediğimiz küçücük balıkları yakalar, kavanozlarda beslemeye çalışırdık. Ama genellikle ölürler, biz çocuklar da çok üzülürdük. Bu sular o kadar berrak ve pırıl pırıl idi ki yere boylu boyunca uzanarak, bu suları içmekten kendimizi alıkoymazdık. Suyun içinde bir kanserojen madde olan klor da yoktu. Lezzetli ve kokusuz bir su içerdi Antalyalılar o zamanlar. Hiç kesilmeden akan bu sular, özel kanallarla bir o bahçeye, bir bu bahçeye çevrilerek, bahçelerdeki havuzlara akıtılırdı. Bazen bu arık çevirme olayı kadınlar arasında büyük kavgalara neden olurdu. Akşamüstleri bahçelerin serin sulu havuzları etrafında oturulur; havuzun suyu ile de bahçedeki çiçekler ve ağaçlar sulanırdı. Evlerdeki bu havuzlarda sivrisinek yumurtalarını yok etmesi için Japon balığı beslenirdi. Bu balıklar havuzlara hoş bir görünüm de verirdi. Sıtma Mücadele görevlisi geldiğinde, balıklı havuzlara ilaç sıkmazdı. Bahçelerde özellikle yasemin ve "Ful" adı verilen ve kokusu çok keskin olan çiçeği yetiştirmek, halkın bir kültür simgesiydi. Eski tenekeler içinde yetiştirilen bu ful çiçekleri, vapurla İzmir ve İstanbul'a gönderilmek üzere at arabaları ile İskele'ye indirilirken, bunların götürülüşünü halk büyük bir hayranlıkla izlerdi. Hemen hemen her evin bahçesinde bulunan portakal ve limon ağaçlarında, nisan ayında açan çiçeklerin çevreye yaydığı koku, Antalya'yı adeta bir cennete çevirirdi. Yaz aylarında Antalya'nın sıcakları adeta dayanılmazdır. İşte bu sıcaklarda, Antalya'nın hemen hemen her sokağında akan arıkların suları ile sokaklar ve caddeler sulanınca, verdiği serinliğin yanında çevreye hoş bir toprak kokusu yayılırdı. Keşke zamanında yağmur drenaj kanalları yerine bu Yediarıklar'a el atılsaydı. Çünkü Yediarıklar, yüzyıllar boyu Antalya'nın doğal yağmur drenaj sistemi idiler.

SİMGEMİZ ŞELALELERDİ

Daha 30 yıl öncesine kadar Yediarıklar'dan gelen sular, Antalya sokaklarının kıyısından, ana caddelerinin ortasından daima ağzına kadar dolu ve hatta etrafına taşarak akardı. Atatürk Caddesi'nin altından geçip gelen suyun bir yarısı demirhane türbinini çalıştırır, kalan diğer bir yarısı da ileride kalenin dibinde açılmış bir arıktan, Üçkapılar'dan İmaret Sokağı'na geçerek, sonra da Hıdırlık Kulesi'ne kadar devam eden Hesapçı Sokağı'na girerdi. Kaleiçi'ndeki evleri sulayarak giden bu suyolunun diğer bir kolu, kalelerin dibindeki hendeğin içinde surları takip ederek Yenıkapı'ya doğru aktıktan sonra Hıdırlık Kulesi'nde tekrar birbirlerine kavuşurlardı. Hıdırlık Kulesi'nin hemen dibindeki önceleri Remzi Büyüközer'e ait olan, 1950'li yıllardan itibaren Adil Aşçıoğlu tarafından işletilen Antalya Buz Fabrikası'nı çalıştırdıktan sonra bu sular, Deliktaş yüzme yerindeki falezlerden bir şelale halinde denize dökülürdü. Eskiden İskele'den başlayarak Düden Şelalesi'ne kadar uzanan kıyı boyunca Antalya falezlerinden denize dökülen irili- ufaklı tam 29 şelale vardı. Bunlardan bir kısmı üç un değirmeni ile Antalya'nın, artık kullanılmayan hidroelektrik santralini de çalıştırdıktan sonra büyük bir coşku ile 40 metre yükseklikten denize ulaşırlardı. Eskiden Antalya'nın simgesi şelalelerdi. Kent büyüdükçe, binalar kenti kapladıkça sularımız yeraltına çekildiler. Simgemiz değişti, Yivli Minare oldu. İskele'de deniz motorcuları, bugün olduğu gibi, eskiden de bu şelalelere geziler düzenlerlerdi. Bugün Yat Limanı'nda motorcular yine "şelaleye şelaleye" diye bağırıyorlar ama, ortada gösterilecek şelale kalmamış ki? Şimdilerde falezleri izleyerek denizden Düden'e giderseniz, 1960'lı yıllara kadar bu şelalelerin falezlerde bıraktıkları tortularını hala açık seçik görürsünüz.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Yediarıklar ve yağmur suları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN